Mezun Olduktan Bir Gün Sonra Kendimi Bangalore’da Buldum!

Merhaba, ben Dilan Çağlar. Marmara Üniversitesi İşletme Enformatiği mezunuyum. AIESEC ile okul bilgilendirme toplantısı sırasında tanıştım ve şu an Hindistan’da bir yazılım şirketinde İş Analisti olarak çalışıyorum.

Staj arama dönemim boyunca AIESEC’ten her konuda destek aldım. Bilgilendirmelerin sonucunda Hindistan’a gitmeye karar verdim ve bilişim sektöründe birçok ülkeye danışmanlık veren bu ülkede hayatımın iş tecrübesini yaşamak istiyordum.

Mezun olduktan bir gün sonra kendimi Asya’nın silikon vadisi Bangalore’da buldum. Yoğun iş hayatının yanı sıra AIESEC ile farklı ülkelerden gelmiş stajyer arkadaşlarım ile hafta sonları şehir dışına küçük geziler düzenliyoruz. Her ülkenin kendine air bir mottosu vardır. Bence Hindistan’ınki “Chill India”!
Dilan Cağlar
Bangolore, India

Global Citizen Maceramın Tamamı İyi ki’lerle Dolu.

Bu yaz Global Citizen ile Çin’e gittim. Çin benim için her zaman gidilmesi çok zor bir ülke gibiydi. Kendi kendime ‘her yere gidebilirim ama Çin’e gidemem sanırım’ derdim.  Bu yüzden seçtiğim ülke Çin’di. Aslında projeye başlamadan önce daha gitmeden bile kendime meydan okumuş oldum, bana imkansız giden bu yeri seçerek. Daha önce uzun uçak yolculuğu yapmamıştım ve öncesinde Çin ile ilgili beni korkutan tek şey uçaktı. Dönüp kendime ‘uçak yüzünden kendini kısıtlamayacaksın değil mi İlayda, bu kadar korkak değilsindir herhalde’ dedim ve başka hiçbir ülkeye başvurmadım bile. Hem kendime imkânsız bir şey olmadığını göstermek, hem de değişik bir şey yapmak ve bu anlamlı projeyi gerçekten ihtiyacı olanların yanında geçirmek için o uçağa bindim.

Çin’e vardığımda gözümde büyüttüğüm uçak yolculuğunun aslında ne kadar sıradan olduğunu gördüm. Projem Hangzhou şehrinde  8-18 yaş arası çocuklarla ilgilenmek ve İngilizce’lerinin gelişimine katkı sağlamaktı. Çin oldukça fakir bir ülke ve çocuklar bizim burada sahip olduğumuz çoğu şeyden mahrumlar. Projem boyunca iki ayrı okulda çalıştım, ilkinde öğrencilerim 8-13 yaş arasındaydı.  Günde 13-16 arası ders yapıyorduk ama Çin’in eğitim sistemi oldukça katı, onların dersleri sabah 7’den akşam 10’a kadar sürüyordu. Kendilerine ayırabildikleri vakitleri olmadığı için kendi derslerimi onları nasıl daha mutlu edebilirim ve onlara nasıl bir şeyler katabilirim şeklinde düşünerek yaptım. Neredeyse tek kelime İngilizce bilmeyen 47 öğrenciye tek başıma ders verdim. Anlaşabileceğimiz tek ortak dili bilmeyen 47 çocukla, doğru dürüst diyalog kuramasam da çok sıkı bağlar kurdum. İlk zamanlarda bana karşı çok kapalılardı, derse katılmak istemiyorlar, utanıyorlardı. Sonraki günlerde birbirimize alışınca ben sınıfa girdiğimde alkışlarla, gülümsemelerle beni karşılamaları her şeye değerdi. Çin kapalı bir rejime sahip olduğu için yabancı film, kitap vs yasak. Bunu duyduğumdan yanımda birkaç film götürmüştüm onlarla izlemek için. Film izleteceğim ilk ders, izlemek ister misiniz diye sorduğumda evet diye bağırıp el çırpmaları, etrafa yaydıkları mutluluk benim için yeterliydi. Film izlettiğim zamanlarda bazen film yerine onları izledim. Verdikleri tepkiler, gülümseme, şaşırma… O an ‘iyi ki Çin’deyim, iyi ki bu çocuklarlayım’ dedim. Onlara yararlı olabildiğimi, bir şeyler katabildiğimi gerçekten hissettim….

İkinci okulumda ise öğrencilerim 16-19 yaş arasındaydı. İngilizceleri diğer okula nazaran daha iyiydi ancak yine oldukça utangaçlardı. Bu okulda beni en çok etkileyen şey, aramda bu kadar az yaş farkı olan kişilerle ne kadar farklı olduğumu görmemdi. Bu okulda ders olarak bazı günler film izliyor, sonrasında film hakkında bir makale yazıyorduk. O zaman aynı yaşlarda olsak da aslında ne kadar farklı olduğumuzu gördüm. Ben 20 yaşında kalkıp dünyanın öbür ucuna gidebiliyorken, onlarla bazı şeyler tartışabiliyorken,  Çin’de 19 yaşında bir genç,  izlediği film hakkında ya da küresel ısınma, açlık gibi konularda söyleyebilecek bir-iki cümleye bile sahip değil, yaşadığı şehirden başka bir yere bile gitmemiş… Bunları gördükçe onlara gerçekten bir şeyler katabildiğimi fark ettim, bu bana yeterdi…

İkinci okulumdaki öğrencilerim dersin son gününde bana yazdıkları mektupları verdiler,  3 hafta gibi çok kısa bir süre beraber olsak da bana karşı hissettikleri, o bağlılıkları öylesine mutlu etti ki beni… Biri ‘gelecek öğretmenimin bu kadar tatlı ve sevecen olacağını hiç beklemiyordum, iyi ki seni tanımışım, öğrettiğin her şey için çok teşekkürler, beni sakın unutma!’ yazmıştı..  Çin’de çocuklarla geçirdiğim bu 6 hafta boyunca gerçekten yapabileceğimiz, yapmamız gereken çok şey olduğunu gördüm… Gitmeden önce çoğu kişi ‘gidecek başka yer bulamadın mı, Avrupa’ya git’ şeklinde şeyler söylemişti, iyi ki hepsine kulak tıkayıp Çin’e gittim diyorum dönüp baktığımda. Yaptığım, yaşadığım ve yaşattığım şeyler öyle anlamlı, öyle değerli ki…

Çin’de yaşadığım 7 hafta boyunca insanların hayatlarına bir nebze de olsun dokunabildiğimi, etki edebildiğimi gördüm. Bunların yanında gezmediğim kadar gezdim, daha önce denemediğim lezzetler denedim, cesaret edemeyeceğim şeylere cesaret ettim, karşılaştığım her zorlukta kendimi  geliştirdim, bana ‘nirvana’ gelen Çin Seddi’ne tırmandım…

Gitmeden önce kullanılan hayat değiştiren tecrübe lafı çok abartılı geliyordu ancak döndükten sonra sağlanan tecrübenin bunu tam olarak karşıladığını gördüm… Şu an hayatım toptan değişmemiş olsa bile hayatımı değiştirecek gelişimler yaşadım kendimde, yapabileceklerimin sınırları olmadığını, her şeyin kendi elimde olduğunu gördüm ve başkalarının hayatlarına bir etki ettim, bir şeyleri değiştirmelerini sağladım belki de…  Bunların yanında şu anki ben, Çin’e gitmeden öncekiyle çok farklı. Hayata bakışım, olaylara verdiğim tepkiler… Şu anki İlayda öncesine göre daha gelişmiş, daha büyümüş, daha olgun, yapabileceklerimizin sınırı olmadığının farkında olan…

Şu anda 7 haftalık Global Citizen maceramın tamamı iyi ki’lerle dolu.

İyi ki Global Citizen olmuşum, iyi ki Çin’i seçmişim, iyi ki bu kadar güzel insanlar tanımışım, iyi ki o çocuklara bir nebze de olsa etki etmişim, iyi o kadar uzağa gidip o kadar farklı bir kültür tanımışım ve en önemlisi iyi ki o uçağa binerek kendime meydan okumuşum…

Bu sayede şimdi bana dünyanın birçok yerinden  7 hafta boyunca çok güzel şeyler paylaştığım arkadaşlarım, Çinli öğrencilerim, gezip gördüklerim, yaşadıklarım, kendime kattıklarım kaldı ki, en değerlisi bu….

Elif İlayda Serbest, Hangzhou, Çin, 2014

Olaylara bakış açım değişti!

Tunus, mavi kapı ve pencereli beyaz evleri, sıkı bir pazarlıkla alacağınız cüzdanı 1/10 fiyatına alıp bir de sıkı bir pazarlıkçı olduğunuz için azarlayan satıcıları, Türk dizilerini bizden iyi bilen ve Türk olduğunuzu öğrenince gülümseyen insanlarıyla güzel bir Afrika ülkesi.

Benim projem çocuklara İngilizce ve Türkçe öğretmekti. Başta çok heyecanlıydım ama zaman gerçekten çabuk geçiyor. Öğrencilerimle geçirdiğim her an ayrı güzeldi. Ben onlara öğretirken aynı zamanda ben de onlardan çok şey öğrendim. Şimdilerde onları çok özlüyorum. Aynı zamanda 12 ülkeden tanıdığım farklı kültürlerden gelen bambaşka insanlarla bu süre içinde aile gibi olduk ve ayrılması gerçekten de zor oldu, hepsini çok özlüyorum.

Bu deneyim bana en çok kendimi geliştirmemde yardımcı oldu. Kısa bir süre olsa da ben 1,5 ayda çok şey öğrendim yaşadıklarım beni daha da olgunlaştırdı ve olaylara bakış açım değişti.

Teşekkürler AIESEC

BÜŞRA KAYA

Veni Vidi Vici

Söze nereden başlasam bilmiyorum; ama öncelikle şunu söylemek isterim ki, AIESEC ile tanışmak gerçekten bir dönüm noktasıydı benim hayatımda. Daha önceden yurt dışına çıkma girişimlerimin üçünde de sıkıntılar yaşamıştım ve kısmet olmadı. AIESEC hayallerimin gerçekleşmesinde başröl oynadı diyebilirim.

AIESEC’i ilk olarak Anadolu Üniversitesi İki Eylül Kampüsünde verilen konferansta tanıma fırsatım oldu ve o andan itibaren can-ı gönülden uğraştım yurt dışına stajyer olarak gidebilmek için. Sonunda birkaç haftalık internet yazışmalarım ve başvurularım sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti’ne kabul edildim ve yolculuk hazırlıklarına başladım. Nihayetinde Çin’deyim ve bu yazımı buradan yazıyorum.Üniversiteden yeni mezun olan ve hayatında böyle güzel bir tecrübe yaşamak isteyen herkese AIESEC’i tercih etmelerini ve bu fırsatı değerlendirmelerini şiddetle tavsiye ederim.

Yurt dışında stajyerlik yapmak ve birkaç ay iş tecrübesi kazanmak, yaşamak ve gezmek her zaman ayağınıza gelemeyecek bir fırsat. Bu nedenle, AIESEC’i tercih etmek çok iyi bir adım ve de tecrübe olacaktır.

Ekrem YILDIRIM

Yunanistan’da Global Talent Tecrübesi

Yunanistan’da Fransız bir şirket olan Teleperformance Hellas’da Apple Müşteri Temsilcisi olarak çalışıyorum. Burada Global Talent Programı ile staj yapmaktayım. Hala öğrenmeye devam ediyorum .Özellikle bu şirketi tavsiye ederim. Tabii ki yurt dışında çalışmanın zorlukları var ama 50’den fazla ülkeden insanın çalıştığı bir şirkette çalışıp hem teknik hem de iletişim anlamında kendimi geliştirmem beni gelecek için umutlandırmaktadır.

Onur Yaldız, Eskişehir

Aynı Amaç Uğruna Kilometrelerce Yol Kat Etmek

17 Haziran 2014’te başladı bu hayat değiştiren tecrübe. Hava alanında 4,5 saat bekledikten sonra, elektrik ve sudan yoksun bir evde kalarak yaşadım ilk şoklarımı, ama bunlar engel olamadı hem kendi hem de başkalarının hayatına olumlu etki edecek bu harika serüvenin güzel bir şekilde devam etmesine. İlk kez yuvalarından uzaklaşan ve Mısır’da aynı çatı altında birleşen 15 insana bir lider lazımdı elbet. Evet, kaçmadım karakterime doğrudan etki eden o sorumluluğu almaktan. Zorlanarak başladığım bu serüvende öz güven kazanmaya başlamıştım.

Zaman geçtikçe yeni ailem oldu bu aynı amaç uğruna kilometrelerce yol kat edip buluşan koca yürekli insanlar. Çabalıyordu herkes aynı ev ve projede. Tek bir düşünce vardı akıllarda, insanları olumlu etkilemek. Aramızdaki bağın güçlü olmasının sebebiydi bu aynı gaye uğruna çalışmamız.
Mısır’daki son günlerim yaklaşınca fark ettim bu aileyi terk etmek istemediğimi. Bu harika projenin aktif bir parçası olmak gurur veriyordu insana. Ayrılık günlerinde akan gözyaşları özetliyordu o harika 59 günü. Geriye dönüp baktığımda ise birçok neden vardı gurur duymak için kendimle..

Tunahan

Benim İçin Brezilya…

2014 haziran da 2 aylık sosyal sorumluluk projesiyle Brezilyanın başkenti Brasiliaya gittim. Brezilya denince akla sahiller, samba, futbol vb. şeyler geliyor ülkemizde ve bize göre herkes mutlu, herkes her gün danslar edip gülücükler saçıyor. Aslında bu yargı biraz doğru biraz yanlış. Dürüst olmak gerekirse Brezilya’da hayat bu kadar da güllük gülistanlık değil. Yalnızca başkent değil Sao Paulo ve Rio gibi büyük şehirlerinde de bulunduğum bu ülkede gördüğüm şuydu; insanlar gerçekten genellikle mutsuz ve tükenmiş hissediyor ama gerçekten de gülümsüyorlar. Özellikle yabancılara olan sempatileri yabancı olduğumu öğrenince açığa çıkıyor. Gerçekten sıcakkanlı ve yardımsever insanlar.

Orada bulunduğum süre boyunca çeşitli düşünce ve karakterden insanlarla özellikle yaptığım sohbetlerde gördüm ki insanlar umutlu. Herkes memnuniyetsiz ama umutlu. Ülkedeki sınıf ayrımı başkentte hat safhada. Zengini çok zengin, fakiri de sokaklarda dilencilik, satıcılık tarzı şeyler yapıyor. Çok üzücü ama suç oranı da oldukça yüksek.

Tecrübelerime gelince; Sao Paulo’da uçaktan iner inmez yaşayacağım zorlukları tahmin etmeye başladım çünkü dünya kupası hali hazırda devam ediyor ve yabancıların ülkeye akın ediyor olmasına rağmen İngilizce bilen bir görevli bulmakta zorlandım. Ama insanlar gerçekten yardımseverdi ve bilmeseler bile el işaretleriyle ya da farklı yollarla benimle anlaşmaya çalıştılar. Hatta bir adam benimle beraber hava alanının bir ucundan öbür ucuna kadar yürüdü.

Dünya Kupası atmosferi tüm ülkede ve halkın büyük kesiminde etkiliydi ve sokaklarda bayraklarıyla, ülke formalarıyla yürüyen insanlar o kadar çoktu ki… Gerçekten futbola düşkünler çünkü Brezilya ulusal takımının maçı olduğu zaman ülkede gayri resmi tatil ilan ediliyor ve insanlar çalışmıyor, okula gitmiyorlardı. Hayallerin ülkesinde hemen hemen tüm erkeklerin hayali olan dünya kupasını izlemek anlatılamayacak bir mutluluk.  Bu realiteyi kavramam biraz zaman aldı ama şimdi düşününce bunun ne kadar eşsiz ve büyük bir deneyim olduğunu anlamaya başladım.

Gerçek bir rüya. Brezilya’ya gitmek benim için gerçekten rüyaydı ve gidişimin yalnızca turistik amaçlı değil, oradaki gençlere İngilizce gerçeğini göstermek ve bu konuda yardımcı olma, deneyimimi bir kat daha unutulmaz yaptı. Onlara bir şeyler öğrettiğimden daha fazlasını onlardan öğrendim. Portekizce artık bana yabancı değil hatta insanlarla iletişim kuracak kadar öğrendim diyebilirim.

Geçirdiğim iki ayda tanıştığım onlarca insan bana o kadar sıcak davrandılar ki kendimi yabancı bir ülkede hiç tanımadığım bir kültürdeymişim gibi hissettirmediler. Yeni bir ailem var ve o ailenin fertleri Brezilya’da yaşıyor. Gerçek ve saf arkadaşlıklar kurdum. Ve tüm kalbimle inanıyorum ki o insanlarla hayatımın sonuna kadar arkadaş kalacağım.

Hayat neyi gösterir bilinmez ama günün birinde oraya geri dönme isteğim oldukça fazla. Ve umarım bir daha gidersem yine AIESEC ile giderim ve sıradan bir gidiş değil bir amaca hizmet eden bir geri dönüş olur.

Orcan Günay

Projedeki Son Günümde Çocuklar Dahil Herkeste Bir Burukluk Vardı.

Budapeşte’ye gideceğim kesinleştiğinde mutluluğumu anlatacak kelimeleri  buraya yazamam. Mutlu olduğum kadar biraz da korku vardı tabii ki. Her değişim adayı gibi benim de aklımda sorular vardı. Nasıl bir ülke, kültürleri nasıl, ne yaparsam kızarlar veya en önemlisi Türkleri seviyorlar mı gibi. Uçaktan inip Budapeşteye ilk vardığımda her şey çok farklıydı. Her şey hiç duyup görmediğin bir dilde yazılmış. Kimseyi tanımıyorsun, hiçbir yeri bilmiyorsun, kimsenin konuştuğunu anlayamıyorsun. Farklı bir ülkede yeniden doğmak gibi. İlk anaokuluma gittiğim günü hiç unutmayacağım. Çünkü ilk gün hepsiyle nasıl anlaşacağım diye düşünüyordum tam 5 hafta sonra hepsinin benim bir parçam olacağını bilmeyerek.

Budapeşte’de günlerim geçiyordu ve içimdeki korku yerini yeni yerler keşfetme ve yeni insanlarla tanışma heyecanıyla kaplamıştı resmen. Bir ülkenin sokaklarında kaybolmaktan bu kadar zevk alacağımı hiçbir zaman düşünmemiştim. Böyle olunca insan o yerde daha çok kaybolmak istiyor. Her gün anaokuluna giderken gülümseyerek gidiyordum.  Çünkü her vardığımda etrafımda sarılmak için koşan küçük küçük insanlar vardı. Öğle arasında yanına oturmadığım için bütün gün ağlayan çocuklarım vardı. Anaokulundan ayrılırken gitme diyerek ağlayan çocuklarım vardı. Ben onlara çocuklarım diye sesleniyordum. Çünkü onları kendi çocuğum gibi sevmiştim. Onların gözlerindeki ışıltıyı gördükçe daha bir şevkle geliyordum anaokuluna. Kısacası anaokulunda sevgi vardı.

Ana okulundaki son günümde çocuklar dahil herkeste bir burukluk vardı. Normalde kolay kolay ağlayabilen birisi değilimdir. Ama o gün gözlerimden akan yaşlara dur diyemedim. Bana ağlarken yanıma gelip sarılan çocuklarımı asla ama asla unutmayacağım. İşte bu duyguyu herkes tatmalı. Belki onlar beni unutacaklar belki hatırlamayacaklar belki hatırlayacaklar bilemem. Ancak ben onların isimlerini bana yaşattığı duyguları hiçbir zaman unutmayacağım. Ama şunu biliyorum ki 30 sene sonra bile hala onlar benim çocuklarım olacak. AIESEC ailesine teşekkürler.

Doğukan Çelikbazı

Fas’ta Yaşadığım Global Citizen Tecrübesiyle Kendimi Yeniden Keşfettim!

Öncelikle bana bu tecrübeyi yaşattığınız için teşekkür ederim. Benim ikinci ailemi edinmeme vesile oldunuz. Ben bir peri masalı yaşadım. Her sabah şen şakrak çocuk sesleriyle uyandığım, her gün minik öğrencilerimin gözündeki ışıkla yolumu aydınlattığım, gerçek arkadaşlığı, kardeşliği tattığım bir peri masalı… Kendi iç yolculuğumu bu tecrübe sayesinde tamamladım. Gerçek Çağlayı, hayattan zevk alabilen, eğlenebilen, gerçekten gülümseyebilen, sabredebilen Çağlayı gün yüzüne çıkardım. Emeği geçen herkese, özellikle de AIESEC’e teşekkürler.

Cağla Dinç