İlk defa bir yabancıyla AIESEC aracılığı ile konuştum!

Bu kurumla tanışmam yaklaşık 2 yıl öncesine dayanıyor. Lise öğrencileri için yürütülen “Dünya Bize Katılıyor” projesine lise öğrencisi olarak katılmıştım. İlk gittiğim gün benim için hayatımın en ilginç günlerinden biriydi. Salondan içeriye adımı mı attığım ilk anda dans eden ve sebepsizce gülen insanlar gözüme çarpmıştı. İlk başlarda bana çok farklı gelen bu durumun içinde kendimi bulana kadar hiç bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Hayatım boyunca ingilizceye hep bir merakım olmuştu fakat daha önce hiç pratik yapma şansım olmamıştı. İlk defa bir yabancıyla bu kampta konuşma şansı bulmuştum. Bu kurumun bana verdiği bu ilk fırsatı hiç unutmayacağım sanırım.

Daha sonrasında üniversitenin ikinci döneminde bir arkadaşımın yardımıyla zaten bildiğim bu kurumda üye olarak çalışmaya başladım. Ve AIESEC ismini ilk duyduğum bu projenin bu sene ki organizasyon takımında yer alma şansı yakaladım. Bu gerçekten onur verici bir deneyimdi benim için. Üye olarak bu kurumda yer aldığım günden beri gittiğim kongrelerde olsun katıldığım etkinliklerde olsun bu kurumun benim üzerimde yaptığı değişikliği gerçekten hissedebiliyorum. Sayısız liderlik ve üyelik tecrübeleriyle bu kurumda olmak benim için gerçekten gelecek vaadediyor.
Şuana kadar sundukları, daha uzun süre sunacakları deneyimden ve samimi insanlarından ötürü sanırım AIESEC Ailesi’ne bir teşekkür borçluyum.

Emin Seyhan

Hindistan’ın tek kötü yanı; hoşçakal demekti!

Benim işim Hindistan’ın tanınmış okul zincirlerinden birinin düzenlediği Uluslararası Sahne Sanatları festivalinde kültürel eğitmen olarak öğrencilere kendi ülkemden danslar, şarkılar, dilimizden bazı temel kelimeleri öğretmek, bir nevi kültür elçisi olmaktı. Stajım sürekli etkileşim gerektiren bir staj olduğu için normal bir turistin asla deneyimleyemeyeceği şeyleri deneyimledim ve asla öğrenemeyeceği şeyleri öğrendim.  Hintlilerle yaşadım, her sabah onlarla beraber Hindu ilahilerini dinledim, net sayısını genellikle kendilerinin bile bilmediği tanrılarına dua ettim, onlar ne yiyorsa ben de onu yedim… Sabah kahvaltısında bile acı yemek çok zordu en başta ancak zaman geçtikçe Hindistan’ın o ilginç kokusuna alıştığım gibi o ülkenin bana zor gelen her şeyine alıştım. İlk yediğimde boş gözleme dediğim o chapati’yi, fazla acı mercimek çorbası dediğim dahlı öğünlerimden eksik etmez oldum. İlk gördüğümde şok olduğum o kuralsız trafikte hareket etmek kolaylaştı, sokağın pisliği dahi artık gözüme batmamaya başladı. Ama ”Hindistan’da sende en çok etki bırakan ne?” derseniz, ”O kadar çeşitliliğin bir arada sakince yaşıyor olması” derim hiç düşünmeden.

Hindistan’da birçok din var; Hinduizm, Jainizm, Sikhizm, Budizm, İslam, Hristiyanlık ve daha niceleri. Yüzlerce dil var sürekli konuşulan, yüzlerce kültür, yüzlerce mutfak, bir milyar da insan… İlk başta gözümü korkutan bu sayılar, beni oraya bağlayan nedenler oldu. İnsanlarda Hindistan konusunda bu kadar bağımlılık yaratan şey bu çeşitlilikmiş bu yüzden oraya bir kere giden herkes bir kere daha gidiyormuş bunu anladım. Çünkü bu kadar çeşitlilik arasında öğrenebileceklerinizin sınırı yok. Bu yüzden bir kere gitmek yetmiyor, bir yerde kalmak hiç yetmiyor.

Hindistan öyle bir ülke ki her saniye size insanlık dersi de veriyor. Mumbai sokaklarında yürürken ben hep bu kadar sefillik ve zenginlik nasıl bir arada yaşıyor diye düşünüyordum. Bir tarafta çocuğunu yolun kenarındaki giderde yıkayan bir anne görüyorsunuz yanından BMW geçiyor öbür tarafta ağaca bağladıkları bir tentenin altında hayata tutunan çocuklar görüyorsunuz, arkalarında şehrin en pahalı rezidanslarından biri yükseliyor. Kapıları hep açık olan o trenlerde bile birinci sınıf, ikinci sınıf ve üçüncü sınıf vagonlar var. Evlerde hizmetçi olarak çalışan ablalar üzerlerinde rengarenk sareeleriyle yolun kenarında durmuş dedikodu yapıyor, seyyar satıcılardan yemek yiyen insanlar kalabalık oluşturmuş, yolun kenarında bilezik satıcılarını görünce anlıyorsunuz aslında ne kadar renkli ve canlı bir ülke olduğunu.

Ve tabi öğrencilerim… Her birinin gözlerindeki o pırıltı, sütlü kahverengindeki tenleri, simsiyah saçları… Her sabah bana neşeyle “Good morning Ma’am!” deyişlerini, derse her girdiğimde hep bir ağızdan “Hoş geldin öğretmenim!” diye bağırmalarını, hele de doğum günümde Türkçe doğum günü şarkısını söylemelerini hayatım boyunca unutmayacağım. Dil kimi zaman aramızda bir engel olsa da, birbirimizi anlamaya çalışarak, kültürlerimizi karşılaştırarak geçirdiğimiz o sevimli dakikalar zihnimde sanki dün gibi her zaman. Son gösteride öğrencilerimden bir kısmının gösteri bitiyor diye ağlayarak sahneye çıkmaları, diğerlerinin de sahnede ağlamaları…

Artık veda etme vakti geldiğinde ise onları bir daha ne zaman görebilirim ki diye düşünürken ben,  anladım ki bu stajın tek kötü yanı bu kadar kısa zaman sonra hoşça kal demek zorunda olmakmış.

Eylül Beyazıt

 

Hiç bir yerde bulamayacağım tecrübeleri yaşadım!

AIESEC, hiçbir yerde bulamayacağım bir arkadaşlık ortamını,  kazanamayacağım tecrübeleri ve yaşayamayacağım yılları bana hediye eden bir kurumdur.

AIESEC ile tanıştığım dönemde kendimi iyi ifade edemeyen, sosyal yaşantısı olmayan, arkadaş sayısı  ise çok az olan bir insandım. AIESEC  beni  tüm bu olumsuz yönlerimden kurtardı.

Peki ben bunu AIESEC ile nasıl değiştirdim?

AIESEC’te insanlar beni hep sıcakkanlı, güler yüzlü bir şekilde karşıladılar. Bu orada çok kolay ve aynı zamanda değerli arkadaşlıklar edinmemi sağladı. Takım çalışmalarıyla beraber insanlarla kurmam gereken doğru iletişimi öğrendim. Takım toplantılarında, herkesin fikirlerini özgürce söylediği bir yerde kendimi en iyi şekilde ifade etme olgusunu kazandım. Önceden sadece yabancı ülkelerin anlatıldığı TV belgesellerinden öğrendiğim kültürleri şimdi AIESEC sayesinde bizzat o ülkelerin vatandaşı olan insanlardan öğreniyorum. Takım da sorumluluk aldığım çok basit bir görevi bile tamamladığım zaman kendi içimde aradığım öz güveni çok kolay bulabildiğimi fark ettim. Bu süreçte  eğlence kısmını söyleyemiyorum çünkü onu öğrenmem daha doğrusu anlamam onu yaşayarak oldu. AIESEC bir o kadar farklı, güzel, dopdolu bir üyelik sürecini içine alıyor. Eğlence, kendini geliştirme, yeni kültürleri tanıma her şey burada var.

Veli Karabıyık