Bir değil beş sene boyunca okulumun öğretemiyeceği şeyleri kazandım

Merhaba ben Ergün Yağmurkaya.

2015’in Mart ayında AIESEC sayesinde hayatımın en güzel tecrübelerinden birini yaşadım. Projem Kiev’deydi ve 2 Martta başlıyordu. Önce kardeşim ve en yakın arkadaşımla planladığımız gibi İstanbul’dan Gürcistan-Batum’a geçtik.

AIESEC Batum’dakilerin desteği ve rehberliğiyle 1 hafta boyunca şehri gezdik. Daha sonra AIESEC Tiflis ile iletişime geçtik. Bize güzel ve hesaplı bir pansiyon buldular. Tiflis’teki kafelere ve müzelere birlikte gittik. Projelerinde yer almamamıza rağmen bize bu kadar yardımcı olmaları çok güzeldi. Burada 3 gün daha kalmayı planlıyorduk ama Gürcistan için ayırdığımız para bitiyordu. AIESEC Tiflis’dekiler, kardeşimle arkadaşım İstanbul’a dönerken yolcu etmeye bile geldiler. E artık Proje zamanıydı! Tiflis’ten uçakla Kiev’e geçtim. Beklediklerinden üç gün erken gelmiştim. Uçaktayken bi otel falan bulacağımı düşünüyordum ama “Rusça bilmeden nasıl yaparım?” “Soyulur muyum?” kafamda deli sorular. Uçaktan indim telefonu açtım baktım bana pansiyon bulmuşlar, iki katlı renkli bir bina. Metroya üç dakika yürüme mesafesinde ve ücretsiz. O zamana kadar AIESEC şöyle harika böyle harika diyenlere şüpheci bakıyordum hepsinin samimi olmadığını düşünüyordum ama işte o an gerçek olamayacak kadar güzel bir şeyle karşılaştığımı düşündüm. Gözlerim yaşarmadı değil. Kalacak yerim yurdum olduktan sonra çok daha rahattım. Kiev gerçekten gözde bir şehir. Proje dışında sivil yaşantımda da inanılmaz keyif aldım. Lviv’e ve Odessa’ya da gittim.

AIESEC Kiev gelen stajyerlerine ayrıca Rusça, Çince vb. Dil dersleri veriyolardı Rusça derslerine gittim ben de. Şimdi orda tanıştığım bir arkadaşım hafta sonları 2 3 saat skype üzerinden Rusça anlatmaya devam ediyor bana  Brezilya’dan, Mısır’dan, Çin’den arkadaşlarımla sosyal ağlar üzerinden hala görüşüyoruz. Ankara’dakilerle direkt görüşüyoruz. Diğer illerdekilerle telefonlaşıyoruz. Ha bunun hiç mi olumsuz yanı yoktu yani.
Vardı! Olmaz mı!

Benim için tek olumsuz yanı eşeklik edip ders onaylatmayı beceremem! -aslında uzaktan gayet de mümkün- Ve okulu uzatmış olmam.

Son sözüm de bir değil beş sene boyunca okulumun öğretemiyeceği şeyleri bana bu tecrübenin katmış olduğunu söylemek olsun! Kendinize iyi bakın!
Ergün, Ukrayna

 
 
Dünyanın dört bir yanındaki Global Citizen Fırsatlarını görmek için tek yapan gereken kayıt olmak!
 

İşte Gürkan’ı Gürkan yapacak olan deneyim böyle başladı

AIESEC, öyle fırsatlar içerir ki içinde bulunan her birey kendisine tutunacak bir dal bulabilir. Benim AIESEC ile tanışma hikayem bir rastlantı üzerine başladı. İleride ikinci ailem olarak göreceğim bu kurumda bana eşsiz tecrübeler ve unutulmaz dostluklar kazandıracağından bihaberdim. 2013 yılının Ekim ayında bu kurumun bir parçası oldum. İlk öğrendiğim AIESEC’in profesyonel hayatın simülasyonu olduğuydu. Bende bu doğrultuda ilk departmanımda, İş Geliştirme takım üyesi olarak çalışmaya başladım.

19 yaşında bir üniversite öğrencisinin hayatını bulunduğu işe vermiş bir firma yetkilisiyle aynı masada ortak ne yapabiliriz? Sorusunu sorarken hayal etmek size komik gelebilir. Ancak AIESEC’in bana yaşattığı ilk tecrübe tam olarak buydu. Bu bana neler yapabileceğimi farkına vardığım ilk tecrübeydi. Dopdolu 6 aylık üyelik deneyimimden sonra yeni tecrübelere yelken açtım ve Finans Direktörü olarak çalışmaya başladım. Bu benim yaşadığım tecrübeleri başkalarına aktarabileceğim anlamına geliyordu. İlk liderlik tecrübem beni AIESEC’e bağlayan ve hayata karşı bakış açımı değiştiren yegane şey oldu.

Bu tecrübeleri yaşarken beklenmedik bir anda önüme başka bir fırsat daha çıktı ve yaşadığım bütün tecrübelerin meyvesi olarak 2014 yılının Ağustos ayında İş Geliştirme Koordinatörü olarak çalışmaya başladım. İşte Gürkan’ı Gürkan yapacak olan deneyim kuşkusuz böyle başladı. Yaşadığım zorluklar, sıkıntılar, aşmam gereken engeller 20 yaşında ki bir öğrenci için çok büyüktü ancak yaptım! AIESEC, bana sınırlarımın ne olduğunu göstermişti. Herşeyden önemlisi aşmam gereken engellerde beni destekleyen, başarıya ulaştıran güzel dostlar edinmiştim.

Bu zorlu ama bir o kadar da keyifli yolda beni yalnız bırakmayan Yönetim Kurulu arkadaşlarıma ve yaşadığımız başarılarda emeği olan takım üyelerime teşekkürü borç bilirim.

Sevgi ve Saygılarımla
2014 – 2015 İş Geliştirme Koordinatörü, İzmir
Gürkan BOZAVCI

 

Game of Thrones Evreninde AIESEC Olsaydı

Düşündük taşındık. Dedik ki Game of Thrones evreninde AIESEC olsaydı, hangi şube hangi sosyal sorumluluk projesini düzenlerdi?

Global Citizen olarak liderliğinizi nerede, nasıl keşfedebilirsiniz?

1. LC King’s Landing


Olaya Başkentle başlamak istedik. Bu şehirde son yıllarda yolsuzluk artmakta, insan hakları ihlâlleri yaşanmakta. Buna hepimiz tanık olduk, gördük. Kral’ın Şehri’nde krallar gibi liderlik deneyimi için World Issues kapsamında düzenlenecek bir proje tam da bu şubeye yakışır diyoruz.

2. AIESEC in Meeren


Khaleesi’nin bu topraklara gelmesiyle insan haklarına dair çok fazla reform gördük. Bizce yeni yüzünü tanıtmaya yönelik bir proje daha etkili olacaktır. Culture programları kapsamında “Discover Meeren” isimli bir sosyal sorumluluk projesi on numara olur. Önyargılarınızı kırmak, Dünya’nın bu şehri yeniden tanımasına liderlik etmek gayet güzel olabilir.

3. Duvarın Öteki Yüzü


Gelelim kuzeye. Yabanilerin yaşadığı bölgeye. Önyargılı olmayın, onlar da insan. Train and Develop projeleri gerekiyor o bölgeye. Eğer oradaki gençlere liderlik etmeyi kabul ederseniz barış ortamını çok rahat sağlayabilirsiniz efendim. Örneğin; ortak dili öğrettiğiniz bir çocuk, ilerde Global Talent kapsamında Iron Bank of Braavos’ta pazarlama stajı yapabilir.

 
 
Dünyanın dört bir yanındaki Global Citizen Fırsatlarını görmek için tek yapan gereken kayıt olmak!
 

Kendi konfor alanınızdan uzaklaşmak

lk AIESEC konferansımdan aklımda kalan şeylerden yalnızca bir tanesi: kendi konfor alanımızdan uzaklaşmak… Başta biraz anlamsız gelse de ne demek istediğini çok iyi anlıyorsunuz bu sözün. Konfor alanınızdan uzaklaşın, ailenizin size sağladığı tüm rahatlıklardan vazgeçin ve kendinizi keşfedin.

AIESEC neden var? Ailemin başlangıçta anlayamadığı, benim de doğru bir şekilde açıklayamadığım bir soruydu bu. 1948 yılında kurulan AIESEC, gençleri bu tarihten beri yurt dışına gönderiyor. Bizim gibi öğrencilerin kendilerini keşfederek sosyal birer birey olmalarını sağlayan oluşum, gönüllülük esasına dayalı. Maddi kaygı gütmeyen bu oluşumun içine girdiğiniz zaman kocaman bir ağın küçücük bir parçası oluyorsunuz.

AIESEC’le tanışma hikayem epey gerilere dayanıyor aslında. Lisede sınıfımıza gelen yabancı üniversite öğrencileri bir yandan kendi kültürlerini tanıtır bir yandan da bizim hayranlığımızı kazanırlardı. Daha sonraları aklımdan çıkarmışım bu müthiş organizasyonu. Taa ki bir arkadaşım AIESEC ile Çin’e gidinceye kadar. Hem de benim gittiğim projenin bir yıl önceki versiyonuna. Elif olmasa proje seçmek benim için bir felakete dönüşürdü eminim. O kadar projenin arasından size uyanı bulmak gerçekten zor zanaat. Eğer benim yaptığım gibi bu sosyal gönüllülük programıyla Dünya’yı dolaşmak istiyorsanız proje içeriklerini çok iyi okuyun. Peki sen bize ne önerirsin diye sorarsanız da: AIESEC Dare to Dream@UNNC China.

Hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biriydi diyebilirim. (Zaten başvurduğunuz projeye seçilme şansınız yüzde doksan. Bu konuda bir tereddütünüz olmasın sakın.) Hindistan’dan, Hollanda’dan, Amerika’dan, Avustralya’dan Dünya’nın farklı farklı ülkelerinden toplam altmış sekiz interndük. Bizlerle ilgilen yirmi kadar da OC( bizlere yardımcı olan Çinli arkadaşlarımız) vardı. Hayatım boyunca bir daha asla bu kadar farklı ülkeden insanı bir arada görmem sanırım. Herkes cana yakın, herkes iletişim kurmaya meraklı… Yarım yamalak yabancı dilimle başlarda zorlansam da kimse tek bir laf etmedi. Herkes yardımcı olmaya çalıştı. Yok efendim telafuzdan dolayı dalga geçmeler, takılıp kalınca gülüşmeler… Onlar ancak yabancı dil bilme oranının yüzde iki olduğu Türkiye’de başınıza gelen şeyler. Korkmayınız, deneyimleyiniz. Bir dil okuluna gitmekten daha fazla yabancı dilinize katkıda bulunacağını garanti ederim.

Peki proje nasıl bir şeydi? Çin de Türkiye gibi yabancı dil konusunda geri kalmış bir ülke. Belki bunun nedenlerinden bir tanesi de komünizm döneminde dış ülkelerden çok kopuk yaşamalarıdır. Bilemiyorum. Gene de genç nüfus dışında sokaklarda İngilizce bilene rastlamak mümkün değil. Projem bu soruna odaklanmıştı. Altmış sekiz intern’ü farklı gruplara bölerek farklı liselere gönderdiler. Bu gruplar iki hafta (Projenin toplam süresi altı haftaydı.) birbirinden ayrı kaldı ve bir programa göre liselerde İngilizce eğitimi verdi. İngilizce eğitimi dediğimiz şey daha çok çocuklarla oyun oynamak ve onların İngilizce karşısındaki çekingenliğini yenmekti aslında. Başarılı olduk mu? Bence evet. Bize verilen sürenin sonunda çocuklarla aramızda kesinlikle bir bağ oluşmuştu. Hatta giderken bazıları ağladı. Bu arada belki aklınıza gelmiştir? Çocuk ve lise öğrencisi… Pek bağdaşan şeyler değil. Belki Türkiye için değil. Ama Çin’deki lise öğrencileri için çocuk lafını kullanmak inanın ki abes kaçmıyor. Bir kere çok utangaçlar. İlk gün kendilerini tanıtmalarını isteyince çocukları duyabilmek için diplerine sokulmam gerekti. İkinci olarak derslerle o kadar meşguller ki sosyal yaşamları yok. Ve son olarak da fiziksel olarak küçük gösteriyorlar.

Çin’de okulda bulunduğum süre zarfında ben çocuklara İngilizce öğrettim, onlar da bana kültürlerini. Mesela ilk gün sınıftaki bazı çocukların İngilizce isminin olması dikkatimi çekmişti. Sonradan öğrendim ki bu isimleri kendi kendilerine vermiyorlarmış. İngilizce öğretmenleri başarı gösteren öğrencilerini böyle bir isimle ödüllendiriyormuş kimi zaman. Bizim projedeki öteki öğretmenler de çocuklara garip isimler vermeyi ihmal etmedi. Mesela şu an Voldemort bir Çin dersliğinde matematik problemi çözüyor. Spock da masa tenisi oynuyor olabilir. Ve, evet Çinliler mükemmel masa tenisi oynuyorlar.

Biraz Çinlilerden de bahsetmek gerek tabii. Kültürel anlamda bizden ya da öteki Avrupa ülkelerinden çok farklılar. Misal, bir gün dışarıda oyun oynuyorduk. Kızlarla erkeklerin el ele tutuşması gerekiyordu. Kimse yapmadı. Bir kişi bile el ele tutuşmadı. Başta anlam veremediğim bu duruma sonradan alıştım. Zaten okulda erkek arkadaş sahibi olmaları yasakmış. Telefon ve müzik çalar bulundurmaları da öyle. Günün belli saatlerinde hep aynı müzikler hoparlörlerden çalıyordu. Çocukların tek dinlediği müzik de bunlardı. Lise yurtlarında kaldığımız süre boyunca bizi en çok şaşırtan şeylerden bir tanesi de saat altıda bangır bangır çalan Gangnam Style oldu. Öğrencilerin uyanmasını sağlayan bir nevi alarm. Çin işkencesi…

Eğitim bahane, gezmek şahane… Projenin eğitimsel yanı çok da uzun sürmedi aslında. Zamanımızın çoğunu gezerek geçirdik. Her gittiğiniz yerde kültür farkı karşısında şaşırıyorsunuz. Bu kültür farklılığı sadece kendi ülkeniz ve Çin arasında da değil üstelik. Çin’in her bölgesi birbirinden apayrı. Mesela konuşulan dil bile farklı. Okullarda Mandarin dışında bir dil konuşmayınız yazıları görürseniz şaşırmayın.

Gezdiğim tüm yerleri burada anlatmak imkansız. Çoğunun ismini bile unuttum. Ama eğer Çin’e giderseniz görmeden dönmeyin dediğim yerlerden ve bu yerlerin aklımda kalan özelliklerinden bahsedebilirim.

İlk durak Şanghay… Hatırladığım en belirgin şey duman. Şanghay’da gökyüzünü göremedim ben. İlk başta geçici bir sis sandım ama değilmiş. Çin’in en büyük kenti olan Şanghay’da yaşayanlara hayret ettim doğrusu. Gökyüzünü göremeden yaşamak… The Bund’ı görmeden gelmeyin. Manzara’nın tadını çıkarın. Nehrin yanında upuzun uzunan The Bund bir nevi Kordon. Asyalı olmayan turist sayısı o kadar az ki insanların bakışları bir müddet sonra rahatsız edebiliyor. Sokakta durdurup fotoğraf çekilmek isteyebiliyorlar. Hatta bir keresinde adamın biri nasıl poz vermemi istediğini bile gösterdi. Fotoğraflarda barış işareti yapmak çok popüler. Bir müddet sonra ona da alışıp tüm fotoğraflarda barış işareti yapmaya başlıyorsunuz.

Şanghay’dan sonra Hangzhou denilen şehre müthiş hızlı bir trenle gittik. Çin’de raylı sistemler acayip gelişmiş. Hangzhou’da görülecek çok fazla güzel yer var. Özellikle West Lake ve çevresi cenneti andırıyor gerçekten. Havanın sıcaklığı ve arada bastıran yağmurlar bizleri durdurmadı on iki saatte dolaştık gölün çevresini. Değdi mi? Değdi. Bu şehirde de maalesef Şanghay gibi hava kirliliği vardı. Dumandan gri olmuş gökyüzü gölün çizgisiyle birleşince mükemmel bir manzara çıkıyordu ortaya. En az yüz fotoğraf çekmişimdir.

Hangzhou’dan sonra herkes kendi okullarına dağıldı eğitim vermek için. Grupların birleşmesi Xiamen’de oldu. Xiamen ve İzmir aynı enlemde oldukları için iklimleri aynıymış. Her yıl düzenlenen fuarlar Xiamen’in ekonomisini renkli bir hale getirmiş durumda. Şehrin pek çok yerinde Avrupa’da olduğunuzu hissedebilirsiniz. Özellikle feribotla geçilen Piyano Adası’nda. Şehrin cazibe merkezi diyebiliriz bu minicik adaya. Adadaki Türk dondurmacı abilere selam vermeyi de ihmal etmedim tabii.

Yeşil pasaportum olduğu için Çin’de otuz gün vizesiz kalma hakkım vardı. Projenin tarihi otuz günden uzun olduğu için küçük bir çakallık yaptık. Aldık uçak biletlerimizi doğru Hong Kong’a. Hong Kong ve Macao Çin’in iki özerk bölgesi. Adımınızı bu yerlerden birine attığınız anda Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde değilsiniz artık. Ben, iki Türk arkadaşım ve bir Kanadalı arkadaşım Çin sınırlarının dışına böylece çıktık. Geri döndüğümüzde bir otuz günümüz daha vardı. Bu arada yeşil pasaportun yurt dışında pek bilinmediğini söylemekte yarar var. Her seferinde uçak bileti alırken yarım saat bekletildik. En sonunda “Special, this is special passport. Special diyom sana. Special uleynnn” serzenişlerimiz yerini buldu da sağ salim dönebildik geriye.

Çin gezimde Hong Kong’un yeri apayrı. Üç gün geçirdiğim Dünya’nın en yoğun nüfuslu ülkesi Hong Kong, Çin’den çok farklı bir deneyim yaşattı bize. Bir kere zaten Çin’de olmadığınızı hissediyorsunuz. 1997 yılında Büyük Britanya’dan Çin’e geçen Hong Kong’ta pek çok açıdan İngiliz etkilerini görmek mümkün. Trafik soldan akıyor. Bizim gibi zavallı turistler ezilmesin diye yerlere yazı yazmışlar “Sola bak!” falan diye. “Prince Charles Street” diye bir tabela görürseniz sakın şaşırmayın. Çin’in aksine İngilizce her yerde. Çoğu kişi akıcı bir şekilde İngilizce konuşabiliyor. Yerel halkın konuştuğu dil ise Kantonca, Mandarin Çincesi değil anlayacağınız. Hong Kong Çin’in on katı pahalı. Her taraf lüks marka vitrinleriyle, lüks arabalarla dolu. Asya’nın Singapur’la birlikte finans merkezi. İnsanlar zengin. Belki de en büyük farkı bu Çin’den.

Üç günün sonunda Xiamen’e geri döndük. Yolculuğumuza Pekin’de devam ettik. Bizi ilk şaşırtan şey Pekin’de namı diğer Beijing’de havanın berrak olmasıydı. Hükümet fabrikaları şehrin uzağına taşıyormuş. Bu durum Pekin’in havasında gözle görülür bir kalite artışını sağlamış. Çin’in en beğendiğim şehri Pekin oldu. Bin yıllık bir imparatorluğa ev sahipliği yapmış bu şehir, tarihiyle mükemmel bir seyahat rotası sundu bizlere. Çin Seddi, Kayıp Şehir, Yaz Sarayı, Cennet Tapınağı… Daha pek çok yer… Gez gez bitiremedik Pekin’i. Pekin’e gelmişken Pekin ördeksiz olmaz. Garip bir olay bile yaşadık restoranda. Sen kalk Türkiye’den dokuz saat uçak mesafesinde bir ülkeye gel. Restoranda müzik olarak “Katibim” çalsın. Masadaki arkadaşlarıma “Törkiş müzik, Törkiş Törkiş” dedim. Göğsüm kabardı.

Şimdi yemekten bahsetmişken yarıda kesmek olmaz. Aradan çok uzun bir süre geçti Çin’den döneli ve yemekleri tuhaf bir şekilde özledim. Özellikle de çubukla yemek yemeyi. Başlarda eziyet olan bu durum bir müddet sonra eğlenceye dönüştü. Karpuzu bile çubukla yediğimi bilirim. (Çinliler çok karpuz yiyor.) Eve gittiğimde anneme Çin’de neler yediğimi anlatınca kadın bir fena oldu. Kızına, öz kızına “İğrençsin” ded. Ben yenilikçi ve önyargılardan arınmışı tercih ediyorum. Takdir sizin.

Komünist politikaların bir sonucu olarak Çin’de kıtlık baş göstermiş. Üretilen tarım ürünleri böyle koca bir nüfusu doyurmakta yetersiz kalmış. Hal böyle olunca halk beslenmek için farklı yiyeceklere yönelmiş. Bugün Çinliler Avrupa medeniyetlerinden çok farklı şeyler tüketiyorlar. Mesela Walmart’tan canlı kaplumbağa, canlı kurbağa, canlı yılan gibi hayvanları alabilirsiniz. İlk gördüğümüzde şok olmuştuk. Çin’de kaldığım süre boyunca pek çok farklı şey tattım. Akrep yedim; kurbağa, yılan, ipek böceği kozalağı, deniz yıldızı yedim. Tatlarına gelince akrep patlamış mısırı andırıyordu. Geri kalanı Çinli satıcıların turistlere kakaladığı tatsız tuzsuz yiyecekler. Köpek eti satılan bir yer görmediğimi de belirtmeliyim. Belki de benim dikkatimi çekmemiştir.

Pilav, pilav ve pilav… Kahvaltıda pilav, öğle yemeğinde pilav, akşam yemeğinde zaten pilav. Pilav da pilav! Peki bu insanlar bu kadar pilav yiyip nasıl bu kadar zayıf kalıyorlar? Pilavları bizim pilavlar gibi değil de ondan. Yağsız ve tuzsuz. Tuzsuz olması bir bakımdan iyi. Çünkü soyanın baskıcı tadını dengeliyor. Çin’e ilk gittiğimde burnumun direği sızlamıştı. Her yer pilav kokuyor. Ne zaman bir restoranın önünden geçsek mide bulandırıcı, hafifi plastik gibi kokan o koku. Bir müddet sonra alıştım ama o vakte kadar beslenmek için Çin’de en az on çeşidi bulanan Oreo’lardan on paket yemişimdir. Çin’e gidip kilo alan tek insan olarak tarihe adımı altın harflerle yazdırdım. Bu arada Çin’de satılan çikolata çeşidi çok az. Çok fazla tüketilen bir şey değil. Zaten fiyatı da öteki gıda maddelerine göre pahalı kaçıyor. İnsanlar tatlı yerine türlü türlü tropikal meyvelerden yiyorlar. Dragon fruit bu meyvelerden şekli en havalı olanı belki de.

Para meselesine gelecek olursak. Yuan Türk lirasının üçte biri. Etiketlerdeki rakamlar da değişmiyor. Her şeyi üç kat ucuza alabilirsiniz. Mesela Pekin ördeğine 258 yuan vermiştik ve yedi kişi o ördekle doyduk. Türkiye’de mümkün olamaz böyle bir şey. Taksi de çok ucuzdu. Ulaşım bu bakımdan çok rahattı.

Eve dönüş benim için çok zor oldu. Hayatımın –abartmıyorum- en güzel tecrübesini yaşadığım Çin’e veda etmek, belki de bir daha göremeyeceğim arkadaşlarıma elveda demek içimi acıttı. Üç uzun uçak yolculuğundan sonra eve dönerken bu sebeplerden dolayı çok hüzünlüydüm. İlk Pekin’den Katar’a, Katar’dan İstanbul’a ve İstanbul’dan İzmir’e… Uçak biletini ucuz alayım, aktarmalı uçayım diyince yorgunluktan öldüğümü de belirtmeliyim. Katar’da aktarmalı uçuşum için beş saat aç susuz bekledim.

Çin… Şu an deli gibi özlüyorum. İyi yönleriyle ve kötü yönleriyle Çin bana muhteşem bir deneyim yaşattı. Çubukla yemek yemeyi, her gün yeni bir şeyler keşfetmeyi, deli gibi fotoğraf çekmeyi kısacası her şeyi özledim. Hatta yemeklerin o garip kokusunu bile özledim. Umarım bir gün siz de konfor alanınızdan çıkıp kendi kültürünüzden bambaşka bir kültüre sahip bir ülkeye gitme cesaretini kendinizde bulabilirsiniz. İnanın ki pişman olmayacaksınız. İnanın ki dönüş yolunda, bambaşka bir siz olarak döneceksiniz. Yaşadığı tecrübenin anılarıyla mutlu ve yeni anılara aç…

Ayşin Naz Yılmaz, Çin

 
 
Dünyanin dört bir yanindaki Global Citizen firsatlarini görmek için tek yapman gereken ücretsiz kayit olmak:
 

Ben de birçok kişi gibi varlığını AIESEC sayesinde öğrendim!

Bu yaz AIESEC Global Citizen programı kapsamında Bahreyn ‘e gittim. Benim için mükemmel bir tecrübe oldu. Her şeyden öte sabah uyandığın zaman çevrende çeşitli milletlerden insanların olması, onların kültürlerine dokunabilmek çok değişik bir duyguydu. Orada mükemmel arkadaşlıklar edinip çeşitli kültürlerden insanları tanıdım. Açıkçası kişisel gelişimime de çok katkısı oldu. En büyük korkularımdan biri olan İngilizce konuşma sıkıntımı da bu program sayesinde yendim.

Bilmeyenler için Bahreyn Körfez ülkesinde bir küçük bir ada devleti. Ben de birçok kişi gibi varlığını AIESEC sayesinde öğrendim. İklimi gibi insanları da inanılmaz sıcak. Özellikle AIESEC üyeleri orada beni gayet sıcak bir şekilde karşıladılar ve ellerinden geldiğince proje boyunca bizimle ilgilendiler. Zaten AIESEC’in farkı burada ortaya çıkıyor.

Elbette ki globalleşen dünyada herkes istediği yere gidebilir dolaşıp gezebilir. Ama sosyal sorumluluk alanında, hiç bilmediğin bir ülkede bir şeyler yapmak isteyen arkadaşlarla gönüllü çalışabilmek tarif edilemez derecede güzel bir duygu.

Ben kesinlikle bütün öğrencilerin hiç bir şekilde tereddüt etmeden AIESEC sayesinde uluslararası sosyal sorumluluk projelerine katılmalarını tavsiye ederim. Küreselleşen dünyada bakış açımızın da küreselleşmesi ihtiyaç değil gerekliliktir. Bana bu fırsatı yaşattığı için AIESEC’e ve değerli üyelerine teşekkür ederim.

Sinan Doğay, Bahreyn

 
 
Dünyanin dört bir yanindaki Global Citizen firsatlarini görmek için tek yapman gereken ücretsiz kayit olmak:
 

4 Maddede Start-Up’ta Global Talent Olmak

Bu yaz 2 ayını yurt dışında bir Start-Up’ın parçası olarak geçirme fikri sana ilgi çekici geliyorsa bilmen gereken 4 önemli noktayı ve seni nelerin beklediğini yazdık:

1- Dinamik, genç ve heyecanlı iş arkadaşları


“Crazy ones” dediğimiz genç girişimcilerden oluşan bir çalışma ortamı Start-Up’larda seni bekliyor! CEO ile aynı masada çalışma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu ve senin gibi heyecanlı çalışma arkadaşlarının olacağını da söylemeden geçemeyeceğiz. Bu dinamik yapı içerisinde 2 aya sığdırabileceğinin de ötesinde bir tecrübe edineceğin oldukça muhtemel.

2- İstediğiniz kadar sorumluluk


En başından söyleyelim, tecrübeni dolu dolu yaşamak senin elinde. Start-Up’ların doğası gereği herkes bir işin ucundan tutması gerekiyor. Ayrıca 2 aylık bu Start-Up tecrübenin tam bir takım tecrübesi olacağını da şimdiden düşünmeye başlamalısın. Hem yepyeni bir kültürü öğrenirken hem de birbirinden farklı kişilerden oluşan bir takımın parçası olacaksın.

3- Her an gündeme gelebilecek yeni fikirler


Yepyeni bir projenin parçası olmak her gün yeni bir geliştirmeye, ortaya çıkmış bir sorunu çözmeye hazılrıklı olmanı da gerektiriyor. Küçücük bir fikrin neleri değiştireceğini buradan hayal etmek zor, fakat bunu tecrübe etmemen için hiçbir sebep görmüyoruz!

4- Çizginin dışında bir profesyonel tecrübe


21. yy’da hala 50 sene öncesinde olduğu gibi bir kariyer yolculuğu istiyorsan – staj yap, işe kabul edil – yükselmeye çalış – tabi ki senin tercihin. Ama dünya değişiyor ve fırsatların seni nerede bulacağı hiç belli olmuyor. Belki de bu yaz yurt dışında kazanacağın bir Start-Up tecrübesi kariyerini değiştirecek bir dönüm noktası olacak. Edineceğin bu tecrübe hem seni profesyonel anlamda uzmanlaşmak istediğin alanda geliştirecekken hem de bir Start-Up’ın nasıl süreçlerden geçtiğini öğrenmeni sağlayacak.

Şimdi Kayıt Ol!

Belki de geleceğin Whatsapp’ı olarak bir Start-Up’ta yer almanın yanında kendini keşfedeceğin, çözüm odaklı olma özelliklerini geliştireceğin, bir dünya vatandaşına dönüşeceğin ve başkaları ile birlikte çalışarak sonuç olmayı öğreneceğin eşsiz bir Global Talent tecrübesi elde etmek için şimdi kayıt ol!

[contact-form-7 404 "Not Found"]

Global Citizen olduğunda atacağın 9 Tweet!

Instagram’a ekleyeceğin yüzlerce fotorafın dışında bir de Tweet’ler var. İşte Global Citizen olduğunda atmanın çok muhtemel olduğu 9 tweet!

1-Kendime yeni bir ben lazım! 3 gün sonra Mısır! #Globalcitizen


Gitmene bu kadar az kalmışken attığınız bu tweetin ne kadar gerçek olduğunu ve ne kadar yeni bir sen keşfettiğini Türkiye’ye dönerken atacağın son 3 gün tweetinde daha da farkına varacaksın.

2-Bugün dillerini bile bilmediğim çocuklarla tanıştık , sarılarak anlaşıyoruuz.


Eminiz ki dillerin bilmediğin çocuklarla bir süre sonra herkesten iyi anlaşmaya başlayacaksın. Ve onların hayatlarına kattığın değerin farkında olman hayatın boyunca her bu tecrübeyi hatırladığında yüzünde tebessüm oluşturmaya yetecek bir mutluluk sağlayacak.

3-Aşmam gereken ne kadar çok sınır varmış. #GlobalCitizen


Hayatta yapmam dediğin şeyleri tecrübe etmeye başladığında aslında bu kadar korkman gereken bir şey olmadığını kısa sürede farkına varabileceğine eminiz. Artık karşına çıkabilecek engellere çoktan hazırlıksın!

4-Artık tam 16 farklı ülkede evim var! #GlobalCitizen


Tam bir Global Citizen olduğunu oraya gittiğinde kazanacağın, bütün gününü geçirdiğin arkadaşların olduğunda daha da iyi anlayacaksın ve artık dünyanın her hangi bir yerine gitmek senin için çok kolay olacak!

5-Artık herkesle paylaşabileceğim harika bir hikayem var! #hayatdeğiştirentecrübe


Dönünce arkadaşların veya ailen sorduğunda artık geniş geniş anlatabileceğin, hayatını değiştiren bir hikayen olduğu için çok mutlu olmalısın!

6-Bugün Hindistan’lı kankam Biryani Pilavı yapmış… Anne…


Yeni tatlara her zaman açık olmalısın biliyorsun ki seni orda dünyanın her yerinden gelen insanlar bekliyor. Her gün farklı bir kültürün en güzel yemeğini yiyeceğin için çok şanslısın!

7- Evimde değilim, ama evimdeyim de. Böyle bir paradoks…


Konfor alanından bu kadar uzaktayken seni hiçbir zaman yalnız bırakmayacak arkadaşlıklar kazanacağına emin olabilirsin. Artık dünyanın her yeri senin konfor alanın!

8-Bu tecrübenin en kötü yanı ‘’hoşça kal’’ demek sanırım. Ağlamaktan gözlerim şişti. #hayatdeğiştirentecrübe


Belki hoşça kal demek zor olacak fakat emin olabilirsin ki seni her zaman hatırlayacak ve bıraktığın etkileri konuşacak bir sürü insan bırakıyorsun arkanda, ayrıca artık teknoloji çok gelişti. 

9-Gelmeden önce ‘’Napacağım ya tanımadığım o kadar insanla?’’ diye düşünürken şimdi masamın üstünü tanımadığım o insanların fotoğraflarıyla doldurdum!


İşte hiç tanımadığın o insanlar, hem kişilerarası hem de kültürlerarası iletişim becerilerin artık daha da gelişmiş durumda ve her zaman onları hatırlatacak anıları biriktirmen çok güzel!

 
 
Dünyanin dört bir yanindaki Global Citizen firsatlarini görmek için tek yapman gereken ücretsiz kayit olmak:
 

Acaba AIESEC neden ‘Yurt Dışına Çıkmak’tan öte ?

Sizin de neden diye sorduğunuzu tahmin ediyoruz. İşte sizin için cevapladık.

1) Öncelikle AIESEC’in kurulma amacından biraz bahsedelim. AIESEC insanların potansiyellerini keşfetmelerini ve “Dünya Barışını” amaçlar.

Yani AIESEC sana liderlik yolcuğuna çıkma ve kendini keşfetme fırsatı verir.

2) AIESEC, 67 yıldır burada. Dünyanın birçok yerinde fırsatlarını sunacak kadar geniş bir ağa sahip!


Hangi seçenek sana dünyanın 128 ülkesinde evin olması fırsatını verir ki?

3) Hayatında bir kere de olsa sosyal sorumluluk projesine katılman gerektiğini biliyorsun.

AIESEC dünyasının içinde olan her birey Sosyal Sorumluluk bilincini en iyi biçimde yansıtan kişiler. Bu yüzden sosyal sorumluluk projelerinin diğerlerinden daha dolu ve farklı geçeceğini göreceksin.

4) AIESEC sana sosyal sorumluluk deneyimini yaşattıktan sonra hayatının yönünü tamamen değiştirecek bir de kurumsal staj fırsatı sunar!

Okul hayatın boyunca sarf ettiğin eforun karşılığını içinin gerçekten dolu olduğu bu profesyonel tecrübe ile alacaksın.

5) AIESEC dünyanın en büyük öğrenci platformu dedik.


Yani öğrencinin halinden öğrenci anlar diyoruz. Aradığın her şeyi AIESEC fırsatları ile bulabilirsin!

 
 
Dünyanin dört bir yanindaki Global Talent firsatlari görmek için tek yapman gereken ücretsiz kayit olmak:
 

Global Citizen olduğumu Türkiye’ye dönerken anladım!

Aslında aklımdan geçen ilk yerlerden biriydi Ukrayna tercihi iyi ki de öyleymiş diyorum.
Orada yaşadığım her şey her an unutulmaz derecede çok güzeldi. İlk yurtdışı deneyimim olmamasına rağmen yeniden kendimi dünya üzerindeki en özgür insanmışım gibi hissettirdi.

Orada ne giyindiğim, ne yaptığım kimsenin umrunda değil. Önyargısız bir dünyadaydım ve hiç olmadığım kadar kendimdim ! Hava çok soğuktu ama insanın içini ısıtan sanki yıllardır tanışıyormuşum gibi benimle anlaşan, her sorunumla ilgilenen AIESEC Kiev ailesi yanımdaydı, zaten havaalanında iner inmez karşıladılar hemen sonra hostelime yerleştirdiler. Hostelde ingilizce bilen çok az insan vardı ama bu sorun olmamalıydı ve olmadı. Yabancı olduğum için hostelde herkes ilgili ve yardımsever davrandı.

Benim projem “World Without Borders”ti. Anaokulu seviyesinde öğrencilere Kültürel Farklılık yaratma amaçlı sunumlar ve dersler verdim. Her anından zevk aldım ve her ders birbirimize daha çok alıştık her şey çok güzeldi. Bu kadar güzel olması, daha önce hiç yaşamadığım duyguları bana yaşattı.

Projemizde Brezilyalı, Çinli, Gürcü ve Mısırlı arkadaşlar vardı. Hepsi birbirinden yardımsever ve sıcakkanlı insanlardı. Birlikte unutulmaz anılar ve maceralar yaşadık birbirimize çok alışmıştık ve hepsinin kültürünü biraz olsun tanıma fırsatı buldum. İngilizcem çok iyi sayılmazdı ama orda geçirdiğim 6 hafta bana çok şey kattı ve İngilizcemi de geliştirdim tabi.

Global Citizen olduğumu Türkiye’ye dönerken anladım!
Bir gün Brezilya’ya gidersem beni orda bekleyen artık çok iyi arkadaşlarım var.

ERİM ÇELEN,UKRAYNA

Haritada yerini bile bilmediğim bir yere gönüllü olarak gittim


Dünyanın farklı ülkelerini farklı yollarla tanıma imkanlarımdan biri AIESEC sayesinde Bahreyn, Manama’daki 6 haftalık sosyal sorumluluk projesiydi. Bu sayede haritada yerini bile bilmediğim bir yere gönüllü olarak gittim ve dünyanın her yerine gidilebilir algısının farkına vardım. Aslında başlarda çekincelerim vardı. İnternet’ten araştırdığımda kötü haberler de okudum fakat bunlara rağmen gidip kendim keşfetmeyi ve görmeyi istedim. Uçaktan ilk indiğimde beni hiç tanımayan insanlar hava alanından alıp kalacağım villaya kadar götürdüler. Villaya adımımı attığım ilk anda içeride kimse yok sanıyor ve içerisi karanlıkken birden herkesin sürpriz diye bağırmasıyla karşı karşıya kaldım. Bu mutluluğun yanında bir de şanslıydım, o gün mangal partisinin olduğu güne denk geldim. Böylelikle 6 haftalık serüvenim çok güzel ve samimi bir şekilde başlamış oldu.

Öncelikle farklı ülkelerden gelen biz stajyerler, kendimizi ve kültürümüzü birbirimize tanıttık. Türk gecesi, Çin gecesi, Malezya gecesi, İsviçre gecesi, İtalyan gecesi düzenleyerek birbirimizle unutulmaz zamanlar geçirdik. Yerel halk ile röportajlar yapıp Bahreynlileri tanımaya çalıştık ve okullarda kendi kültürlerimizi liseli çocuklarla paylaşma fırsatı bulduk. Bazen Türkçe bile topluluk önünde konuşmaya çekinirken İngilizce sunum yapıyor olmam paha biçilemezdi. Kültürel şoklarda vardı tabi ki; Pazar gününün haftanın başı olması, pazartesi sendromu yoktu mesela! Benzinin litresi 50 kuruştu ve bu çok büyük bir farklılıktı. Ayrıca 5 kişilik bir ailenin 6 tane arabası olması ve fazla olan 1 arabanın acil durum arabası olmuş olması, anlatılmaz yaşanır ve görülür türdendi. Mesela yerel Bahreynli sana tüm Bahreyn’i gezdirebilir ama su almaz desem? Çünkü su benzinden daha pahalı…

AIESEC’in diğer yurt dışı tecrübesi sunan kurumlardan farkının, gönüllülük ile gelen samimiyet sonucu kurulan dostluklar olduğunu burada öğrendim. Proje biterken yaşanılan hüzünlü hava ve duygulu anlar… Bizimle ilgilenen AIESECer’lar ve gelen stajyerler o kadar içten ve samimilerdi ki ikinci ailem gibi oldular. Şu anda AIESEC sayesinde dünyanın birçok bölgesinde değer verdiğim insanlar yaşıyor ve imkân bulduğum her an onlarla iletişime geçebiliyorum. Ayrıca ilk fırsatta sırayla her birini ziyaret etmek istiyorum. AIESEC bana mükemmel bir tecrübe sundu, iyisiyle kötüsüyle. Yaşanan tüm aksilikler o anlıktı ve oldubitti. Bize kalan ise bugün bile devam eden dostluğumuz, sohbetimiz ve anlatmaktan her zaman keyif aldığımız ve alacağımız anılarımız. İyi ki sosyal sorumluluk stajını yapmışım ve bunu iyi ki hiç aklımda olmayan ve tekrar gitmek istediğim yer olan Bahreyn’de yapmışım. Karak çayı içmek için ya da deveburger yemek için bile tekrar gitmek isterim… Şimdi ise hem Asya ülkelerine hem de Afrika ülkelerine gitmek için plan yapabiliyorum. İyikilerimdensin Global Citizen!

Tarık Yıldırım, Bahreyn

 
 
Dünyanin dört bir yanindaki Global Citizen firsatlarini görmek için tek yapman gereken ücretsiz kayit olmak: