Sensin Global Citizen!

Okuyacağın her bir satırı kardeşin yapamadı, arkadaşın bilmiyor ve belki de kuzenin için artık çok geç. Henüz haberin olmayabilir ama aslında sensin Global Citizen! Sıradaki sosyal sorumluluk projesinin kahramanı sen olacaksın!

1) Polonya


İlk defa adımını atacağın bu ülkede proje gerçekleştirmenin tadını çıkarırken, yeri geldiğinde bir futbol maçında kendini kaybedeceksin. Ama en önemlisi ve en etkilisi, liderliğin ne demek olduğunu Polonya’da öğrenecek, içindeki liderliği burada keşfedeceksin!

2) Malezya


Bu ülkede sosyal sorumluluk projesi yapma fırsatını kaçırmamalısın! Şimdi dahil olacağın bu projeyle, yepyeni bir kültürü öğrenecek, yepyeni insanlarla tanışacaksın. Tüm bu yeniliklerle birlikte farklılıkları yaşayacağın projen Malezya’da seni bekliyor!

3) Ukrayna


Farklılıklarıyla kazandığın tecrübeler sayesinde içindeki lideri keşfettin ama nerede bunun heyecan verici dakikaları mı diyorsun? Birbirinden güzel deneyimlerin sana artı kazandırırken, Ukrayna’da katıldığın projenden biriktireceğin keyifli anılara hazır ol!

4) Macaristan


Kendine katacaklarının yanı sıra bir de gittiğin yere verebileceklerini düşün! Belki de Macaristan’da tanışacağın arkadaşlarına ve projene bambaşka boyutlar katarak, senden sonraki kahramanlara yepyeni yolar çizeceksin!

5) Rusya


Gideceğin yerin Rusya olması gözünü korkutmasın. Ne kazanacağım ya da ne kazandıracağım deme, daha iyisini yapacak, mükemmel olması için uğraşacak kişi sensin. Diyoruz ya sensin Global Citizen!

 

Global Talent’ların hayatlarında başarılı olmasının 8 sebebi

Aslında o yazıları okumadan başarılı olan insanlar da var. Mesela bunu okumak yerine stajlarına çoktan gittiler bile! Henüz gidemeyenler için de buyrun başarıya ulaşmanın yolunu onların yaşam tarzlarından görelim…

1) Konfor bölgelerini terk etme konusunda cesurdurlar.


Bir Global Talent, gittiği ülkede doğal olarak hep alışkın olmadığı durumlarla karşılaşır. Ve orada yüzleştiği durumu çözmek zorundadır. Bu problemler ona sayısız deneyim, zor durumlarda sakin kalma tutumu, belirsizlik ve problem çözme yetisi kazandırır. İnsanı iş hayatında ve yönetimde başarıya ulaştıran vasıflar da bunlar değil mi zaten!

2) Yeniliğe hep açıktırlar.


Global Talentlar her zaman çevrelerinde değişiklik, yenilik olsun isterler. Çünkü değişiklikler insanı çalışmaya daha hevesli kılar ve odaklanmasına yardımcı olur. Bu düşünme yolu, kişiye yaratıcı düşünme yetisi kazandırır.

3) Duygularını nasıl kontrol edeceklerini bilirler.


Global Talentlar genellikle stres altındadır. Gerçek bir iş tecrübesi yaşamak kolay değildir. Liderlik yaptıkları insanlarla zaman zaman gerginlikler oluşması gibi çeşitli sorunların oluşması muhtemeldir. Bu olayları deneyimleyerek sinir ve duygu kontrolünü öğrenirler. Kendilerini tanırlar ve nasıl sakinleşildiğini keşfederler. Bu duygu kontrolü yetisi sosyal hayatta da önemi yadsınamaz bir özelliktir.

4) Fırsatları fark edip hemen elde ederler.


Global Talentlar sorunlarla baş etmeyi öğrenmiş, onları çözmek için çeşitli yollar kullanmışlar insanlardır. Buradan yola çıkarak kendi sorunlarını da yeni yollar bularak çözme cesaretine sahiptirler. O yollarda ne tarz fırsatlar ne tarz sorunları çözer, bunu deneyimledikleri için fırsatların anlamını bilir ve hemen değerlendirirler. Fırsatları kullanma yetisi çözüm elde etmede en etkili özelliklerden biridir.

5) İstediklerini nasıl elde edeceklerini bilirler.


Global Talentlar istediklerini nasıl baskıcı ve agresif olmadan ifade etmeleri gerektiğini öğrenirler. İnsanlara fikrini benimsetme yetisi, kişinin yaptığı işi kolaylaştırmada başrol oynar.

6) Başarısızken bile kendilerine güvenleri tamdır.


Global Talent’a giden insanların kendilerine güvenleri tamdır. Çünkü başka bir ülkede iş hayatını öğrenmişlerdir. Çoğu sorunla baş edebilirler. Çözemeyecekleri durumlarda bile kendilerine olan bu güvenlerinden dolayı, her zaman çabalayacak güçleri ve inançları vardır.

7) Dinlemenin önemini bilirler.


Bu özellik, çoğu insanın sahip olamadığı bir özelliktir. İnsanları dinlemeyi bilmek kişisel gelişim ve başarı açısından çok önemlidir. Global Talentlar gittikleri yerde bir çok farklı özellikte insanlarla tanışmış ve ilişkileri sağlamlaştırmanın yolunun karşıdakini dinlemek olduğunu çözmüştür. İyi bir dinleyici olma yetisi, hayatın her alanında başarıyı getirir.

8) Empati yapmayı bilirler.


Global Talentlar iş hayatında güvenilir ve anlayışlı insanlar olmaları gerektiğini deneyimlemişlerdir. İnsanları anlamak bir liderin sahip olması gereken en temel özelliktir. Liderlik tecrübesi yaşayan Global Talentlar da insanlara nasıl empatik yaklaşılır, onu yaşayarak öğrenirler. Bu özellik onlarda kendiliğinden oluşur.

Başka bir ülkede staj yapmak; insanı eğitir ve ona ilham verir. Karakterinin ve özelliklerinin kendi kendine gelişmesine aracı olur. Bu fırsatlar da onları başarıya götürür.
Haydi sen de harekete geç! Global Talent olmak bir adım uzağında…
 

30 yaşından önce yapılması gereken 7 şey!

30 yaşından önce yapılması gereken 7 şey nedir diye düşündük ve sizler için sıraladık! Ee sonuçta geçen zaman geri gelmiyor demiş atalarımız. Sözlerini dinlemek lazım!

1-Ekonomik bağımsızlığınızı elde edin.


30 yaşındaki bir bireyin ekonomik bağımsızlığını kazanması kendi yaşamına yön vermesi açısından oldukça önemli bir adımdır. 30 yaşına gelmiş ve ekonomik bağımsızlığını kazanmışsanız, hayallerinize bir adım daha yaklaşmışsınız demektir.

2-Yabancı bir dil ya da birden fazla dil öğrenin.


Değişen dünyaya ayak uydurmanın gerekliliği ve globalleşen ekonomide sınırların kalmadığı bir ortamda bir veya birden fazla dil öğrenmek birseyler gelişiminiz ve kariyeriniz için oldukça önemli. 30 yaşınıza gelmeden ne kadar çok dil becerisi kazanırsanız ileride iş ve sosyal hayatınıza o kadar rahat edersiniz.

3-Korkularınızala yüzleşin!


Karanlık, kapalı yerde kalma, yükseklik gibi fobilerinizle veya başarısızlık,kaybetme yada eleştirilme gibi bireysel korkularınızdan en az biriyle 30 yaşınıza gelmeden mutlaka yüzleşin, bu sizin yaşamınıza daha özgüvenli bir birey olarak devam etmenizi sağlayacaktır.

4- Mutlaka tek başınıza yurt dışına çıkın!


Dünya’nın ne kadar farklı kimlikler ve kültürler barındırdığını daha iyi anlamak için 30 yaşına gelmeden mutlaka yurtdışına bir kez olsun seyahat edin, seyahat süresince yalnız olmak sizi sıkabilecekmiş gibi görünsede bulunduğunuz yerde karşılaşacağınız sorunların altından tek başınıza kalkmak kişisel gelişiminize büyük oranda katkı sağlayacaktır.

5- Kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı öğrenin.


Öğrencilik yıllarınızda edeneyiniz deneyimlerle birlikte 30 yaşına gelmeden önce mutlaka kendi kendinize yetiyor olabilmeniz gerekmekte, en az 2-3 çeşit yemek bilmek, ütü yapmak, temizlik işlerinden azda olsa anlamak 30 yaşından önce kendi ayaklarını üzerinde durmayı öğrenmeniz gerekmektedir.

6- Bir topluluğa liderlik edin.


Liderlik, bir organizasyon ve o organizasyondaki insanları ve tüm potansiyeli başarıya ulaştıran son harekettir. Herhangi bir oyunda, projede veya arkadaşlarınızla gerçekleştirdiğiniz herhangi bir etkinlikte bile liderlik deneyimi elde etmiş olmanız 30 yaşınıza gelmeden önce kazanabileceğiniz en yararlı vasıflardan biridir.

7 – Tüm bu maddeleri bir arada gerçekleştireceğin Global Talent Programı artık bir tık uzağında!

Ekonomik bağımsızlığın için. Yabancı dilin için. Korkularınla yüzleşmen için.
Tek başına Yurt Dışına çıkmanın ne olduğunu anlaman için. Kendi ayakların üstünde durman için! Lider olabilmek için!

Yani uzun lafın kısası 30 yaşına gelmeden önce mutlaka Global Talent programı ile yurt dışında staj yapın demek istiyoruz.

 

Ruşen Amcanın Oğlu Sedat’tan Daha İyi Olduğunu Gösteren 5 Özellik

Hey Global Talent! İşte Ruşen Amcanın Oğlu Sedat’tan Daha İyi Olduğunu Gösteren 5 Özellik. Bu arada Ruşen Amcanın oğlu Sedat’ı tanırsın; hani senden hep bir adım daha önde olan, komşunun çocuğu… Sen 40 Türkçe sorusundan 35 net yapıp gururla ailene söyleyince, “ama komşunun çocuğu 38 yapmış” cümlesinin öznesi olan Sedat. O Sedat okulu bitirdi, staj yaptı. Acaba Sedat’ı yenebilecek misin?

1. Maceraperest Misin?

Bilirsin, Sedat dağa tırmanırdı. Sen arkadaşlarının karşısına çat diye dikilip, “ben 1 yıl yokum, staja gidiyorum” diyebilir misin?

2. Yeteri Kadar Cesur Musun?

Bilirsin, Sedat izciydi. Tek başına gece vakti ormanda çadır falan kurardı. Peki ya sen, tek başına uzak bir ülkede yaşayabilir misin?

3. Zorluklara Göğüs Gerebilir Misin? Ne kadar Çözüm Odaklısın?

Bak Sedat’a, üniversite yaşamı boyunca yalnız yaşadı. Bütün sorunlarını da kendisi çözdü. Sen bunu yapabilir misin? Örneğin Kolombiya’da eczaneden yara bandı alabilir misin? Ya da hiç tamamıyla zorluklarla baş başa kaldın mı? diye de sorabiliriz.

4. Ne kadar Dünya Vatandaşısın? (World Citizen da diyebiliriz)

Sedat İtalya’yı gezdi. Arkadaşlarıyla bir araya gelince ağız birliği yapmışlar gibi hepsi “Pisa Kulesi aslında o kadar da büyük değilmiş ya” muhabbeti yaparlar. Çünkü İtalya’ya gitmek kolay. Asıl iş, o muhabbete Jodhpur şehrini, insanını, kültürünü yaşamak. Faklı kültürleri, düşünceleri anlamak… Yani gezip görmekten öte “Dünya Vatandaşı” olmak.

5. Stajını Nerede Yapacaksın?

Sedat stajını nasıl yaptı biliyor musun? Örnek çocuk Sedat stajını çay getir götür işleriyle yaptı. Koş ailene söyle bunu. Sonra da de ki onlara; “Ben gerçek anlamda staj yapmaya gidiyorum. Tam zamanlı, tam maaşlı… Uçak biletimi de aldım. Hemen yarın gidiyorum”. Ve hayatını değiştirecek profesyonel tecrübeye ilk adımını at!
 

Bir Global Talent için Sedat’ı yenmek kolay, peki senin için?

 

Çin’de Global Citizen Olmak: 13 Soruda Enes’in Global Citizen Tecrübesi

Taaa Çin’e gitti Enes, Global Citizen ile. 13 soruda Çin’de Global Citizen olmayı Enes’ten dinlemenizi tavsiye ederiz!

1) Neden Çin?

Ben Global Citizen’a başvuracağım dediğimde aklımdaki hedef ülkeler: Polonya olur güzel olur, hadi Rusya-Macaristan tamam, böyle bir Doğu Avrupa’yı gideyim göreyim, daha önce yurt dışına çıkmamışım vs. bu tarz bir kafadaydım. Ta ki yurt dışı konusunda vizyonum biraz daha genişleyene kadar. Açıkçası her konuda, özellikle böyle ülke seçimi vs konusunda aileler biraz Avrupa’ya yönlendirir ya benim babam, beni aslında biraz daha Çin’e yönlendirdi diyebilirim. Yani neden Polonya neden Rusya? Yani hep kullanılan bir şey var ya Avrupa’ya her zaman gidebilirim algısı. Ben bugün çıksam gerçekten bugün çıksam rahat bir şekilde Macaristan’a gidebilirim ki gideceğim de. O konuda benim biraz daha hayatımın sonraki kısmında yapamayacağım bir yere gitmem gerekiyordu.

2) Belki hayatında sadece bir kere olabilecek bir şey…

Kesinlikle, hayatında belki de bir kere ve hiç unutamayacağın bir anı. O yüzden biraz daha farklı arayışlara girdim diyebilirim. Yani nerelere baktım? Tamam Doğu Avrupa’da birçok yere başvurdum ama başvurduğum yerler arasında Sri Lanka da vardı, Singapur da vardı, Tayland’a da başvurdum Çin’e de başvurdum. Ama hep uzak doğu vardı. İşte sonrasında bir şekilde Çin’de karar kıldım. Güzel keyifli zamanlardı.

3) Bir şansın daha olsa tekrar aynı yere gitmek ister miydin, neden?

İsterdim ya, yaşadığım bir anı: Büyükada’da sokaktan geçiyoruz baharatlı yemek kokusu geldi burnuma, bu Çin’de çok vardır. Mesela bir sokağa daldığın zaman o an tüm restoranların baharatlı kokusu, yemek kokusu gelir. Dün özlediğimi fark ettim, bir de oradan arkadaşlarımla hala konuşuyoruz. Başta tabii ki kültür şoku oldu benim için ama sonrasında oldukça ısındım, oldukça keyifliydi ve açıkçası bugün gitsem, bugün de Çin’de yaşarım ben. Yani, yaşayabilirim diye tahmin ediyorum.(Gülüyor)

4) Yaşadığın en büyük kültür şoku neydi?

En büyük… Düşüneyim biraz ama ilkinden başlayayım: Uçaktayım, Çin havayollarıyla gidiyorum zaten bütün hostesler falan zaten Çinli ve İngilizceleri çok çok zayıf. Sadece kelimeleri seçebiliyorum konuştuklarında. Ne almak istersiniz dediklerinde, chicken, fish onları bile zar zor seçebildim çok farklı şekilde söylüyorlardı anlayamıyordum. Neyse, geldi yemeğim. Balık istemiştim çünkü diğerlerini birkaç kere tekrar etmesine rağmen anlayamamıştım. Neyse balık geldi, balığı tattım yiyemedim, yanındakileri tattım yiyemedim, hiçbir şey yiyemedim. Baya hiçbirini yiyemedim ama hepsi kaldı böyle, en son bir tane paketin içinde bir şey var: yani böyle yeşilimsi, ama dışarıdan çok ilginç duruyor.

Bakıyorsun, acaba böcek mi, kurutulmuş böcek mi falan. Zaten gitmeden önce hep okuyordum onlar ne yiyorlar diye. Uzun bir süre ben o paketi açmaya cesaret edemedim. Paketi açıyorum böyle içinde yeşil bir şey var. Hani sosa batırılmış böcek gibi duruyor. En son böyle gözümü kapatıp ağzıma attım vee.. fasulye olduğunu anladım.

Bir de şey vardı mesela, sabahları ya da spor yaparken birlikte spor yapıyorlar. Mesela, bir grup kadın var yaş aralığı 30-60, arkadan müzik çalıyor hep beraber dans ediyorlar gibi düşün hep beraber aynı koreografilerle dans ediyorlar. Ya da spor yaparken hepsi hızlı hızlı aynı müzikle yürüyorlar. Bundan da baya etkilenmiştim gördüğümde.

5) En etkilendiğin şey…. Bu anlattığın mı?

Yok hayır, en etkilendiğim şey… Benim projem 4 haftalık bir projeydi, 4 haftanın sonunda son 2 haftamı beraber geçirdiğim öğrencilerden ayrılış günüm oldukça etkileyiciydi. Oldukça çarpıcıydı yani. Şey vardı zaten yani, ilk hafta çok zordu onların içinin ısınması vs birbirlerini de tanımıyorlardı. Birbirimizi tanımakla geçti ilk hafta. Ama 2 haftanın sonunda o ayrılacağımız gün hep beraber bir fotoğraf çekilmeye çalıştık ki öyle bir fotoğraf yok yani. Herkes bir şey yapmaya çalışmış, kimisi kolunu atmış kimisi bacağımı tutmuş, birisi kafamı tutmuş vs. Gitme bize mail at sonra olur mu, skype yapalım gibi istekleri oldu. Duygusal bir andı.

6) Global Citizen’a gitmeden önce önyargıların var mıydı, varsa nelerdi?

Açıkçası ben Çin’e gitmeden önce, daha doğrusu Çin’e yönelmeden önce orayı araştırmamıştım, yani şey gibi oldu: Evet Çin’e gideceğim dedim ve böyle dedikten sonra araştırmaya başladım, açıkçası Çin’e gideceğim dedikten sonra ön yargılarım oluştu. Daha öncesinde hiçbir ön yargım yoktu. Ama şey oldu mesela Çin’de hava kirliliği varmış, Çin’de böcek yiyorlarmış, aç kalıyorlarmış, çok kalabalık zaten metroda hiçbir yere binemiyorsun gibi internette dolaşan bilgiler var. Ama ve tabi iki hepsi birer birer kırılıyor zaten. İlk gün mesela uçaktan indim, havaya bakıyorum, yaklaşık 200 m ötedeki evi göremiyorum sisten. Dedim acaba güneşi göremeyecek miyiz temmuz ayında!? Ama tabii ki öyle değildi, ikinci gün güneş açtı, ve bana 45 günün sonunda hava gayet temiz görünüyordu. Yani ön yargılar ne bileyim oradaki insanların yaşayış tipine vs bakmak lazım önce. Mesela, böcek mi yiyorlar, neden yiyorlar buna bakmak lazım.

İlk haftamda orada edindiğim ön yargılardan bahsedeyim mesela: İlk bir hafta oradaki insanlar bana çok kaba gelmişti, çünkü metroya binerken işte birisi sana çarpar, metroda ineceksindir kapı önündesindir arkadan biri o da inecekse senle kapı arasına girer vs.

İlk hafta ben de şey belirmişti işte çok kabalar, çarpsalar bile özür dilemiyorlar vs şeyler oluşmaya başlamıştı ama sonrasında birer birer kırılışını izledim diyebilirim çünkü, ortamı değerlendirmeye başlıyorsun sonradan ve düşünsene o kadar büyük bir şehir, o kadar çok insan yaşıyor, metrolar arası geçiş yaparken baya ordular halinde yürüyorsun ya böyle bir ortamda aslında yaşayış stilinden dolayı ister istemez insanlar birbirlerine çarpıyorlar zaten ki bu da oradaki aslında gün içerisinde herkesin herkese yaptığı bir şey haline geliyor. Kaba gözüküyorlardı dedim, ama insanlardan birine bir kere gülümsediğinde, hepsi böyle büyük bir gülümsemeyle karşılık veriyorlar, yanına gelip fotoğraf çekilmek istiyorlar vs.

7) Global Citizen öncesi sen ile sonraki seni karşılaştırır mısın?

Projemin bir kısmı çok beklediğim gibi gitmedi açıkçası. Yani beklenti yönetimim yeterince yapılmamıştı veya benim beklentilerim biraz yüksekti. İlk 2 haftam oldukça zor geçti. Daha doğrusu ilk haftam çünkü iş tanımımdan çok farklı işler yaptım. Ama beni tamamen geliştiren bu 4 haftalık proje süreci oldu. Şu şekilde: mesela projeden önce bu kadar iyimser bir insan değildim, her şeyin iyi tarafını görmeye yatkın değildim. Yine görürdüm ama projeden sonraki ben kadar değil. Neden, çünkü proje boyunca tamamen düştüğüm ortam beklediğimden farklı bir şey çıktı. Her sabah sabahın 5 buçuğunda kalkıyordum. Bu tarz zorluklar vardı, ilk hafta gerçekten çetin geçmişti ve ben oradakilerle sürekli bir tartışma içindeydim. Ama bir süre sonra, onların da yapamayacağı bir şeyi anlamaya başlıyorsun ve açıkçası bu bende empati yeteneğini geliştirdi. Ve ben birinci haftanın sonunda biraz daha iyimser yaklaşmaya, her şeyin iyi yönünü görmeye başladım. Çünkü yaptığım iş, zor bir işti ama gerçekten oradaki yetimhaneye bir şeyler katan bir işti. 5.30-9 arası çalışmış olmam oradaki çalışma saatleri açısından önemli bir saatti. Bunlar bende hem empatiyi uyandırdı hem iyimserliği uyandırdı hem de oradaki her bir çocuğa farklı bir yolla ulaşmamı sağladı. Bir liderlik gerçekten gelişiyor orada.

Neden, çünkü çok farklı kişiler var orada. 3 yaşında birisi de var 19 yaşında birisi de ve burası bir yetimhane. Bu kişilere nasıl yaklaşacağımı gerçekten ilk hafta bilememiştim ve bizim ilişkimiz orada birbirimize el sallama ve gülümseme şeklindeydi, İngilizceleri de yoktu çünkü o kadar. Ama 1. haftanın sonunda benim doğum günü partimi düzenleyen kişi, o işaretlerle anlaşmaya çalıştığım kişiydi.

İşte yani gerçekten liderliğimi ve vizyonumu geliştirdiğine inanıyorum. Orada tanıştığın her bir kişi sana bir şey katıyor, her insan ama. Dünyanın küçük olduğunu görüyorsun. Çin’e gitmişsin, 12 saat uzaklıkta, aklının ucuna bile gelmez. Adım atarken çok büyük tereddütlerin var. Ama o proje sonrası, şu an, benim gidemeyeceğim ülke yoktur. Kalksam giderim. Vizyonun genişliyor, kültürleri tanıyorsun.

8) Bu tecrübeni yeniden yaşayacak olsan neyi farklı yapardın?

İlk haftayı farklı yapsaydım mesela, bu kadar unutamayacağım bir tecrübe olur muydu, şüpheliyim. İlk iki hafta benim için çok zordu, zor olduğu için unutulmaz. Ama her şeyi mükemmel yaptığımı düşünseydim benim için biraz daha sıradan bir şeymiş gibi geçecekti. Ne biliyim Türkiye’de yaşıyor gibi orada yaşasaydım belki benim için böyle bir tecrübe olmayacaktı. Ama böyle zorlukları yaşadığım için orada her gün, günlük tutmak benim için çok zordur normalde, günü gününe bir şey yapmak benim için çok zor bir iştir, ama orada 50 gün boyunca günlük tuttum ve onların hepsini de kaydettim. Ama yine de neyi farklı yapmak isterdin dersen daha fazla tadını çıkarmak, daha fazla iç içe olmak isterdim. Daha fazla yerler keşfedeyim, daha farklı insanlarla tanışıyım şeklinde.

9) Sence Global Citizen’in senin geleceğine katkısı nasıl oldu?

Az önce farklı bir kültür tanıyorum, vizyonum genişliyor diye bahsetmiştim. Oradaki insanları da gözlemleme şansım oldu, orada çok fakir insanların olduğunu da gözlemliyorum çok zengin insanların olduğunu da. Biraz daha gelecek planlarım kendim tarafından direkt yapılmasa da oluşmaya başlıyor, yani ne bileyim nerede yaşayacağım, hangi işi yapacağım bunlar belirmeye başlıyor. Dediğim gibi kültürlerdeki ön yargıların kırılıyor ve sen ilerde neyi farklı yapacağını keşfetmeye başlıyorsun. Orada fark ettim ki insanlarla ilişki kurmaya yatkın birisiyim ve ilerde de insanlarla iç içe olacağım bir iş yapmak istiyorum. Masa başı insanı değilim bunu keşfettim mesela.

10) Global Citizen olmanın bana kattığı en büyük şey….

Ben buna heyecan demek istiyorum ama. Ben zorlu haftalar sonrasında her güne bir heyecanla pozitif başlayabilmeyi öğrendim diyebilirim.

11) Hayat değiştirmek için mutlaka şu ülkeye gitmeliyim dediğin bir yer var mı, neden?

Hindistan. Hindistan ya da Mısır. Ama Hindistan ağır basıyor gibi. Çünkü, diğer ülkeler hakkında biraz daha yorum yapabiliyorum ama Hindistan hakkında çok yorum yapamıyorum. Bir de gerçekten görmek istiyorum ve sempati duyuyorum. Bu, o ülkede yaşamalıyım gibi bir sempati değil ama o ülkeyi görmeliyim orada vakit geçirmeliyim şeklinde. Bir de Hindistan, gerek ekonomik yapısı gerek insanları yönüyle oldukça zor şartlar altında çalışan insanların olduğu bir ülke. Orada daha çok insana yardımcı olabilirim diye düşünüyorum.

12) Herkes Global Citizen olmalı çünkü…

Bence dünyadaki en büyük problem iletişimsizlik, eğer bu sorunu çözersek bütün sorunları çözmüş oluruz. Kaç milyar insan yaşıyor, dünyanın bir ucundaki insan diğer ucundaki insanın açlık vs sorununu duyamıyor yardım edemiyorsa ya da içinde yardım etme duygusu yoksa bu insanlar açlıktan değil iletişimsizlikten ölüyor, en büyük sorun budur. İşte bunu kazandırmak için insanlara herkes Global Citizen olmalı.

13) Herkes Global Citizen olmamalı çünkü…

Eğer dünyayı geliştirmek gibi bir vizyonunuz yoksa, sabit fikirliyseniz, tek amacınız oturup boş vakit öldürmekse, gelecekle ilgili bir amacınız yoksa, ya da tüm amaçlarınız kendinize yönelikse, insanlara yardım etmek istemiyorsanız ya da dünya sizin için harika bir yerse bence Global Citizen olmamalısınız.

Enes Uslu, İstanbul

 

Bosna-Hersek’te Global Citizen Olmak: 9 Soruda Ecenaz’ın Global Citizen Tecrübesi

Ecenaz Global Citizen tecrübesini Bosna-Hersek’te yaşadı! İşte 9 sorudaBosna-Hersek’te Global Citizen tecrübesi:

1) Global Citizen’a gitmeye nasıl karar verdin ve hangi ülkeye gittin?

Ben Bosna-Hersek’e gittim, nasıl karar verdiğime gelirsek; hem farklı bir şey yapmak hem de yurt dışına çıkmak istiyordum; bu ikisinin birleşimi Global Citizen oldu. Programı inceledikten sonra yurt dışında sosyal sorumluluk projesi fikri bana sıcak geldi. O yüzden Global Citizen’a gitmeye karar verdim.

2) Ülke seçimin rastgele mi oldu, olmadıysa özellikle neleri dikkate alarak ülke tercihi yaptın?

Açıkçası ben biraz rastgele gittim. Daha önce Hindistan’a, Mısır’a, Avrupanın diğer ülkelerine falan da bakmıştım. Projeleri araştırırken de Bosna-Hersek’teki en çok ilgimi çeken oldu. Biraz rastgele biraz projeyi beğenmem doğrultusunda Bosna-Hersek’e gittim.

3) Peki, eğer bir şansın daha olsaydı tekrar aynı ülkeyi tercih eder miydin?

-Bosna Hersek’e gittikten sonra bir daha aynı ülkeyi tercih etmezdim. Türkiye’ye Bosna-Hersek’e aşık döndüm ama bir daha tercih etmezdim. Çünkü başka ülkeleri de deneyimlemek gerek diye düşünüyorum.

4) Sence Global Citizen’ı “yeni bir ülke görüp, gezmek”ten ayıran en büyük şey neydi?

Bence en önemlisi Global Citizen’a yalnız gitmek. Herhangi bir ülke turuna ya da turistik gezilere arkadaşlarınla planlı gidebilirsin.Tek başına da turistik gezi yapabilirsin dersen, tabi ki sadece bu değil, orada bir sorumluluk alıyorsun, yeni şeyler tecrübe ediyorsun. Bu çok büyük bir fark.Bir de Global Citizen’a gittiğinde genelde inanılmaz bilgi sahibi olduğun konularda staj yapmıyorsun,ben daha önce de çocuklara matematik öğretmiştim gönüllü olarak ama sosyal beceri geliştirmek ya da hoşgörüyle ilgili eğitim falan vermek çok bilgili olduğum konular değildi. Bunun gibi bazı konulara yetemediğini hissediyorsun, kendi eksikliklerini fark edip kendini hangi yönde geliştirmen gerektiği konusunda bir fikrin oluyor. Global Citizen’ın en büyük farklı insanı zorlaması ve sürekli artı bir şeyler katıyor olması. Bence insan zorlandığı takdirde çözümler arar ve kendini geliştirir.

5) Gittiğin ülkede seni en çok şaşırtan, tabiri caizse kültür şokuna uğratan şey neydi?

İki ayrı hükümet olması, üzerine bir de bu hükümetlerden birinin kendi içinde tekrar 11 ayrı bölüme ayrılması beni en çok şaşırtan şeydi. Ülkeyi ikiye bölmüşler bir tarafı Sırp tarafı diğer tarafı Federasyon tarafı. Bu beni oldukça şaşırtmıştı. Bir de zaman geçirdikçe Türkler’e ne kadar benzediklerini fark ettim. Beni oldukça şaşırttı, belki iki ülke arası benzerlik ne kadar kültür şoku olabilir diye düşünülebilir ama içlerinde yaşayınca, kelimelerin benzerliği bile oldukça garip geliyor.

6) Sence Global Citizen arkadaşlarınla mı yoksa kendi başına yapıldığında mı daha çok anlam bulur, sen neyi tercih ederdin?

Bence Global Citizen tamamen kendini keşfetme yolculuğu olarak nitelendirilebilir. O yüzden yalnız yapılmalı. Kesinlikle artılarıyla eksileriyle yalnız deneyimlenmesi gereken bir tecrübe.

7) “İyi ki Global Citizen Yapmışım.” Cümlesinin altına maddelerle açıklama yapacak olsaydın, ilk üç madde ne olurdu?

İlk olarak, kendimi keşfetme şansı buldum. İkinci olarak sınırlarımı, eksikliklerimi, fazlalıklarımı keşfettim.Son olaraksa bir topluma, başka insanlara, özellikle çocuklara etki etme şansı buldum.

8) Global Citizen tecrübene dayanarak, Global Citizen olmamış birine ne önerirsin?

En uzak ve en yabancı olduğu ülkeye gitmesini tavsiye ederdim. Hiç deneyimleyemeyeceği bir tecrübeyi deneyimlemesi ona en çok şeyi kadar. Çünkü ne kadar uzak bir kültürde bulursan kendini, aslında en çok orada zorlanırsın ve sana katkısı en fazla olacak olan olur. Şu an tekrar gitme şansım olsaydı, Güneydoğu Asya’a bir ülke tercih ederdim.

9) Global Citizen olduktan sonra fikirlerinde, ön yargılarında, bakış açında değişiklik olduğunu düşünüyor musun?

Bende değiştirdi, çünkü genelde başka bir ülke konuşulduğunda kendi ülkenle kıyaslama söz konusu oluyor. Mevzu bahis Doğu Avrupa olunca da konu aynı, Türkiye gibidir işte düşüncesi olabilir. Benim Bosna Hersek’le ilgili ön yargım, ne kadar yargı sayılır bilmiyorum ama, çoğunluğu müslüman olan bir ülkeden yine aynı şekilde çoğunluğu müslüman olan ülkeye gitmek ne kadar değişiklik yaratır diye düşünüyordum ama kesinlikle dışarıdan araştırmakla gidip yaşamak çok farklı. Bir de ülke yönetimin iki ayrı baştan yönetilmesi beni ciddi anlamda şaşırtmıştı. Bu kadar diyebilirim.

Ecenaz Göze, İstanbul
 

Hindistan’da Global Citizen Olmak: 11 Soruda Buse’nin Global Citizen Tecrübesi

Buse’ye 11 soru sorduk ve Hindistan’da yaşadığı Global Citizen tecrübesini bize anlatmasını istedik. İşte sizi ön yargılarınızdan kurtaracak bir Global Citizen tecrübesi!

1) Global Citizen için hangi ülkeye gittin?

Hindistan’a gittim. Hindistan’ın Güney Batısında bulunan Manipur üniversitesinde bir projede yer aldım.

2) Neden Hindistan?

Küçüklüğümden beri hayalimdi. AIESEC’le tanışmam da böyle oldu zaten. İnternette geziyordum sonra birden “AIESEC, yurtdışı, gönüllülük” tarzında kelimeler gördüm şu an çok hatırlamıyorum. Tıkladığım an: “Ben Hindistan’a gideceğim!” dedim oda arkadaşıma. Ve sadece tek odağım Hindistan’dı zaten. Aralık başı gibi bu ilanı görüp başvurdum ve Ocak sonu gibi gitmiştim, çok hızlı bir süreçti. O kadar heyecanlıydım Hindistan için. Beni çok mutlu eden bir ülke. Sadece resimlerini görmek, o tarz bir kültürü yaşamak bile çok heyecanlandırıyordu beni eskiden beri. Bu yüzden Hindistan’ı tercih ettim.

3) Global Citizen olmadan önce önyargıların var mıydı Hindistan’a karşı?

Aşı yaptırıp yaptırmayacağımı bilmiyordum mesela. Ama hiçbir zaman: “Ay çok pistir, nasıl yaşarım ben orada.” Dememiştim. Güvenlikle ilgili korkuyordum, endişelerim vardı buna yok diyemem. Aşı gerekir mi, nasıl yerim, ne ilaçlar almalıyım, paket paket mi götürsem gibi şeyler düşünüyordum. Sonra biraz daha araştırdım, gitmeden önce doktora da gittim, gitmeden önce neler alabilirim diye ama şunu gördüm oraya gidip döndükten sonra: Gerçekten de hiç gerek yok. Sadece mide ilacı gerekli, kesin götürülmeli. Onun dışında aşı çok saçma. Güvenlik deseniz insanlar inanılmaz sıcak tabi ki bulunduğunuz şehre göre çok değişen bir ülke Hindistan, yani her yerin %100 güvenli olduğunu asla söyleyemem. Ama ben bir üniversite yurdunda kalıyordum, her tarafımda AIESEC’li vardı, her tarafımda üniversite öğrencileri vardı ve yurtdışından benim gibi bambaşka ülkelerden gelmiş benim gibi olan öğrencilerle birlikte yaşıyorduk. Bundan daha güvenli bir ortamda hissetmemiştim kendimi.

4) Oraya gittiğinde yaşadığın en büyük kültür şoku ne oldu?

Trafikte şerit sol taraftan akıyor yani bizim tam tersimiz. Arabaların şekilleri de farklı, bizim minibüslerimiz onların otobüsleri gibi. Otobüslerinde iç tasarım da bizimkilerden farklılık gösteriyor. Şoför koltuğunun yanında dikey sırada koltuklar var sonrasında normal bildiğimiz koltuklar vardı. Dediğim koltuklar boş duruyordu ve biz de Brezilyalı arkadaşımla arkada oturuyorduk. Sonra bir anda içeri saçı sakalı dağınık, böyle göbeğine kadar sakalı olan, hafifçe yaşlı, altında sadece bez gibi bir şey olan, kafasına sarık gibi beyaz bir şey takmış ve suratı boyalı bir adam girdi. Herkes geri çekildi. O adam öndeki o boş koltuklardan birine oturdu.

Biz de arkadaşımla merak ettik: “Ne oluyor ya bu adamdan neden korktular, hırsız mı acaba?” diye düşünmeye başladık. 5-10 dakika sonra “Ne olacak ya hadi gel bir tanışalım.” Dedik ve yolculara “Pardon, geçebilir miyiz, pardon…” diyerek gidip hemen adamın yanına oturduk ve bu sırada herkes bize bakıyor. Sonra adama İngilizce biliyor musunuz diye sorduk önce anlamadı uzun uzun baktı ve yes dedi bir şeyler dedi ama İngilizce konuşmuyordu sadece kelimeleri algılıyordu. Muhabbetin sonunda kimsiniz, İngilizceyi nasıl öğrendiniz falan diye sorduk. Adam bir saduymuş. Yani nehirde, tapınaklarda yaşayan, hayatını dine, kutsallığa vermiş, ailesinden kopmuş bir insan. Ve o koltuğu ona ayırmışlar, onun yanına oturmaya o kadar yükselecek biri yokmuş sosyetede. İşte bu yüzden herkes geri gidiyormuş, biz de gidiyoruz muhabbet ediyoruz, selfie çekiliyoruz adamla. İngilizceyi nasıl öğrendiniz dediğimiz de ise meditasyon yoluyla dedi.

Allah allah, nasıl yani diye düşündük ama sonradan düşündüm ki, sonuçta orada öyle bir gerçeklik var. Yani ben kimim ki o adamı, meditasyon yoluyla ya da değil, belki Google’a yazarak ya da kursa giderek ne olursa olsun, sorgulayamam. Onun gerçekliği orada. O böyle bir hayatı seçmiş ve inançları bu. Ben nasıl gülebilirim buna. Sonradan bunu konuştuk arkadaşımla ve bu gerçekten benim için bir aydınlanma anıydı. Ben Türkiye kültürüyle büyüdüğüm için bu bana komik gelen bir şeydi ama bu bir insanın hayatı. O yüzden bunu fark ettiğim bir kültür şokuydu.

5) Seni en çok etkileyen neydi?

Çocuklarla iletişimim çok güzeldi. Zaten projem de biraz daha ilkokul öğrencileriyle, biraz daha maddi durumu kötü öğrencilerle ilgiliydi. İki üç günde bir farklı okulları geziyorduk. Oradaki hocalar bizi derslere sokuyorlardı. Farklı öğrencilerle basit İngilizce, kendini tanıtma, kültürünü tanıtma, top oynama, matematik dersleri, renkleri öğretme gibi şeyler yapıyorduk. Aslında şöyle düşünürsün, Hindistan sonuçta İngiltere sömürgesi, herkes İngilizce biliyor ana dillerinden biri de bu zaten, değil mi? Ama hayır, bilmiyor çoğu kişi.

Ben daha kırsal bir yerde kalıyordum, Delhi’de falan değil, güneydeydim. Öyle olunca da, öğrencilerle iletişim kurabilmek için ekstra gayret sarf ediyordum. Ama şunu gördüm, ilk iki saat çekinen, senin yanına yaklaşamayan, senin yüzüne bakamayan çocukların, ikinci günün sonunda bağırarak ağlayarak üzerine atlayıp: “Lütfen gitme, lütfen bir daha gel, arkadaşım…” böyle kelimeleri sürekli sarf etmeleri, çok güzel bir duygu. En değerli anımdan biri de buydu Hindistan’da.

6) Peki, bu tecrübeyi yeniden yaşayacak olsan, neyi farklı yapardın?

Daha çok kalırdım. Belki kuzeye giderdim. Çünkü Kuzey Hindistan ve Güney Hindistan bambaşka iki ülke. Güneyi biraz gezebildim. Hafta sonları, cumaları da alarak, iki eyalette dört beş farklı şehri gezebildik, tren maceraları falan bunları yaptık. Ama benim gördüğüm Hindistan teknolojik ve ekonomik anlamda daha az gelişmiş, ama kültürlerine sahip çıkan insanlardan oluşuyor. Türkiye’ye gelip Karadeniz’in bir köyüne gitmişsin gibi. Yani oranın İstanbul’unu görüp o ülkeyi tamamen karşılaştırabilmek isterdim. Hoş, belki de görmediğim için benim gözümde çok farklı, ulaşılamaz derecede farklı bir tecrübeydi. Belki görseydim, bu kutsallığını, değerliliğini biraz değiştirecekti. Düşürmek değil ama değiştirecekti. Belki görmemem daha iyi oldu. Gitmek için bir nedenim de oldu ama dediğim gibi daha çok gezerdim.

7) Sence Global Citizen’ın senin geleceğine katkısı nasıl oldu?

Şekillendirdi, değiştirdi. Bakış açımı ve de geleceğimi de doğal olarak, bakış açımı değiştirdikçe geleceğim de ona göre şekilleniyor çünkü. Gerçekten ne yapmak istediğimi fark ettim hayatta. Ne kadar şanslı olduğumu, Dünya’nın Avrupa, Amerika gibi batı odaklı bir yer olmadığını fark ettim. Belki Asya’ya, Güney Amerika’ya açılan koskoca kapılar olduğunu fark ettim. Dünya gerçekten büyük bir yermiş, bunu anladım.

8) Global Citizen olmadan önceki Buse’yle, şimdiki Buse’yi karşılaştırır mısın?

Global Citizen olmadan önce daha mükemmeliyetçi, daha kuralcı, daha çok arkadaşlarıyla cuma cumartesi gecesi dans etmeyi, eğlenmeyi seven, biraz daha hayata önyargılarla yaklaşan bir insan vardı. Biraz daha diyorum çünkü hiçbir zaman tamamen önyargıyla yaklaşmadım ama daha farklıydım. Daha kapalı tutuyordum kendimi, insanlar ne der diye korkuyordum, çevremdekileri çok önemsiyordum. Ama daha Hindistan’a gitme kararı aldığım andan itibaren, insanların:

“Ne yapacaksın orada, orası pis, kokuyor.” Gibi tepkilerinden sonra ne kadar sinirlendiğimi, sen nasıl böyle dersin orayla ilgili hiçbir şey bilmiyorsun, gitmedin, okumadın, bilmiyorsun diye düşüncelere kapıldığımda, aslında doğru yerde olmadığımı fark ettim. Zaten bu tecrübe benim AIESEC maceramı da başlatan tecrübe oldu. Bu süreç içerisinde kendimi nasıl hissediyorsam, öyle ifade edebilmeyi öğrendim.

Bana ne, insanlar ne derse desin, o onun problemi. Onun onu beğenmemesi, benim arkadaşlığımı bitireceğim anlamına da gelmiyor ama onun beğenmemesinin benim üzerimde bir etkisinin olmadığını fark ettim. Ben bağımsızım, okuyorum, görüyorum ve hareket edebilirim şeklinde bir psikolojiye girdim.

9) “Hayat değiştirmek için mutlaka şu ülkeye de gitmeliyim!” dediğin bir yer var mı?

Nepal, Gana ve Peru.

10) Herkes Global Citizen olmalı çünkü… ?

Herkes Global Citizen olmalı çünkü kendilerini keşfedebilecekleri daha iyi bir ortam olmayacak hayatlarında.

11) Herkes Global Citizen olmamalı çünkü… ?

Olmamalılar çünkü geri dönüşü yok. Bir kere oraya gittiğinizde içinizden bir parçayı orada bırakıp döneceksiniz ve asla geri döndüğünüzde aynı insan olmayacaksınız.

Buse Ercan, İstanbul
 

Mısır’da Global Citizen Olmak: 12 Soruda Bengi’nin Global Citizen Tecrübesi

Bengi’ye 12 soru sorduk ve Mısır’da yaşadığı Global Citizen tecrübesini bize anlatmasını istedik. İşte 12 Soruda Mısır’da Global Citizen olmak!

1)Neden Mısır?

Global Citizen’a gitmeye ilk karar verdiğimde aklımda Rusya vardı, biraz daha zaman geçince Fas ve Tunus’u düşünmeye başladım. Bana neden Mısır’a gitmiyorsun dediklerinde o kadarına cesaret edemem diyordum. Ben cesaret etsem bile ailemi ikna edemem diye düşünüyordum. Bir gün aniden Mısır’a gitmek istiyorum dedim ve sadece bir tane projeye başvurdum. Mısır benim konfor alanımın dışına çıkmam, kendimi kendime kanıtlamam için en doğru yerdi.

2) Bir şansın daha olsa tekrar aynı yere gitmek ister miydin, neden?

Bir kez daha Global Citizen tecrübesi yaşayacak olsam farklı bir kültür tanımayı daha çok isterim. Fakat en az bir kez daha Mısır’ı ziyaret etmeyi çok istiyorum çünkü tadı damağımda kaldı diyebilirim.

3)Bu tecrübeni yeniden yaşayacak olsan neyi farklı yapardın?

Global Citizen tecrübesini yeniden yaşayacak olsam her anın daha fazla farkında olup daha fazla tadını çıkarırdım. Yapmadığım için pişman olduğum bazı şeyler bıraktım arkamda. Şimdiki aklım olsa hiçbir şeyi ertelemezdim.

4) Sence Global Citizen’in senin geleceğine katkısı nasıl oldu?

Global Citizen benim global vizyonumu ve uluslararası bakış açımı gerçekten çok geliştirdi. Gelecekte ne yapmak istediğime dair düşüncelerimi biraz daha netleştirdi.

5)Hayat değiştirmek için mutlaka şu ülkeye gitmeliyim dediğin bir yer var mı, neden?
Hayat değiştirmeyi belli ülkelerle sınırlı tutmak istemem açıkçası. Dünyanın her yerinde hayatına etki edebileceğin insanlar var.

6) Global Citizen’a gitmeden önce önyargıların var mıydı, varsa nelerdi?

Mısır’a gitmeden önce her ne kadar önyargılarımdan sıyrılmaya çalışsam da pek başarılı olamamıştım açıkçası. Dini baskıdan çok çekiniyordum mesela, aç kalacağımı ve sıcaktan sokağa çıkamayacağımı düşünüyordum. Her yerin çok pis olduğunu hijyeni aklımdan çıkarmam gerektiğini duymuştum. Eskiden Arapçaya ve Arap kültürüne karşı da bir önyargım vardı. Mısır’da geçirdiğim 6 hafta boyunca inanılmaz bir hoşgörüyle karşılaştım, mükemmel yemekler yedim, birçok harika yer gezdim ve hayatımın en eğlenceli yazını geçirdim. Geri döndüğümde Arapça duyunca mutlu olan, Arap kültürünü herkese bayıla bayıla anlatan bir insan oldum hatta.

7) Global Citizen öncesi sen ile sonraki seni karşılaştırır mısın?

Global Citizen olmadan önce daha fazla şikayet eden, özgüveni daha az, daha çekinceli ve önyarglı bir insandım. Bazı noktalarda başarabileceğime dair kendime olan inancım tam değildi ve zorluklardan kaçıyordum. Hayat değiştiren tecrübe beni tüm bu alanlarda geliştirip bambaşka bir insan olmamı, adımlarımı daha sağlam atmamı sağladı.

8) Yaşadığın en büyük kültür şoku neydi?

Yaşadığım en büyük kültür şokuyla havaalanında çıkar çıkmaz karşılaştım: Trafik. Ne trafik kuralı, ne trafik polisi ne de trafik ışığı var. Kaza yaptığında eğer ciddi bir durum yoksa kimsenin umrunda olmuyor mesela. Bir de her an her yerden fırlayarak çıkan hamamböceklerini unutmamak lazım. Böcek fobisi olan biri olarak benim en büyük outer challenge’ım onlardı.

9) Herkes Global Citizen olmalı çünkü…..

Herkes Global Citizen olmalı çünkü herkes yaşadığı dünyaya karşı sorumlu.

10) Herkes Global Citizen olmamalı çünkü…..

Herkes Global Citizen olmamalı çünkü bu tecrübe sosyal sorumluluğun, gönüllü çalışmanın ve fayda sağlamanın değerini bilmeyi gerektiriyor.

11)En etkilendiğim şey….

En etkilendiğim şey dünyanın öbür ucundan gelen insanlarla aile olabilmek.

12) Global Citizen olmanın bana kattığı en büyük şey….

Global Citizen olmanın bana kattığı en büyük şey fayda sağlama ilkemi hayata geçirmiş olmam.

Bengi Nur Aksu, İstanbul

 

Vikingler Şu An Global Talent’a Başvursalardı Gidecekleri Ülkeler

Aslında şu dizinin karakterleri Global Talent’a başvuracak olsalar acaba kim nereyi tercih eder diye düşünürken aklımıza bir an “Vikings” geldi. Biz de oturup sebeplerini yazdık

1.Ragnar Lodbrok


Kral Ragnar halkına bağlıdır, ülkesini sever. Kendi coğrafyasından başka yerde de yapamaz gibi, o yüzden İskandinavya olmasa da uzak Rusya gibi soğuk iklimi olan bir yer tercih ederdi gibi geliyor bana. Hem savaşçı olarak tecrübelerini anlatmak sanki staj programı olarak da IT’yi tercih eder gibi geliyor.

Ragnar’ı bir kenara bırakırsak, çok geniş coğrafyası olan bir ülkede, yabancı dili İngilizce olmayan, kendi kültürüne tamamen uzak bir yerde Global Talent’ı deneyimlemek, seni iş dünyasında ön sıralara sürükleyecektir.

2.Lagertha


Ragnar gibi hem çiftçi hem de savaşçı olan Lagertha, içinde doğuştan başarı hırsı olan ve çok tutarlı bir kadın. Bu özellikleri onun sanki Global Talent’a başvurma şansı olsaydı Almanya’yı tercih edeceği düşüncesini doğuruyor.

Geçmişten günümüze Almanya, gelişmiş ekonomisi, eğitimi ve geri kalan her şeyiyle aslında oradaki Global Talent’lara inanılmaz tecrübeler sunuyor. Bir de Almanca öğrenmek var tabii işin içinde ki Almanca o ülkede yaşanmadan öğrenilmesi çok zor bir iş. Global Talent stajı boyunca 2.dilini onlarla yaşayarak, birinci ağızdan kolaylıkla öğrenebilirsin. İnan bana 2. dil kendine kattıkların arasında önemli bir yere sahip olacak.

3.Floki


Gemi yapımcısı Floki yeni ufuklara yelken açmaktan hoşlanır aynı zamanda sakinliği sever. Bu sebeple bizce Avrupa’nın tam ortasındaki Çek Cumhuriyetine giderdi.

Almanya, Avusturya, Polonya gibi ülkelerle sınır komşusu olan Çek Cumhuriyeti’nde Global Talent, emin olun sadece Çek Cumhuriyeti’yle sınırlı kalmayacaktır. Orada yaptığınız stajla diğer ülkelerdeki insanlarla kolaylıkla iletişime geçip, yeni kültürler deneyimleyebilirsiniz. Sadece pazarlama ve finans alanında değil eğitim alanında da staj yapabilirsiniz.

4.Athelstan


Athelstan Ragnar’ın İngiltere seferi sonrasında ele geçirdiği Anglo-Saxon rahip . O yüzden dinlere ilgi duyabilir diye düz mantık yürütüp Hindistan’ı tercih eder dedik, ayrıca rahipliğinden dolayı içinde eğitim aşkı olduğunu varsayarsak eğitim stajı yapmak istemesi hiç de yadsınacak bir şey değil.

Dizi karakteri bir yana Hindistan’da eğitim stajlarının yanında pazarlama ve teknoloji alanlarında da birçok staj imkanı mevcut. Ve çalışma imkanının dışında aslında Hindistan yaşadığımız kültüre çok uzak değerlere sahip ve bu uzaklık aslında o ülkeyi daha ilgi çekici yapan nedenlerden biri. İş tecrübenin yanında başka kültürlerle etkileşimde bulunmak aslında hayat amacımızın sadece kariyer olmadığını gösterir.

5.Siggy


Earl karısı olmanın bir ağırlığı var tabii, buram buram tarih kokan Sırbistan Siggy için biçilmiş kaftan. Bu tarihi kalıntıların içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan izler görürseniz şaşırmayın. Sırbistan-Karadağ’ın ayrılmasının etkisiyle de tek ülkenin iki ayrı kültürü nasıl içinde barındırabileceğinin en belirgin örneği olan bu ülke sizi sadece iş alanında değil kültürel olarak da fazlasıyla doyuracak.

 
Peki ya senin Global Talent ülken hangisi?

AIESECer’ların Sıradan Üniversite Öğrencilerinden 10 Farkı

Üniversite öğrencisi olmak ve AIESEC’li olmak arasındaki farkı öğrenmek isteyenler için işte AIESEC’lileri diğerlerinden ayıran özelliklerden 10 tanesi:

1) Topluluk önünde konuşmaktan çekinmezler.


AIESEC üyeliğiyle, gerek takım üyesi olarak gerek takım lideri olarak insanlara bir şeyi tanıtma, anlatma noktasında birçok sorumluluk üstlenirsiniz. Diğer öğrencilerden kat be kat fazla önünüze çıkacak “topluluğa bir şey anlatma” zorunluluğundan dolayı bu konuda kendinizi oldukça geliştirirsiniz.

2) Kurum kültürüne alışmak konusunda sıkıntı yaşamazlar.


İş hayatına er ya da geç bir kurumun bünyesinde atılacak olan biz üniversite öğrencileri için, bir kurumu ayakta tutan en büyük etmenlerden biri olan kurum kültürünü kavramak çok önemli. AIESEC, bu anlamda kurumsal kimliğiyle ve sadece AIESECer’ların anlayabileceği kültürüyle size sadece birlikte çalıştığınız insanlarla paylaşabileceğiniz bir kültür aşılar.

3) Yabancı dil pratiği yapmak için kurslara ihtiyaçları yoktur.


AIESEC, uluslararası bir kurum olduğu ve uluslararası değişim programları gerçekleştirdiği için ofiste diğer ülkelerden gelmiş arkadaşlarımız asla eksik olmaz. Onlara Türk misafirperverliğini gösterecek olan sevgili AIESECer’lar da bol bol konuşma pratiği yapma imkanı bulur.

4) Ülke realitelerinin farkındadırlar.


Uluslararası değişim programları gerçekleştiren bir kurumun parçası olmak, hedeflenen programlarının amaçlandığı gibi gerçekleştirilebilmesi için ülke gerçeklerini göz önünde bulundurmayı gerektirir. Gerek sosyal sorumluluk projeleriyle ülkenin en büyük sorunlarına dokunmak, gerekse yurt dışına açılma noktasında eksik kalmış sektörleri saptamak, bir AIESECer’ın iş tanımı içinde yer alabilir.

5) Resmi yazışma ve telefon görüşmelerinde ustadırlar.


Büyük bir kurumun parçası olarak, gerçekten bir şeyleri değiştirecek projelere imza atmak istiyorsanız, başka kurum veya kuruluşlarla da ortaklık içine girmek bir zorunluluk halini alır. Bu nedenledir ki AIESEC üyeliği, resmi yazışma ve görüşmelerde tecrübe kazanmanızı sağlar.

6) Takım olmanın anlamını onlardan daha iyi kavrayan yoktur.


AIESEC’te her fonksiyon takımlar halinde çalışır. Takım oyuncusu olmanın, sıradan ders ve projeler için okulda zaman zaman yer aldığımız ekiplerde olduğundan daha farklı ve daha kapsamlı olduğunu, AIESEC’teki takımınızın kurumun bütününde geldiği noktaya nasıl etki ettiğini gördüğünüzde anlarsınız.

7) Sınav döneminde tek yaptıkları, ders çalışarak sabahlamak değildir.


AIESEC üyeliği, üniversite öğrencilerine dersleri dışında da bir takım sorumluluklar yükler. Öyleki; üyeliği boyunca zaten zaman yönetimi konusunda kendisini geliştirmiş AIESECer’lar, sınav döneminde de bu özelliklerini devam ettirerek final dönemlerinin üstesinden sadece ders çalışıp sabahlayarak gelinmeyeceğinin örneği olurlar.

8) Yazın ne yapacağım diye düşünmezler.


Zaten içinde bulunmaktan mutluluk duyduğunuz, üyelerine uluslararası platformlarda bulunma şansı tanıyan bir organizasyonun parçasısınız. Bu şansları değerlendirin, ya da yaz kış demeden hayat değiştiren tecrübeler sunmaya devam edin!

9) Sadece kendi gelişimleri için çalışmazlar.


AIESEC üyeliğiyle, onun sunduğu fırsatların daha çok üniversite öğrencisi ve yeni mezuna ulaşması için çalışırsınız. Bu da demektir ki: Kültürel farkındalık yaratacak ve tabularını yıkacak, hayatlarına daha önce yaşamadıkları tecrübeler katacak birçok insan, bunu sizin sayenizde başaracak!

10) Doğru bildikleri konularda inisiyatif almaktan çekinmezler.


AIESECer’lar bu dünyada yanlış giden şeylerin, doğru liderlerin önderliğinde değiştirilebileciğine ve iyiye götürülebileceğine inanır. Bu nedenledir ki sorunlar karşısında aksiyon adımı almaktan çekinmezler.