İnsanlarla tanışmaktan bile çekinen ben…

Benim AIESEC hikayem 2012 yılında hala yolunu kaybettiği için bizim okula gelmiş olduğuna inandığım bir AIESEC üyesinin o zamanlar okuduğum liseye gelmesiyle başladı. O günden sonra kendime kattığım her değerde AIESEC’in katkısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bir üye AIESEC’in lise öğrencileri ile yaptığı bir yaz projesini tanıtmaya gelmişti. Birkaç arkadaşımın ısrarıyla projeye katılmaya karar verdim. Projenin ilk günü kendimi, gelmekten vazgeçen arkadaşlarımın eksikliğiyle birçok kişinin birbirini tanıdığı bir ortamda bir başıma buldum. Durum böyle olunca eve dönmeye karar verdim. Hayatımın en büyük dönüm noktası yokuş aşağı yürümeye üşendiğim için günün sonuna kadar beklemeye karar verdiğim andı. Ve böylece AIESEC’in bana öğrettiği ilk ders insanlara bir şans tanımak ve yeni insanlara tanışmaktan çekinmemek oldu. En güzel arkadaşlıkları bu sayede kazandım. Proje bittikten ve ben liseden mezun olduktan sonra yurtdışına okumaya gittiğimde en çok üzüldüğüm şey bulunduğum şehirde AIESEC olmamasıydı. Çünkü sadece bir yaz projesine katılarak hayatımı büsbütün değiştiren AIESEC, bir üyesi haline geldiğimde bana daha da çok şey katacaktı. Aslında bana yine yurtdışında okuma cesaretini veren de AIESEC oldu. Yurtdışında bile AIESEC peşimi bırakmadı ve katıldığım proje sayesinde tanıştığım arkadaşlarım bana en çok ihtiyacım olduğu zamanlarda yardımcı oldular.
Bir senenin ardından Türkiye’ye geri dönünce ilk yaptığım şey AIESEC üyeliğine başvurmak oldu. AIESEC’e üye olduğum zaman farkettiğim şey, üye olunca kendimi çok daha fazla geliştirebildiğim oldu. Hedef koymayı ve o hedefler uğruna çabalamayı AIESEC sayesinde öğrendim. En çok etkilendiğim nokta ortak bir hedef uğruna farklı ülkelerden binlerce üniversite öğrencisinin çalışıyor olması oldu. İnsanlarla tanışmaktan bile çekinen ben artık tanımadığım insanların önünde sunum bile yapabilir hale geldim. İş hayatıyla ilgili, üniversitede öğrenemeyeceğim bilgileri AIESEC’te ediniyorum. Bu açıdan AIESEC’in üniversiteden bana çok daha fazla değer kattığına inanıyorum.

AIESEC hayatımı büsbütün değiştirdi ve 2012’den bugüne kadar elde ettiğim bütün başarıların bir parçası oldu.

Sara Betts
AIESEC Istanbul Asya
null

 

Ne kadar uzak yerlere giderse o kadar kendine yaklaşıyordu insan

Kimi zaman etrafınızdaki birçok şeyin sıradanlaştığını hisseder ve farklı bir şeyler denemek istersiniz. Benim de böyle anlardan birinde verdiğim ani bir kararla başladı 6 hafta sürecek olan Rusya yolculuğum.
Bu yolculuğu benim için daha özel yapan nedenlerden biri “Explore Russia” adında bir sosyal sorumluluk projesinde yer alarak farklı kültürlerden insanların hayatlarına dokunabilmekti. Bu proje sayesinde Rus kültürünü her yönüyle tanıma imkânı buldum ve sadece bununla kalmayıp, dünyanın birçok farklı yerinden gelen ve benim gibi düşüncelere sahip olan insanların kültürlerini de tanıdım. Proje dahilinde gezdiğimiz şehirler ve konuştuğumuz insanlar, müzeler, danslar, şarkılar, yemekler ve bu muhteşem tecrübeye dair geri kalan her ne varsa beni bir “Global Citizen’a” dönüştürüyordu.
Orada geçirdiğim her günün ertesinde daha farklı, kendine daha fazla güvenen ve kendinin daha fazla farkında olan birisi olarak uyanıyordum. Evet, kesinlikle haklıydılar. Yakını daha iyi görebilmek için uzağa gitmek gerekti ve ne kadar uzak yerlere giderse o kadar kendine yaklaşıyordu insan. Bundan dolayı ülkeme döndüğümde hiç olmadığım kadar kendimi yakın hissettim kendime.

Sercan ARDIÇ

null

 

Global Talent’ların İyi Ki Dediği 5 Şey

Sen kalkıp evi, arkadaşını, sevgilini, her şeyi bir kenara bırak; yurt dışına git. Pişman olur musun? Tabii ki hayır! Bu tecrübeyi yaşayan kişilerin “iyi ki” dediği şeyleri sizler için düzenledik.

1. “İyi ki bu tecrübeyi yaşamak için babamı ikna etmişim.”

global talent
Eşyalarını toplayıp yola koyulursun. Heyecandan bir şey anlaman mümkün değildir ama çoktan varmışsın artık. Aylar geçmiş, oralı olmuşsun. Bir sürü macera, insan hepsi senle beraber yaşamış orada. Sonra bir bakmışsın uçaktasın ve Türkiye’ye dönüyorsun. O an hissedersin ve dersin ki “ İyi ki babamı ikna etmişim”

2. “İyi ki iş hayatına atılmadan önce böyle bir tecrübe kazandım.”

global talent aiesec
Mezun olduktan sonra kendini bir anda hiç beklemediğin, hayalini bile kurmadığın bir yerde, dünyanın bir ucunda, bulabilirsin. Bu da seni yaşadığın anın keyfini çıkarmaya ve bir şeyleri öğrenmeye itebilir. İşte o andan itibaren artık senin için iş hayatı başlamıştır. Tecrübe kazanmak ne kelime, artık iş hayatına hazırsın!

3. “İyi ki farklı ülkelerden insanlarla çalışma fırsatı buldum.”

global talent aiesec
İş hayatın başlamış, Global Talent’i tamamlayıp dönmüşsün. Ya da hayır, sen hala oradasın! Orada beraber çalıştığın arkadaşlarınla beraber bir şirket kurmuşsun ya da o insanlar kendi ülkelerindeki çalıştıkları firmalara seni önermiş ve bambaşka bir hayata sahip olmuşsun! Bir dil, bir insan ise bir insan bir hayattır felsefesini yaşamak en doğrusu. O insan sana neler öğretebilir, ne kapılar açabilir.

4. “İyi ki onları dinlemişim”

global talent
Farklı ülkeler, farklı çalışma tarzları. Hindistan’da, Çin’de ve daha birçok ülkede farklı farklı iş hayatı. Gittiğin yerde çalışma disiplini, kültürü Türkiye’deki gibi olmayabilir, bazen kendi bildiğini yapmayı bırakıp insanları dinlemen ve onların yardımlarını alman gerekebilir. Bu süreçte iletişim kurabildiğin insan kadar tecrübeni güzelleştirirsin ve o kadar hatıra bırakırsın arkanda.

5. “İyi ki korkmayı bırakıp gitmeye karar verdim.”

global talent
Artık gerçekten tecrübe almaya karar vermişsindir fakat pek fazla seni tatmin edecek bir tecrübe bulamamışsındır. Hem iş hayatını yaşayıp hem de farklı zorluklar içerisinde yaşamak seni tatmin edebilir belki de. Korkularını bir kenara bırakınca “iyi ki”’lerin hiç bitmez!

“Ya napacağım orada tanımadığım insanların arasında” derken…

Global Citizen

Tamamen yaz tatilimi doldurmak maksadıyla ve doğaçlama gelişen olaylar silsilesiyle AIESEC’in Global Citizen staj programına başvurmuştum. Tereddütlerle dolu geçen, ‘Ya napacağım orada tanımadığım insanların arasında’ gibi sığ düşüncelerle gel gitler yaşayarak ilerleyen bir sürecin ardından elimde valizim, sırtımda çantam ve kafamda ‘Abi gelmese miydim acaba ya?’ gibi sorularla kendimi Ukrayna’nın Lviv şehrinde buldum.

Önce çocuklar için oluşturulan bir yaz kampında, daha sonra da devlet okullarında gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak hem çok farklı kültürler tanıdım hem de kendi kültürümü başka insanlara tanıtma şansını yakaladım. Bir çok tecrube edindim, yeni yerler keşfettim, gezdim ve eğlendim. Bu arada da bir çok ülkeden yeni arkadaşlar edindim ve gerçek dostluklar kurdum.

Öncelikle kendilerini tanımama fırsat veren güzel insanlara ve sonra AIESEC’e bu muhteşem fırsat için teşekkür ederim!

Serdar Camlı
Çukurova Üniversitesi

Nihao ve tek tük öğrenebildiğiniz diğer tüm Çince kelimeler

global citizen çin

Yaklaşık 8 saattir uçuyorsunuz. Karşınızda aynı film 2. Kez gösteriliyor. Tedirginsiniz. Hiç bilmediğiniz bir Çin havayolu şirketine binmişsiniz ve sorular… Bin türlü olabilitesi sizi korkutan sorular… Düşününce bir anlık gözünüzde büyüyüveriyor. Belki 3 ay önce böyle bir yolculukta olacağınızı düşünmemişsiniz bile. Heyecanınız… Ve takip eden tedirginliğiniz… Yüksekliğin azaldığını gördükçe kalp atışınız da hızlanıveriyor.

Kapalı bir hava karşılıyor sizi. Korkuyorsunuz. Uzaklara baktığınızda puslu bir hava… Sisten çok net görülmeyen evler… Karanlık… Yaz hiç gelmemiş, gün hiç doğmamış gibi. Bir an gelmeden önce okuduklarınızdan hareketle doğmayacak mı diye düşünmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Çantanızı kaptığınız gibi çıkışa yöneliyorsunuz ki işte o anda ülkenizde yaşayamayacağınız bir tecrübenin ve düşünemeyeceğiniz tedirginliklerin içine atıyorsunuz kendinizi. Saatlerce uzakta, kimseyi tanımadığınız kocaman bir şehir… Elinizde çantanız isminizin yazdığı bir kâğıt parçası arıyorsunuz. Meraklı gözler arasında 2 samimi yüz karşılıyor sizi. Tanışıveriyorsunuz hemen. Yıllar sonra bile unutamayacağınız, iletişiminizi koparamayacağınız ilk global dostlarınız belki de.

Dalıyorsunuz şehrin içine. Dünyanın çok farklı yerlerinden gelen kişilerin oluşturduğu bir ekiple… Henüz birbirinizi tanıma şansı bulamamışsınız bile. Şehri tanımaya başlarken takımınızı da başlıyorsunuz tanımaya. Burada rengin, dinin, dilin önemi yok. İnsanlara küçük bir gülümseme yerleştirdiğiniz anda kat ve kat fazlasını veriyorlar size. 1 hafta ekibinizle şehirde küçük turlar attıktan sonra projenizin olduğu yere varıyorsunuz. Kocaman bir kapı karşılıyor sizi. İçerisinde 20şer metre aralıklarla bir sürü küçük şirin binalar. Çatıları üçgenimsi. Her bir bina çizgi filmlerden fırlamış gibi. Umut verici… Rengârenk… O ilk gün aradığınız güneş; kuşlar, çiçekler ve böceklerle muhteşem bir uyum içinde… Her taraf çimlerle kaplı ve yemyeşil. İlk izlenimin iç ısıtıcı. Ama başındasınız daha her şeyin.

Eşyalarınızı yerleştirip bir dünya mutfağı oluşturuyorsunuz. Geleneksel yiyecekler, bambaşka çikolatalar, tatlılar, geleneksel eşyalar… Masanın üstü dünyanın dört bir yanından yiyeceklerle dolu. Derken açık kapınızdan küçük bir misafir giriveriyor odaya. Kimseye yüz vermiyor tabi. Arkasından onu takip eden bir küçük misafir daha… Onlara bir şeyler ikram edip konuşmaya çalışıyorsunuz. Sizi aldırmıyorlar. İkram ettiklerinizi almıyorlar. Utangaçlıklarının verdiği haşerelikle masadan aldıklarını birer ikişer atıyorlar ağızlarına. Sonra koşarak çıkıveriyorlar odadan. Bakakalıyorsunuz.

Burası kocaman bir aile… Belki kendi öz anne-babası belki kimsesi olmayan 100lerce bebeğin, çocuğun, gencin yine burada yaşayan gönüllülerle birbirine sarılıp bir bütün oldukları hayat bahçesi. Yolda yürürken meraklı gözlerle sizi inceliyorlar. Çoğu zaman aldırmıyormuş gibi yapıyorlar. Ama gözlerinin içindeki parıltı kalbinize işliyor. Nihao! Diyorsunuz, kocaman gülümsüyorlar size.

2 hafta geçireceksiniz bu ortamda. Alışkanlıklarınız değişecek. Yeni alışkanlıklar edineceksiniz. Yer gelecek zorluklar yaşayacak, uçan her uçağın arkasından bakakalacaksınız. Yeri gelecek ayrılmak istemeyeceksiniz. İlk birkaç gününüz pek çetin geçecek tabi. Bu hayat bahçesine alışmanızın kolay olmayacağını düşüneceksiniz. Sorguluyorsunuz her yeri herkesi. Sabahları kalkmayan siz çok erken saatlerde kalkacaksınız. Aslında kalkmak zorunda değilsiniz ama 7den 20 ye her çocuğun o çok erken saatlerde kalkıp servislere doluştuğunu görünce dayanamıyorsunuz. Bir bakmışsınız 5te uyanmış 5:30 da çoktan servis beklemeye koyulmuşsunuz. 10 dakikalık mesafedeki yetimhaneye ait çiftliğe gidiyorsunuz hep birlikte. O 10 dakikalık yolculuk hayatınızın en kötü yolculuğu olabilir. Etrafınızı inceliyorsunuz yol boyunca. Özellikle de çocukları. Kiminin gözleri uzaklarda. Kimi dalmış gitmiş. Kiminin ise uykusuzluktan kafası düşüveriyor yanına. Aklınızda senaryolar yazmaya başlıyorsunuz. Çocukların zorla bu saatte kaldırıldığını düşünüyorsunuz. Belki de şiddetle yapılıyor bu. O gözünüzün önündeki gül bahçesi ateşli dikenlere dönüşüveriyor. Yol boyunca buna nasıl karşı çıkacağınızı düşünüyorsunuz. Sabahın bu saatinde kalkmak istemediğinizi. Çocukların bu saatte uyandırılamayacağını. Nasıl kızacağınızı planlıyorsunu proje sahibine ve müdüre. İlk birkaç gün, ön yargılarınızı kırıp gerçeği görene kadar dokunduğunuz elinize batıyor. Sabahlar kalkılmaz gibi gözüküyor. Ülkenizden 11 saat uzakta. Ama görüyorsunuz ki herkes neyi nasıl yapacağını çok iyi biliyor. Gönüllüleriyle, 7den 20ye çocuk ve gençleriyle herkes işine hakim. Herkes ne zaman, ne yapacağını çok iyi biliyor. Bu çiftlik mi… Bu çiftlik o yetimhanenin giderlerinin karşılanabileceği tek olanak. Aslanın ağzı…

O ilk gün şok edici geliyor size. Sabah 5 te kalkmak mı? 5:30 da hava daha yeni aydınlanırken elinizde 2 afta boyunca onunla yemek yiyeceğiniz tabağınız ve chopsitick iniz. Serviste çocukların o halini henüz kaldıramamışken çiftlikteki hallerine de şahit oluyorsunuz. Yapmaları gereken sırayla kasalarda bulunan her bir meyve ve sebzeden 1er tane alıp 5er kiloluk çantalar oluşturmak. Kendi yemeklerinizi oluşturuyorsunuz aslında. İzlediğiniz televizyonu, kullandığınız elektriği. Onları izliyorsunuz. Ne yaparlarsa aynısını yapıyorsunuz. Bazıları görüldüğüde uyarılmasına hatta yasak olmasına rağmen 2 çantayı aynı anda hazırlamaya girişmiş. Zorla taşıyıveriyor. Odaklanmışlar. O poşetler hazırlanırken konuşana nadir rastlanır. Zamanla bir bakmışsınız sizin elinizdeki çanta da 2lenmiş 3lenmiş. Hatta 4lenmiş. Ama kiloları tartan yaşlı tonton yetimhane sorumlunuz bildiği birkaç ingilizce kelime ile uyarır sizi. No, yes, go, too a lot… Herkesin en fazla taşıması gereken ise 1 çanta. Bazen öğlen 12 de bazen sabah 9 da bitiveriyor işler bu çiftlikte. Hava sıcaklığı ve nemden dolayı çalışmak için en uygun saat ise bu.

Hep birlikte dönüş yolunu tutuyorsunuz. Gördüğünüz her kişiye Nihao diyorsunuz. Tek tük öğrendiğiniz Çince kelimeler onları gülümsetmeye yetiyor. Sadece selam vermek bile aranızdaki kocaman bir dağı eritiveriyor. Ama bunun yetersiz olduğunun farkındasınız. O dağı aşmanız gerektiğini biliyorsunuz. En büyük problem ise dil. Onlarla direkt olarak iletişim kurmanız imkansız. Önce şakalaşmaya başlıyorsunuz. Bir bakmışsınız ki oyunlarına katılmışsınız. Çocuklarla iletişiminiz çok daha kolay. Yaşıtlarınızla ise henüz çok yeni. Bir gün basketbol oynayıveriyorsunuz. Beden diliniz yetiyor anlaşmaya. Sonra bir bakmışsınız hayatınızın en güzel doğum günü kutlaması Asya’nın bir ucunda, o yetimhanede tanıştığınız belki de henüz hiçbir karşılıklı laf edemediğiniz yeni arkadaşınız önderliğinde, dünyanın dört bir yanından takım arkadaşlarınız tarafından düzenleniyor. Böylesini daha önce yaşamamışsınız. Sizi alıp bir sınıfa götürüyorlar. Her şey normal havası. Olayın çok da farkında değilsiniz. Birden gözleriniz bağlanıyor. Gözleriniz kapalı odaya girdiğinizde harika insanlar karşılıyor sizi. 9 farklı ülke geleneğine göre kutluyorsunuz doğum gününüzü. İlerleyen saatlerde 8 belki 7 yıl önce şarkı söylemenize rağmen geleneksel bir şarkı söyleyiveriyorsunuz ısrara dayanamayıp. Ön yargı kırıp bilgi veriyorsunuz ülkeniz hakkında.

2 hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçiveriyor. Son gününüzün bir önceki günden hiçbir farkı yok. Olmamalı da. Biri kolunuzda biri sırtınızda fotoğraflar çekiniyorsunuz. İlk gününüzdeki çocuklar değiller artık onlar. Daha aktif ve daha cana yakınlar. Belki hayata çok daha bağlılar. Onların hayatında çok şey değişmiş. En az sizinki kadar. 10 kişilik takımınızla projenizin devamı için yeni bir yere yelken açıyorsunuz.

Projenizin devamını Çin’in çok farklı şehirlerinden öğrencileri toplayan bir üniversiteyle birlikte gerçekleştiriyorsunuz. Yaklaşık 200 öğrenciyle Pekin’i adım adım gezerken çok farklı tecrübeler tadıyorsunuz. Çin televizyonunda yayınlanan bir programa en önde katılıp televizyona çıkma şansı bile buluyorsunuz.

Çocuklarla daha etkili iletişim kurabilmeyi hedefleyip gruplara ayrılıyorsunuz. Harika bir takım arkadaşınızla, 14-18 yaş arası 25 sevimli lise öğrencisiyle takım oluyorsunuz. Bir amaç için buradasınız ve bu takımla da iletişiminiz çok önemli. Bir takım ismi teklif ediyorsunuz. “YamYams” bir shout unuz bile oluyor. Bunları yapmalısınız. Çünkü henüz onlar bile birbirlerini çok net tanımıyorlar. Şehre çoktan alışmışsınız. Gelirken Çince okuyamamaktan kaynaklanan kaybolma olaylarını içine alanki tedirginliklerini uçmuş gitmiş. Bir yerden bir yere tek başınıza gidecek, hatta o şehirde yaşayabilecek kadar kavramışsınız her şeyini. İlk hafta yer yer duyduğunuz keskin kokular çok da keskin gelmiyor artık. Aldırmıyorsunuz. Metroda, otobüste, bir tarihi yerde hatta Çin Seddi’nde etraftaki tarihi yerlerden çok sizin resminiz çekilebiliyor. Burada halk samimi. Kimisi bir fotoğraf çekinmek isteyip rahatsız etmek istemeyecek kadar utangaç. Anladığınız zaman siz teklif ediyorsunuz. Mutlu oluyorlar. Siz mi? Siz halinizden gayet memnunsunuz. Hayatınızda kaç kere tanımadığınız insanlar sizinle fotoğraf çekinmek ister ki? Ama duruma göre kritik bir yere oturduysanız 1 saat aralıksız çekinip yorgun düştüğünüz de olabiliyor.

Tedirginliklerinize rağmen ilk haftanızdan yemeklere alışıyorsunuz. Çok farklı ve çok lezzetli yiyecekler bulabilirsiniz burada. Doğru yerleri bulabilirseniz, daha önce yenildiğini görmediğiniz şeyleri de görebilirsiniz. Pilav ana yemeğinizin yanında olmazsa olmazınız. O kadar alışıyorsunuz ki döndüğünüzde birkaç gün aramadan edemeyeceksiniz. Yine döndükten sonra birkaç gün chopstickle yemek isteyebilirsiniz. Aylar sonra bile özenle aldığınız chopsticklerinizi kullanmak isteyebilirsiniz.

Pekin yemyeşil… Her tarafınız park ve göl. Çok yüksek binaları, gökdelenleri de görebiliyorsunuz bu şehirde çok tarihi yerleşim alanlarını ve tapınakları da. Geceleri parklar ışıl ışıl. Gököyüzü uçurulan ışıklı uçurtmalarla rengarenk. Yaşlısı genci bir arada. Küçük bir tüylü top ise oldukça rağbet görüyor. 70 yaşında bir hanımefendi de bulabilirsiniz, 15 yaşında bir genç de. Hepsi bu tatlı oyunu oynuyorlar. Parklarda, bazen caddelerde bir müzik sesi işitiyorsunuz uzaktan. Sonra farkediyorsunuz ki herkes aynı figürlerle dans ediyor veya herkes hepbirlikte müzik eşliğinde hızlı hızlı yürüyor.

200 kişilik öğrenci grubundan ayrılışınız pek kolay olmuyor açıkçası. Projelerinin sonunda size ve kendilerine bir gösteri hazırlıyorlar. yine hayatınızda bir ilke imza atabilirsiniz. Bir bakıvermişsiniz dans figürü yazıyorsunuz. 5 kişilik bir ekibe gösterileri için yardım ediyorsunuz. Dansta daha kötüsü üzerinize yok. Ama o 5 kişiyi reddedemezsiniz. Etmemelisiniz de. Bir bakmışsınız onlarla doğaçlama dans ediyorsunuz. Bir şeyi başarmalarını sağlıyorsunuz. Son gününüz zorlayıcı oluyor. Fotoğraf çekinmek mi? Bu grupla fotoğraf çekinmek için hayatta kalmanız gerek. Herkes kolunu sizin omuzunuza atmak için sıkı çalışmalara girmiş. Kimi boynunuza sarılmış, kimiyse kafanıza ve bacağınıza. Onlardan ayrılmak onlar için de hayli zor. Proje başında İngilizce seviyesi sebebiyle iletişim kurmakta zorlandığınız çocuklarla bile daha rahat iletişim kurabiliyorsunuz. Ama İngilizce’yi önemsemiyorsunuz. Önceliğiniz o değil çünkü. Önemli olan otobüsün arkasında köşede sessizce oturup grubu takip edeni de gruba dahil etmek. Onlara gelecekleriyle ilgili yardımcı olmak. Hayata bakış açılarını geliştirmek.
Tüm bunları yaparken asıl değişimi ve gelişimi siz yaşıyorsunuz tabi. Kendinizi çok farklı bir ortamda çok farklı insanlarla tanımaya başlıyorsunuz. Özelliklerinizin farkına varıyorsunuz. Yeni bir kültür tanımışsınız. Gelecek planlarınız şekillenivermiş. Artık ön yargılarınız yok. Başarmayı öğrenmişsiniz. İletişiminizi bir daha hiç koparmayacağınız dünyanın çok farklı yerlerinden arkadaşlıklar edinmişsiniz. Hatta sözleşeceksiniz ve görüşmek için sıradaki durağı belirleyeceksiniz bile. Belki Asya, belki Avrupa belki de Afrika… Mesafeler mi… Mesafeler artık önemsiz.

Çünkü artık “Global Citizen”sınız!

ENES USLU – 2014

Orayı ve arkadaşlarımı o kadar çok özlüyorum ki, masamı oradaki fotoğraflarımla süsledim bile!

Bu yaz haziran ayında AIESEC sayesinde tanıştığım arkadaşımla beraber Brezilya’ya olan yolculuğum başladı. Peki neden Brezilya? Bu fırsatı hayatımda çok da kolay yakalayamazdım, gideceğim yerin sıradışı olması önceliğimdi diyebilirim. İlk olarak Güney Amerika’yı düşündüm. Peru ve Brezilya ile olan görüşmelerim sonucu Brezilya oldu. Hiçbir zaman verdiğim karardan pişman olmadım, Brezilya’yı her zaman ilk seçeneğinize koyabilirsiniz!
Uçakta Sao Paulo’ya giderken hayatımın en güzel günlerini yaşayacağımı hiç düşünmezdim doğrusu. Uzunca bir aktarmadan sonra Vitoria’ya varabildik. Ordaki AIESECer’lar tarafından havaalanında çok samimi bir şekilde karşılandık. Daha ilk anda Brezilyalıların ne kadar sempatik ve sıcakkanlı olduğunu anlamam çok da zor olmadı.
Brezilya’daki projemin adı X4Change’ti. 7-14 yaş aralığındaki çocuklara İngilizce öğretiyorduk. Projenin challengeları çok oldu, bizim onlarla anlaşmamız ve onların bizi anlaması zaman aldı. Ama o veya bu şekilde çözüm bulmaya çalışıyorsunuz. Projelerin en güzel yanı challengelar karşısında çözüm üretebilmek. Çocuklardan çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim, onların da dünya görüşünü bir nebze de olsa arttırabildiğimizi düşünüyorum. Bir haftasonu Vitoria’ya 5 saat uzaklıkta Itaunas adlı kasabaya otobüsle gittik ve saydığımızda 22 ülkeden insan vardı. Böylesine international bir arkadaşlık ortamını her yerde bulamıyoruz bu yüzden “Global Citizen” tabiri daha da anlamlanıyor.
Projenin sonrasında 2 hafta daha Brezilya’da kaldım ve hem proje süresince hem sonrasında hayatımda birçok ilki gerçekleştirdim. Öncelikle Brezilya’da bulunduğum süreç boyunca Dünya Kupası olduğu için çok eğlenceli vakit geçirdim. Futbolun anavatanı olan bir ülkede Dünya Kupası’nı iliklerimde yaşamak paha biçilemezdi. İlk defa kamp yaptım ve çadırda kaldım. Brezilya’nın geleneksel yemeklerini ve tatlılarını “Pao de Queijo, Acai, Coxinha, Coco” gibi geleneksel yiyecekleri tatma fırsatım oldu. İlk defa Brezilya’nın kocaman dalgalarında surf yapmayı denedim! Rio de Janerio’da “favela”lara gittim, Copacobana’da yüzdüm. Hatta Brezilya’da bir kanalda anahaber bültenine bile çıktım!
Hayatımda verdiğim en doğru kararların başında gelen AIESEC’le Brezilya yolculuğum hala devam ediyor. Oradaki Brezilyalı arkadaşlarımla ve proje arkadaşlarımla hala iletişim halindeyim, sene içinde görüşmeyi planlıyoruz. Orayı ve arkadaşlarımı o kadar çok özlüyorum ki, masamı oradaki fotoğraflarımla süsledim bile!
Siz de bu sıradışı fırsatı ertelemeyin, korkmayın, cesaret edin ve keşfe çıkın!

Mina İLKÖZ

null 

Dönerken kalbimin bir parçasını orada bıraktım

Kendimi bildim bileli yurtdışına çıkmak, farklı kültürlerle tanışmak, insanların Türkiye hakkındaki ön yargılarını kırmak istedim. Ama bunu nasıl yapacağım konusunda fikrim yanlışlıkla AIESEC’in seminerine girene kadar yoktu. Yanlışlıkla girdiğim bu seminerin bana hayatımın en büyük tecrübesini yaşatacağını hiç düşünemezdim. Seminerden çıkınca Global Citizen programının tam aradığım fırsat olduğuna karar verdim ve hemen başvurdum. Aslında gitmek istediğim yerler Avrupa ülkeleriydi fakat bu büyük tecrübeyi yaşamama katkı sağlayan bir AIESECer’ın fikrini göz önünde bulundurarak bizim kültürümüze uzak olan yerlerden başlama kararı aldım. Hindistan aklımda olmayan fakat bana çok farklı bakış açıları katan bir yerdi. Havaalanına indiğimde, ilk yurtdışı tecrübem olduğu için çok heyecanlıydım ve korkuyordum aslında. Bu korkumu ve telaşımı beni hiç yalnız bırakmayan, sürekli mesaj atıp etkinliklere çağıran AIESECerlar sayesinde yendim.
Hindistan’da üç ayrı projede çalıştım. Özel okulda Türkiye’yi tanıttım, devlet okulunda İngilizce öğrettim ve kız çocukları için düzenlenen sergide çalıştım. En sevdiğim proje ise Türkiye’yi tanıtmaktı açıkçası; çünkü bu proje ile hayalimi gerçekleştiriyor Türkler hakkında bilinen kalıplaşmış fakat doğru olmayan düşünceleri yıkıyordum. Devlet okulunda çalışırken ise kendimi çok rahat hissediyordum, insanları çok sıcak kanlıydı. Devlet okulunda bana en ilginç gelen şey ise cumartesi yoga derslerinin olmasıydı.
Hindistan’dan genel olarak bahsedecek olursak çok farklı bir ülkeydi. Bizim kültürümüz ile tek ortak yönlerinin konukseverlik olduğunu söyleyebilirim. Çok farklı inançlara sahip bir ülke ve en güzel yanı ise insanların birbirlerini yargılamadan, oldukları gibi kabul edip yaşamaları. Hayatımın en güzel haftalarıydı, dönerken kalbimin bir parçasını orda bıraktım ve döndükten sonra her günümü o günleri, ordaki arkadaşlarımı özleyerek geçiriyorum.
Bana hayatımın en güzel günlerini yaşatan ve hayallerimi gerçekleştirmeme yardımcı olan AIESEC ailesine sonsuz teşekkürler! Son olarak ‘’Let’s change the world together’’ !
Eda KARABİBER
null

 

Aynı dili konuşmadığın insanlarla aynı kalpte buluşabiliyorsun

AIESEC serüvenime başlama noktamdı Global Citizen. Yoğun başvuru ve mülakat döneminin ardından Rusya St. Petersburg’da SunShine projesine kabul edildim. Projenin amacı Rus çocuklarına İngilizce öğretmekti fakat ben birden kendimi izci kampında buldum. Yükseklik ve karanlık korkuma rağmen gece çadırda kaldım, tek kibritle ateş yakmayı öğrendim, rafting yaptım, ağaçlara tırmandım hatta kampın bir geleneği olduğu için gözlerim bağlı ormanın ortasında bırakıldım. Çok da üşüdüm, bir ömre yetecek yağmuru bir ayda gördüm muhtemelen. Bunların yanı sıra çok şey öğrendim. Tamamen farklı kültürler, farklı insanlar, farklı bir alfabe… Aynı dili konuşmadığın insanlarla aynı kalpte buluşabiliyorsun. Ve anladım ki, gerçekten konfor alanından çıkmadan kendini keşfedemiyorsun. Birtakım  sorumluluklar almadıkça liderlik becerilerini geliştiremiyorsun. Bu süreç döndükten sonra AIESEC’in içinde olmam, bu deneyimi başka insanların da yaşayabilmesi için elimden geleni yapmam gerektiğine dair bir farkındalık uyandırdı bende.  Ve böylece Global Citizen ile başlayan hikayeme, Ekim ayından beri bir AIESEC üyesi olarak devam ediyorum.
Irem COMOGLU

 

6 Maddede Adana’da AIESEC’li olmak!

Üniversite’ye girdikten sonra hepimiz bir arayış içine giriyoruz ve birçok organizasyona, kulübe katılıyor o kariyer günü senin bu workshop benim demeden geziyoruz. Farklı alanlarda kendimizi geliştirmek ve en önemlisi de geleceğimiz adına fikirler edinmeye çalışıyoruz.

Peki Adana’da okuyan bir üniversite öğrencisi için durum nasıl diye sorduğumuzda, cevap AIESEC’li olup olmadığına göre değişiyor.

Global bir organizasyonun Adana lokalinin bir parçası olmanın “tadını” sizler için 6 maddede inceledik.

1-) “Liderlik” tecrübesi dedikleri böyle bir şey olsa gerek


Dünyanın en büyük gençlik organizasyonuna dahil olarak nasıl bir liderlik tecrübesi yaşayabileceğini şu andan kestirmek oldukça zor, bunu kabul ediyoruz. Fakat AIESEC hiçbir şeyde bulamayacağın – kısacası sadece AIESEC’e özgü olan – bir liderlik tecrübesi sunuyor. AIESEC’te kazanabileceğin takım üyeliği ve takım liderliği fırsatları ile kendi liderlik yolculuğuna ilk adımı atabilirsin. Unutmadan, liderlik hayat boyu süren bir yolculuktur.

Zaten vizyonu “Peace and Fulfilment of humankind’s potential” olan bir organizasyondan başka bir şey de beklenmemeli değil mi?

2-) Hayat Değiştirmek


Derken, tabi ki senin de hayatının değişeceğini söylemek zorundayız. Fakat sadece senin değil, Adana ve Mersin’de bulunan 5 farklı üniversitedeki birçok gence de AIESEC tecrübelerini sunarak onların da hayatlarını değiştireceksin. Şimdiden kaç tane kişinin hayatına etki edebileceğini hesaplamaya başlayabilirsin!

3-) Adana’daki 2. Evin

adana 2. ev
Ev arkadaşından ya da okuduğun bölümdeki, üniversitedeki insanlardan oluşan bir yerden bahsetmiyoruz. 2. Evin derken bahsettiğimiz yer, AIESEC Adana ofisi. Daha da açıklamak gerekirse, dünyanın dört bir yanından yeni arkadaşlarını ağırlayacağın, aynı vizyon için birlikte çalışacağın takım arkadaşlarının olduğu, okuldan çıktıktan sonra “gerçekten gitmek isteyeceğin” bir yerin olmasından bahsediyoruz.

4-) Üniversitedeyken İş Hayatına Atılmak

adana gt
Kaç tane üniversite öğrencisi 20’li yaşlarda şirket yetkilileri ile aynı seviyede toplantı yapma fırsatına sahiptir bilmiyoruz ama pek fazla olmadığı kesin. Adana’da bulunan şirketlerin dünyanın dört bir yanındaki “Global Talent”lara ulaşmalarını sağlamak için sık sık şirket görüşmelerine gitmek ve sadece Adana’daki değil, başka ülkelerdeki gençlere de bu şirketler sayesinde liderlik tecrübesi yaşatacak olmak ise bambaşka bir ayrılcalık.

5-) Adana Kültürünü Tanıtmak

adana yemek
Adana’ya gelen Global Citizen ve Global Talent’lar için liderlik tecrübesinin yanın da bir de Kebap yedirip, Şalgam içirtmek lazım. “Culture Shock” da sonuçta tecrübelerinin bir parçası.

6-) Uluslararası Tecrübeler


Sadece Adana ile sınırlı kalmayacağın bir tecrübe olacağını da söylemek zorundayız. AIESEC’te birçok farklı ülkede, birçok farklı konu üzerine gerçekleştirilen uluslararası kongreler sayesinde “global bir öğrenme ağının” parçası olabilirsin.

 

Rusya’da Global Citizen Olarak Doymak Bilmemek

Rusya’nın alabildiğine geniş topraklarında değişik kültür ve damak tatlarını barındıran, muhteşem bir o kadar da ihtişamlı bir mutfağı var. Öncelikle şunu söylemeliyiz ki Ruslar midelerine düşkün bir toplumdur ve mutfakları da et ağırlıklıdır. Rus mutfağının en büyük ortak özelliği, ülkenin hemen her yerinde yetişen hoş kokulu otlar ve baharatlar. Bunlar antik çağlardan beri Rus damak tadının vazgeçilmez lezzetleridir.

1) Olivie “Rus Salatası”

1

Bizim Amerikan salatası dediğimiz şey aslında rus salatasıymış, haşlanmış ve küp küp sebzeler, etler, salatalık turşuları ve yumurtaların mayonezle karışımı.

2) Borscht Çorbası

2

Slav ülkelerine özgü olup Rusya ve Polonya mutfaklarında önemli bir yere sahip olan bu çorba gerçekten harika bir şey! Et, en az 6-7 çeşit sebzeden yapılan bu lahana çorbası kırmızı rengini pancardan alır ve genellikle ekşi kremayla ikram edilir. Neden bu kadar ünlü olduğunu soruyorsan tadına bak ve öğren!

3) Uha Çorbası

3

Rus mutfağında çorba demek her şey demektir. Çünkü içeriğinde yok yok. Balıktan, sebzeye, ete kadar değişik besinleri içeren çorbalar komple bir öğün sayılabiliyor. Çeşitli sebzelerin yanı sıra et ya da balıkla hazırlanan ‘Uha çorbası’ defne yaprağı, karabiber, maydanoz, yabani rezene gibi baharatla zenginleştiriliyor. Artık dünya mutfağının çorbalarından olan Borsh ve Shi, balık ve etin yanı sıra pancar, lahana ve patates ile hazırlanıyor. E bu kadar soğuk olan yerde çorbaların bu denli çeşitli olması normal!

4) Boeuf Stroganoff

4

Beyaz şarapla pişirilmiş bonfile ve mantarlı kremalı ismi garip yemeğimiz yorgun bir Rusya gezimiz ardından projemizi tamamlamak için gerekli enerjiyi sağlayacak gibi duruyor. Im ım ım..

5) Bliny

5

Yine Ruslara özgü Bliny Rusların ünlü krebidir. Krepten daha küçük olarak hazırlanır. Özellikle de geleneksel Shrove yani karnavallarda Bliny çok büyük miktarlarda yapılır. Ruslar karnavallarda Bliny yaptıkları zaman ilk yaptıklarını camın dışına yoldan geçenler ve özellikle hacılar için koyarlar. Bliny tuzlu ve tatlı olarak ayrı ayrı hazırlanır. Özellikle kayınvalideler damatlarının geleceği gün Bliny hazırlarlar. Rusya’da kadınlar Bliny tariflerini bir sır gibi saklarlar ve kimseye vermezler.

6) Zakuski

6

Rus mutfağının dünyaca ünlü  yemeklerinden biri ‘Zakuski’. Rusların meze olarak adlandırdıkları bu tabak aslında çeşitli soğuk ve sıcak büfe yemeklerinden oluşuyor. İçinde füme somon ya da mersinbalığı haşlanmış deniz ürünleri, çeşitli salatalar ve havyar yer alıyor. Beraberinde Zakuski votka içiliyor.

7) Pasha ve Kulic

7

Her ne kadar Rus mutfağının özellikleri arasında tatlılar pek söz sahibi olmasa da değişik meyvelerle hazırlanıp ihtişamla sunulması dikkat çekiyor.’Pasha ve Kulic’ Ortodoks Rusların Paskalya bayramının geleneksel tatlıları olarak tanınıyor. Pasha, meyve şekerlemeleriyle süslenmiş piramit şeklinde bir pasta. Kulic ise üzeri kremayla kaplı büyük bir ekmek şeklinde kek.

8) Vee Havyar…

8

Rus mutfağı denilince akla ilk havyar gelir. Havyar, dişi mersinbalığının döllenmemiş yumurtalarından elde ediliyor. Rus havyar çeşitlerinden Beluga, nadir bulunan en değerli havyarlardan biri. Adını nesli tükenmekte olan en büyük ve en vahşi mersinbalığından almış.