Hayata Bakış Açım Çok Değişti

Çok sevdiğim bir söz vardır, ‘’Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?’’. Ben hep çok gezenin daha çok şeyi bildiğine inanmışımdır çünkü kitaplarda soyut kalan bir bilgiyi gezerek birebir tecrübe etme imkânı bulunur ki bu da her şeyden daha anlamlıdır. Fırsatını bulduğum her zaman bir yerlere gidip yeni şeyler keşfeden ben, AIESEC’e katıldıktan sonra neden Global Citizen yapmıyorum dedim ve bir anda kendimi Çin’deki bir proje ile eşleşmiş halde buldum. Neden Çin? Sorusuna verilecek üç tane cevabım var. Birincisi küçüklüğümden beri Çin ve Çin kültürü bana çok mistik, gizemli gelen bir yerdi. Bir şeyler beni hep o kültüre çekiyordu. İkincisi, elime aldığım her şeyin altında ‘’Made in China’’ yazması beni meraklandırmıştı. Nasıl bir üretim, nasıl bir potansiyel vardı ki Çinde de neredeyse bütün Dünya’ya üretim yapabiliyordu? Üçüncüsü ise çocukluk kahramanım Mulan’ın çıkma yerinin Çin olmasıydı.

Bütün arkadaşlarımın, ailemin itirazlarına rağmen, Temmuz ortasında soluğu Pekin Havaalanında aldım. İstanbul bile bana kalabalık gelirken havaalanına neredeyse İstanbul nüfusu kadar insanın doluşması beni gerçekten de hem şaşırtmıştı hem de çok korkutmuştu. Bu kalabalıkta nasıl yaşayacağımı düşünürken pasaport kontrolünden geçtim, bavulumu aldım ve bir buçuk ay boyunca birlikte zaman geçireceğim 11 mükemmel insan ile tanıştım. 7 farklı ülkeden 11 insan… Hiç beklemediğim bir biçimde hemen o an birbirimizle kaynaştık. Odalarımıza yerleştikten sonra yemek yemek için dışarıya çıktık. İlk küçük sorunum beni yemek yediğimiz yerde bekliyordu. Restoran’a gittiğimizde yemek yemek için çatal-kaşık-bıçak söylediğimizde bize onların hiçbirinin olmadığını, chopstick ile yememizi söylediler. Hayatımda chopstick kullanmamış biri olarak o kadar zorlandım ki, yemek yemeği bıraktım. Daha sonra marketten gidip abur cubur alıp o günü geçiştirdim. Gerçi sorunlarımın en küçüğünün o olduğunu yakın zamanda öğrenecektim.

Projemin içeriğinden bahsetmek gerekirse; üç aşamalı diyebiliriz. İlk aşaması 1 hafta boyunca Pekinde kalıp Pekini gezmek, ikinci aşaması Changchun şehrinde 1 hafta kalıp orayı gezmek, üçüncü aşaması ise iki farklı okulda yaşları 10 ile 15 yaş arasında değişen çocuklara İngilizce öğretmekti.

Projenin ilk basamağında Pekinde kaldık. İlk gün Cennet Tapınağını gezmeye gittik. Cennet Tapınağı hem mimarisi hem de düzen olarak görmüş olduğum tapınaklardan çok çok farklıydı. Gerçekten gizemli, sizi kendine çeken ama bir o kadar da kutsal bir yere geldiğinizi hissettirecek bir havası vardı. Daha sonraki günlerde Yasak Şehir, Ti An Men Meydanı, Çin Seddi ve 798 Art Zone gibi yerleri gezdik. Yasak Şehir ’in aslında bir saray olması, sadece saray mensuplarının içeriye alındığı için ‘’Yasak’’ olarak adlandırılması bana başta çok enteresan gelmişti. Yanı sonuçta saray ne kadar büyük olabilir ki diye düşünmüştüm. Fazlası ile yanıldığımı söyleyebilirim. 4 saat gezip de bitmeyen bir saray olduğunu ilk elden deneyimleyince şehir kelimesini hak ettiğini anladım. Gene Cennet Tapınağı gibi mistik hava buraya da hâkimdi. Beni en çok etkileyen kısım imparatorluk bahçesi idi. Yeşilin her tonu, adını bildiğim bilmediğim çiçeklerden gelen o kokular, ağaçların gökyüzüne uzanışı… Orda kalıp bütün gün meditasyon yapıp aydınlanmak istedim. O kadar huzurlu bir yerdi ki insan ancak o anı yaşayınca anlayabilirdi. Çin Seddi başlı başına bir olaydı. Teleferik kullanmayıp duvara tırmandık. Fazla yorucu, fazla su içilmesi gereken bir 45 dakikaydı ancak tırmandıktan sonra etrafınıza baktığımızda fotoğraflarda göründüğünden çok daha güzel, hipnotize edici bir manzara vardı. Ayrıca üstünde durduğumuz duvar M.Ö.’sine aitti, sonsuzluğa uzanıyordu, neredeyse bulutlarla aynı seviyedeydik. Daha sonra Pekinde uluslararası bir konferansa katıldık. Sadece Çin’in bir bölgesine Global Citizen yapmaya gelen 360 insanla bir araya gelmek çok zevkliydi. Orda tanıştığım Mısırlılar bana aslında Mısır’a ve insanlarına ne kadar önyargılı yaklaştığımı fark etmemi sağladı.

Pekinden sonra Changchun’a geçtik. Burası Pekin kadar ilgi çekici değildi. Başka bir deyişle, Pekin kadar tarihi ve kültürel bir kent değildi. Tam bir sanayi şehri idi ve Çin’de üretilen arabaların büyük kısmı bu şehirde üretiliyordu. Burada aile yanında Polonyalı arkadaşımla birlikte kaldık. Aslında ikimiz için de zor bir hafta oldu çünkü aile İngilizce bilmiyordu, sadece host sister’ımız biraz İngilizce konuşabiliyordu. Buda bizim sürekli şehirde kaybolmamıza neden oluyordu. Gene de aile bize elinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştı ve onlarda geçirdiğimiz süre boyunca bize bütün Çin ve Kore Mutfağını tattırmaya çalıştılar. Changchunda öğrendiğim şeylerden biri de Çinlilerin Kore kozmetiğine, kıyafetlerine ve yemeklerine çok düşkün olduklarıydı.

Ecegül

Projemin son aşaması iki farklı okulda çocuklara İngilizce öğretmek üzereydi. Bunun için Changchun’a 2 saat uzaklıkta bir köye geçtik. Asıl yaşadığım irili ufaklı problemler bundan sonra başlayacaktı. İlk yaşadığım şok köye giriş yaptığımızda oldu. Bence oraya köy/kasaba falan denemezdi çünkü savaştan çıkılmış bir hali vardı. Şaşkınlığımı üstümden atamamışken birde okulu görünce şaşkınlığım ikiye katlandı. Okul denilen şey derme çatma tek katlı bir binadan oluşuyordu ve bazı pencerelerde cam yoktu. Hepsinin üstüne birde kalacak yerimiz olmadığını, sıraların üstünde yatacağımızı öğrendiğimde çıldırma noktasındaydım. Ancak bunun hiçbir şey olduğunu, banyo ve tuvaletimizin olmadığını, bunun için okul dışına çıkıp market veya orda olan esnaflardan rica etmemiz gerektiğini öğrendik. O anda projeyi bırakıp Türkiye’ye dönmeyi düşündüm çünkü yaşam standartlarının zor olduğunu biliyor ancak bu kadar da zorlayıcı olacağını bilmiyordum. Ancak sonra ellerinde çiçeklerle gelen öğrencileri gördüm. Hepsi gülen yüzlerle, umutla bize bakıyorlardı. Bir isteğimiz var mı diye 5 dakikada bir gelip bizi kontrol ediyorlardı. 12 yaşında bir çocuğun sürekli benim iyi olup olmadığımı kontrol etmek için gelmesini çok garipsemiştim. Neyse bir iki gün denerim, baktım dayanamıyorum geri dönerim diye düşündüm. Tahmin edileceği üzere o gece çok zor uyudum ve ertesi gün sabah 5.30 da bir kuvvetle kalkıp derse girdim. Yaşları 13–15 arasında değişen 20 kadar öğrenci uzaydan gelmişim gibi merakla beni inceliyordu. O zaman bu çocukların belki de görüp görebileceği tek yabancının ben olduğunu fark ettim. Korkularımı ve endişelerimi bir kenarı bırakarak acaba onlara ‘’nasıl yardımcı olabilirim?’’ sorusuna yoğunlaştım. O andan sonraki süre boyunca içinde bulunduğum şartlara şikâyet etmek yerine ‘’elimde neler var?’’ ve ‘’ben bunlardan nasıl fayda sağlayabilirim?’’ sorularına odaklandım. Çocuklarla birlikte olduğumuz süre boyunca hem İngilizce gramer yapısını inceledik, hem o günün konusu ile ilgili film izledik, hem de konu ile ilgili aktiviteler yaptık. İlk başta hepsi gerek hata yapmamak gerek kendi çekingenliklerinden derse katılmak istemedi. Ancak bunları aştıktan sonraki derse katılım ve aktivitelerde eğlendiklerini, benden bir şeyler öğrenip bunları uygulamaya çalışmalarını görmek çok zevkliydi. Akşamları ise projedekilerle okul bahçesinde ateş yakıp hem konuştuk hem oyunlar oynadık hem de yıldızları izledik. Birbirimiz hakkında, kültürlerimiz hakkında çok fazla şey öğrendik. En zor anım herhalde onlardan ayrılırken oldu. Ben üzülmeyeyim, bende ağlamayayım diye benden gizli ağlamaları bana çok dokunmuştu. Daha sonra bana hepsinin mektup yazması ve mektubun sonunda Türkçe olarak ‘’Seni Seviyorum’’ yazmaları o kadar hoştu ki. Bir insanın hayatında gerçekten bir etki bıraktığımı hissettiğim andı.

Daha sonra İngilizce öğretmek üzere diğer okula geçtik. Bu okulun şartları diğer okula göre çok daha iyiydi ancak öğrencilerin yaşları 8–11 arası değişiyordu. Bu yaş aralığında da onları nasıl toparlayacağım, İngilizceyi nasıl öğreteceğim gibi soruları sormama neden oluyordu. Gene endişelerim boşa çıktı ve birlikte inanılmaz güzel vakit geçirdik. Güne hep dans ederek başlıyorduk, daha sonra bir gün önce ne işlendiyse onun tekrarı ve daha sonra asıl derse geçiyorduk. Beni en çok duygulandıran şey bana sürpriz doğum günü hazırlamalarıydı. Ben onlara yaş günüm olduğumu söylememiştim ancak bir şekilde öğrenmişler, ben gelmeden sınıfı süslemişlerdi. Ben sınıfageldiğimde konfeti patlatmaları, yaş günü şarkıları söylemeleri ve bana sarılıp beni öpmeleri inanılmaz özel ve duygusal bir andı. Bu kadar kısa sürede beni bu kadar benimsemeleri, bana koşulsuz sevgi göstermeleri hayatımda başıma gelen en güzel şeydi. Daha sonra bana hediyelerini vermek için sıraya girdiler. Bu kısımda ayrı bir duygusallık hâkimdi. Maddi durumları olmadığı için bana ya Çikolata ya da şeker almışlardı. İkisini de alamayanlar bana kartondan kalemlik, toka ya da kalp yapıp hediye etmişlerdi. Düşünün sizi mutlu etmek için, gülümsediğinizi görmek için etrafınızda pervane olan, sizi sonsuz sevgiye boğan 25 minik birey. Hiç bu kadar sevildiğimi hissetmemiştim. Gene en zor kısım onlardan ayrılmak oldu. Ben gitmeyeyim diye bacağıma sarılanlar, ya da kapının önüne barikat kuranlar oldu. O kadar çok ağladılar ki herhalde ambulans çağırmamız gerekli diye düşündüm. Onları böyle bir hale soktuğum için de çok üzüldüm.

Zor iki tane ayrılık geçirdikten sonra işin gezme kısmı başladı. Proje arkadaşlarımla beraber ilk önce Harbin’e geçtik. Harbin Çin’deki Rus şehri ve Çince konuşulması dışında her şeyin Rusça ve Rusya’ya yakınlaştığı bir şehir. Çince tabelanın altında Rusça yazılar, Rus mimarisi, Rus yemekleri, Rus müzikleri… Beni en çok etkileyen şey Harbin’de Türk Restoran’ı, Türk Müzesi ve Kahramanmaraş Dondurmacısı bulmamdı. O kadar bin kilometre gittikten sonra bunları bulmam bana o kadar komik gelmişti ki hatırladığımda hala gülümsüyorum. Bence Dünyanın cidden çok küçük olduğunun büyük bir kanıtı niteliğindeler. Harbin’den sonra Tianjin’e geçtik. Bence Dünya’da en çok yaşanılası şehirlerden biridir. Eğer Çince yazılar olmasa rahatça bir Avrupa şehrinde kaybolduğunuzu sanabileceğiniz bir yer. Italian Style Town ve Tianjin Eye en favori yerlerimden biri oldu benim için. Kaldığımız Hostelde de Türkçe müziklerin çalması beni etkileyen ayrı bir konuydu. Gerçekten o kadar kilometre geldikten sonra 180 derece farklı bir kültürün içinde kendimi bulduktan sonra Türkçe müzik duymak gerçekten hem garip hem de güzel bir duyguydu. Ayrıca birlikte gezdiğim proje arkadaşlarım, Hostelde tanıştığım insanlar, Tianjin’e özel tattığım tatlar beni baya tatmin etmişti.

Tianjin’den sonra Pekin’e tekrardan geçtik. Pekin bu sefer benim için hem gezemediğimiz yerleri gezmek hem de veda demekti. Art Zone’u bitirememiştik onu bitirmeyi denemek, Beijing Zoo’ya gidip Pandaları ziyaret etmek, Yaz Sarayına gidip tekrar o büyüyü hissetmek, tatmaya fırsatımızın olmadığı tatları tatmak (Yasemin Çaylı dondurma, Yeşil Çaylı dondurma, Durianlı Kek ve dondurma gibi) ve çekilebileceğimiz kadar çok fotoğraf çekilmek gibi bir sürü şey yaptık. Son gün geldiğinde o kadar birbirimizden ayrılıyoruz diye o kadar mutsuzduk ki. Takside, Havaalanında ve uçakta o kadar çok ağladım ki bir süre boyunca göz pınarlarıma gözyaşı dolmayacak eminim.

Çin’den döndükten sonra hayata bakış açımın çok değiştiğini fark ettim. Daha önce de farklı projeler adı altında yurt dışına çıkıp insanlarla tanışmıştım ancak hiç bu kadar kopmayacak bağ kurduğumu hatırlamıyorum. Öyle ki ben Rusya’ya gidemediğim için madem öyle o zaman ben gelirim diyen ve bir hafta içerisinde beni görmeye gelen bir arkadaş edindim. Ya da artık Türkiye gündemini yakından takip eden ve iyi ya da kötü bir haber duyduğunda iyi olup olmadığımı kontrol eden bir Tayvanlı arkadaşım var. Peki, bu tecrübe bana ne öğretti? Hangi ülkeden gelirsek gelelim, hangi dili konuşursak konuşalım ya da hangi ırka mensup olursak olalım kendimiz olmamız gerektiğini, mesafeleri sadece gözümüzde büyüttüğümüzü ve eğer istersek her şeyi yapabileceğimizi, sınırları zorlamanın ve bu zorlayış sonunda gelen güzellikleri, Dünya’da en çok konuşulan dilin İngilizce değil de sevgi dilinin olduğunu, aslında ihtiyacımız olan tek şeyin inanın bana sevgi, hoşgörü, güven ve empati olduğunu gördüm.

Ecegül Somay, İstanbul

Hayatımın En Güzel Yazlarını Yaşıyorum

Selamlar buraya kadar gelmiş öğrenci arkadaşım 🙂 İsmim Derya, Ankara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri öğrencisiyim.

Benim hikayem ise bu yaz başladı. AIESEC’in sunduğu fırsatlardan Global Citizen ile Polonya’ya gittim. Bu benim için ikinci yurt dışı tecrübesiydi. Daha önce de Sırbistan’a gitmişim. Sırbistan’dan döndükten sonra AIESEC’in bana kattıklarını, hayatımda sebep olduğu değişiklikleri hep fark ettim. Ailenden uzakta tek başına 2 ay yaşamaya, çok farklı bir ortama alışmaya çalışıyorsun ve bu insana inanılmaz bir özgüven ve güç veriyor. Gerçekten pozitif yönde bir değişim yaşamıştım çevremdekilerin de bunu fark etmesi gerçekten çok hoşuma gitmişti. Bu yüzden bu yıl tekrar, Polonya için denedim şansımı.

20150717_120359_2

Polonya tarihinden midir mimarisinden mi bilmem ama uzunca bir süredir hep gitmek istediğim bir ülke. Gezip gördüklerim bir yana orada yaşadıklarım da paha biçilemez.

Polonya’daki projemin temasında ise çocuklar vardı. Ve itiraf etmek gerekirse, daha önce bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Çocuklarla bahçede oyunlar oynarken bazen onlardan daha çocuk olduğumu fark etmiştim. Orada tanıştığım insanlar, dünyanın dört bir yanından gelen o harika insanlar… Gerçekten kimseye karşı bir önyargıları olmayan hayatımda tanıdığım en iyi insanlardı. İki yıldır hayatımın en güzel yazlarını yaşıyorum. Bana kattığı bu değerler ve yaşattığı unutulmaz anlar için AIESEC’e çok teşekkür ederim.

Derya Özkılıç, Ankara

Hayatlara Dokunmak

Merhabalar, ben Duygu, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği 3. sınıf öğrencisiyim. Okuldan bir arkadaşımın yarıyıl tatilinde Romanya’dan gönderdiği fotoğraflara olan merakım sonucu AIESEC ile tanıştım ve Global Citizen hakkında bilgi sahibi oldum. Sonrasında üyeliğe başvurdum ve Global Citizen takımında 4 aylık üyelikten sonra ben de Güney Kore’ye gittim.

Proje ailesinin ekonomik durumu kötü olan ilkokul çocuklarına “welfare center”larda İngilizce dersi vermek üzerineydi. İlk hafta planlama olmak üzere 6 hafta boyunca hafta içi 5 gün ders verdim. Daha önce hiç çocuklarla ya da öğretmenlik ile ilgili bir deneyimim olmamıştı yani hepsi aslında benim için çok yeni kavramlardı. Beni ilk gördüklerindeki yüz ifadelerinden itibaren, son gün bacağıma sarılıp benden ayrılmak istemedikleri ana kadar hem öğretip hem öğrendim. Belki İngilizce seviyeleri 6 haftada inanılmaz bir şekilde ilerlemedi ama hayatlarında ilk konuştukları yabancı olduğuma eminim. Bundan sonra her İngilizce konuştuklarında beni hatırlayacak olmaları ve hayatlarına dokunmuş olmam gerçeği beni en mutlu eden düşünce.

DuyguHaykir_GC_İst

Güney Kore, Türkiye’ye kültürel açıdan aslında çok benziyor ama kendilerini ve ülkelerini bize oranla çok daha fazla geliştirmişler. İnsanlar çok saygılı, yemekler inanilmazdı. Host aile ile kaldığım için aslında orada hayat benim için çok kolaydı, host kardeşimle hep beraber gezdik ve beraber yedik. Zaten aşina olduğun Kore kültürü ile ilgili çok daha fazla şey öğrendim. Aslında Güney Kore kültürüne ve insanlarına yaklaşık 5 yıldır bir ilgim vardı ve Güney Kore’ye gitme düşüncesi benim için bir hayaldi. Bu hayali gerçekleştirdiğime hala inanamıyorum. Global Citizen’dan önce hayallerimin gerçekleşme ihtimali olduğuna inanmazdım ve bu düşüncemin değişmesine çok seviniyorum.

Yaşadığım zorluk, çocuklarla iletişimim sırasında onlara nasıl hitap edeceğim, bazı şeyleri nasıl daha basite indirgeyerek paylaşacağımı çözümlememdi  ve bu biraz zaman aldı ama bu noktada da projemdeki AIESECliler çok yardımcı oldular. Hem öğrencilerin hem de projeyi düzenleyen AIESEClilerin vizyonuna farklı bir bakış açısı kattığıma inanıyorum ve tabiki benim de aydınlandığım çok nokta oldu.

obal Citizen’a gitmeyi kesinlikle tavsiye ediyorum çünkü her zaman ilgilendiğiniz bir ülkeye gidip turistik bir gezi yapabilirsiniz ama o ülkede bir buçuk ay boyunca gönüllü çalıştığınızda hem o ülkenin kültürü hem de o ülkede yaşanan problemler ile ilgili bu kadar çok şey öğrenmeniz başka bir tecrübe ile mümkün değil. Belki tecrübeniz mükemmel, sorunsuz olmayacak ama başka bir ülkede tek başınıza problemlerinizi kendiniz çözdüğünüzde kazanıcağınız özgüven ve başarmışlık hissi her şeye değer. Dokunduğunuz hayatlardan bahsetmiyorum bile…

Duygu Haykır, İstanbul

Yeni Rota Brezilya!

Bir zamanlar dünyanın bütün sırlarına vakıf olmak isteyen, köşe bucak dolaşmak, her kültürü her adeti her özel yeri keşfetmek arzusuyla kavrulan 19 yaşında, yolun başında bir kız vardı. Dünya’yı önüne uzanmış kocaman bir halı, kendisini ise tecrübesiz ama cesur bir maceracı olarak hayal etmeyi seviyordu. Seviyordu da, daha önce hiç bu kadar uzak bir diyara böylesine maceralı ve meydan okuyucu bir yolculuğu tahayyül dahi etmemişti, AIESEC’le tanışana kadar.

Dünya’yı değiştirme fikrinin ilk adımını kendini değiştirme olarak tasarlayan bu kız, kendini değiştirmek ve geliştirmek adına ne yapması gerektiğini artık biliyordu: Başkalarının hayatlarında küçük değişiklikler yaratmak. Bu amaç doğrultusunda, çok da uzun uzadıya düşünmeden, içten gelen bir çekimle AIESEC’in kapısını çaldığında çok sevecen karşılanmakla kalmayıp, her an ilgi ve yardım gördü. Ve sonunda o an gelip başvurduğu projelerden birinden resmen kabul aldığında artık hayatının tamamen yeni bir yola girdiğinden habersizdi bir bakıma, yeni rota Brezilya!

Ah bu macerada neler tatmadı,neler öğrenmedi ki! Hayatının en güzel, en eğlenceli dönemi oldu bu macera ve döner dönmez bütün arkadaşlarını da bu eşsiz deneyimi en azından bir kez tatmaya iknaya çalıştı hep! Brezilya’da tamamen yeni bir kültürün içinde tamamıyla farklı insanlarla tanıştı ve bu onun kendini, ‘gerçek kendini’ tanımasını sağladı. Çünkü artık etrafında eski alışkın olduğu çevre, aile, arkadaşlarından hiçbiri yoktu onun davranışlarını etki altında bırakacak, sadece o vardı, o ve baştan başa yabancı bir atmosfer. Maceracı kız, burada inanılmaz sıcakkanlı ve onu da çok seven bir aile edindi, dünyanın dört bir yanından insanlarla çevrili bir arkadaş grubuyla çalıştı, gezdi, eğlendi ve onları sahiplendi.

GözdeÖztürk_GC_Photo

Bununla da kalmadı, kendi kültürünü yaşadığı mahalleden iş yerine, arkadaşlarından bulunduğu yerin esnafına, polisine kadar herkese taşıdı, tanıttı. Kültürünü Sao Paulo’da temsil etmekten gurur duydu. Bazen korktu, özledi, umutsuzluğa kapıldı hatta ilk başlarda dönmeyi istedi. Ama bir kez bu anlar geçip yaşadıklarına bütünüyle baktığında hayatında daha önce hiç bu kadar güzel bir şey yaşamadığını fark etti. Bununla da kalmadı, Sao Paulo’da maddi imkansızlıklarla örülü bir mahalledeki bir NGO’da, marketing depatmanına bağlı çalışarak, o NGOya bağlı üretim yapan küçük esnafın ürünlerini satabilmesi için reklam, tanıtım, pazarlama stratejileri geliştirdi arkadaşlarıyla birlikte. Her ne kadar kendisi bu alanda deneyimsiz olsa da iş arkadaşları ona her an destek oldu, yardım etti. Hayatında yıllar geçse de asla unutamayacağı bir muhteşem bir maceraya Rio de Janeiro’ya gitti arkadaşlarıyla! Ülkesindeyken yaşamayı hayal bile edemeyeceği şeyler yaşadı, yapmaya asla cesaret edemeyeceği şeyleri yaptı. Ve hepsi olup biterken o, çok eğlendi! Dil bilmediği halde, insanlarla konuşmadan anlaşmayı veyahut anlaşamadığı insanları anlamayı öğrendi. Karşılıksız ilgi,sevgi,yardım gördü. Özledi, özlendi ve bir gün tekrar dönmeye yemin etti. Tüm bunları yaşarken AIESEC Brezilya ve AIESEC İstanbul da hep arkasındaydı, deneyimini en mükemmel en eşsiz hale getirmek için olağanüstü bir çaba sarf ederek. Şimdi bu maceranın sonunda kız, herkese her şey için minnettar, arkasına yaslanıp anıların sonsuz geçidini izlemek ise en sevdiği aktivite…

Gözde Öztürk, İstanbul

Harika Bir Deneyim!

Selam, ben Mert. Ege Üniversitesi’nde yaz okulunda matematikten bunaldığım bir temmuz akşamında geleceğime dair efsanevi planlar yaparken AIESEC reklamını görüp formu doldurmam ile biricik danışmanım Ayşenur’un beni araması 1 gün sürdü. Kısa bir iş seçimi, mülakat ve hazırlanma sonrası 2 hafta sonunda kendimi mutluluk ülkesi Çek Cumhuriyetinde buldum. Yurt dışına birçok defa çıkmış olan ben, sebebini tam olarak bilmediğim farklı bir gerginlik içinde, Karvina AIESEC üyeleri ile tanışana kadar. Sanki 5 yıldır arkadaştık da ben onları ziyarete gitmiş gibiydim. Vendula, Natalia ve Eva; her neyse konudan uzaklaşmayalım, ertesi gün 1 hafta sürecek olan eğitim dönemimize başladık.

Görevimiz ortaokul öğrencilerine ülkemiz hakkında 45 dakikalık sunumlar yapmak imiş. Ben şok, ben iptal. Lise hayatımdaki çılgın sunum deneyimlerimi hatırlayınca kısa süreli bir çarpıntı geçirdim. Ancak sadece 2 hafta içinde gerekirse 100 kişiye elimde hiç bir materyal olmadan 1.5 saat İngilizce sunum yapabileceğimi bilmiyordum henüz. Eğitimlerimiz çok eğlenceliydi. Ve takım arkadaşlarımdan bahsetmek gerekirse Ürdün, Sırbistan, Romanya ve Malezya idi. Beraber olduğumuz süre boyunca hep birbirimizi kolladık ve 6 hafta içinde çok yakın arkadaş olduk. Şu an 11 farklı ülkeden ve 4 farklı kıtadan farklı dinlerden farklı renklerden birçok arkadaşım var. Bizi bu kadar birbirimize yakın yapan farklılıklarımız ve kesinlikle AIESEC’tir. Harika bir deneyim!

İzmir_Mert Büyükçoban_Çek Cumhuriyeti

Sunumlarımıza başladık, ilk sunumumu unutamam, o kadar gerilmiştim ki, bana sevgiyle bakan 12-13 yaşındaki gözleri fark edene kadar. Artık efsane sunumlar yapabilecek hale geldim. Gittiğimiz her okulda öğrencilerimiz ile yaptığımız her etkinlik çok eğlenceliydi. Ayrıca Host Families, geldiğim gün parti yapan, ben giderken ağlayan, 1 hafta kaldığım sürede ailem gibi hissettiğim Janco ailesini tren istasyonunda ayrıldığım gün hislerim mutsuzluğum tarifsiz.

Beni her yönden geliştiren AIESEC’e sanki ömrümüzün son ayıymış gibi onlarca parti yaptığım arkadaşlarımla tanışma fırsatı verdiği için, binlerce kilometre uzakta farklı ailelerim olduğu için çok müteşekkirim. Umarım bu yazım size karar vermede yardımcı olur!

Size mottomuz ile veda edeyim, it’s never goodbye…

Mert Büyükçoban, İzmir

Hindistan’da Keşfedilecek Çok Şey Var!

Selam buralara kadar gelip, Global Citizen hikayemi merak eden kullancı 🙂 Cansu ben, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Ankara’dan Hindistan’a uzanan maceramı anlatmak için tam da seni bekliyordum.

Hindistan’a gitmek çocukluğumdan beri hayalim olmuştu benim. Kendilerine özgü kültür ve yaşayış biçimleri benihep etkilemişti. AIESEC’in Explore India projesi sayesinde bunu gerçekleştirme imkanı buldum. Toplam 2,5 ay kaldığım Hindistan’da 20den fazla şehir gördüm. Explore India gerçekten beni sürekli araştırmaya, daha çok görmeye ve öğrenmeye itiyordu.

Delhi eyaletinden başlayıp sırasıyla Uttarakhan, Himachal Paradesh, Pencap, Maharastra, Karnataka, ve Goa bölgelerini gezdim. Binlerce anı ve tanışma fırsatı yakaladığım onlarca insanın dilini, kültürünü anlamaya çalıştım. Rajasthan’ın çöllerini, Himalaya dağlarının muhteşem doğasına kurulmuş küçük köyleri, Metropolleri, Goa’nın uzun plajlarını ve hareketli gece hayatını, aynı ülkede bulmak son derece heyecan verici idi.

CansuBozdağPic1

Bu süreçte birçok dini festivallere tanıklık ettim. Her şehrin kendi özgü kültünü yaşama şansı yakaladım. Proje grubumdan dünyanın dört bir yanından gelen öğrenciler sayesinde Hindistan’ın kültürel zenginliğini keşfederken, farklı birçok ülkenin kültürünü de keşfetme fırsatı buldum. Hindistan’a karşı oluşturulan önyargıların yersizliğini, orada tanıdığım bambaşka dini inanç ve kültürel kökenden gelip bir arada böylesine mutlu ve özgür yaşayan insanlardan öğrendim. Başlarda her şeye şaşırırken, sonradan her şeyin ne kadar mümkün olduğunu görmemi sağladığı için bu deneyime çok şey borçluyum. Hindistan’da keşfedilecek çok şey var!

Cansu Bozdağ, Ankara

Hayat Bu, Değişir!

6 ay önce yaz planlarımı yaparken, önümdeki yazı Hindistan’da, Dünyanın dört bir yanından gelen inanılmaz insanlarla geçireceğimi tahmin bile edemezdim. Daha sonra AIESEC’in sunmuş olduğu Sosyal Sorumluluk stajlarını keşfedip, Global Citizen için başvuruda başvurduğumda, Hani hep diyorlar ya “Hayat bu, değişir!” diye. İtiraf etmek gerekirse yaşadığım bu yurt dışı deneyiminin hayatımı böylesine değiştireceğini hiç düşünmemiştim.

12208951_10153390538252961_865978043_o

Hazırlıklarımı bitirip, uçağa bindiğimde aklımda hala milyonlarca soru vardı. O an geldiğinde bile bitmiyor yani hiç 🙂 Tabi haklı olarak da endişe… Tüm bunlar Hindistan havaalanına ayak bastığım anda kayboldu. Beni karşılamaya gelen o güler yüzlü insanlar, bütün bunları unutturdular bana. 72 gün boyunca en ufak bir sorunumda yanımda olup, evimden 5800 km uzakta yaşadığım kültür şokunu bile çok az hissetmemi sağladılar. Her şey bittiğinde, eve dönüş vakti geldiğinde, çok daha farklı bir insandım artık. Farklı kültürleri tanımış, evinden 5800 km uzakta 72 gün geçirmiştim. Dünyanın dört bir yanında yaşayan insanlarla unutulmaz dostluklar kurmuş, o insanlarla önümdeki yazın planlarını bile yapmıştım. Hindistanı gezmek benim en büyük hayalimdi, ama 72 günün sonunda öğrendiğim en büyük şey hayalerimi gözümde büyütmemem gerektiğiydi. Ufak bir girişim, küçük bir cesaret, hepimizin hayallerini gerçek yapabilir. Daha umutlu, daha cesur.

Gökçe Kaya, Ankara

Beni Ben Yapan Bir Tecrübe

Global Talent programına başvuru yaparken bir çok soru işareti vardı kafamda ama en büyük korkum orada yalnız kalmak oldu çünkü sosyal çevresi geniş bir insanım evet orada yeni insanlarla tanışacaktım ama herkes çalışma hayatına motive olmuş olacaktı , oraya gittikten sonra hafta içi okulda olduğum için bir sorun olmuyordu ama hafta sonları sürekli internete bağlı olarak yaşamaya başlamıştım. Üst katımda oturan 2 Çinli arkadaş vardı ama onların sosyalleşme kavramı bize uymuyordu pek onlar daha çok bir futbol,voleybol oynamak ve kayak yapmak gibi aktivitelerde bulunmaktı, bizler gibi bir yerle oturalım muhabbet edelim yemek yiyelim gibi bir olayları yoktu ve ikisi de Çinli olduğu için ben onlara yabancı olduğum için kendi aralarında sadece görüşüyorlardır diye düşünüyordum ama hiç öyle olmadığını sonradan fark ettim ve bir şeyler yaptığım zaman ben onları çağırmaya başladım gelim hep birlikte bir şeyler yiyelim yada gelin çay içelim diye bu şekilde bu sorunu aştım.

Moğolistan’a başvuru yaparken haritada nerde olduğunu bile bilmiyordum ve Azerbaycan yakınlarında sanıyordum. Kabul edildikten sonra baktığımda Çin’in yakınlarında olduğunu gördüm , önce şaşırdım tabi ama sonra gitmekteki kararımdan vazgeçmedim. İyi ki vazgeçmemişim orada yaşadıklarım beni olgunlaştırdı daha mücadeleci ve inatçı bir insana dönüştüm, çok güzel dostluklar edindim, unutulmayacak hüzünlerimde oldu mutluluklarımda ama en önemlisi de iş hayatına ve normal yaşamıma dair mükemmel bir tecrübe sahibi oldum. Türkiye’ye geri döndüğümde uçaktan indiğim o ilk anda içimde bir burukluk oluştu o anda Moğolistan’ı özlediğimi hissettim orası bende çok özel bir yere sahip oldu.

GokceOncuGlobalTalent

Kış aylarını sevenler için çok güzel bir ülke çünkü 6.5 ay orda kaldım ve 6 ay kıştı ve kar yağıyordu. Sosyal medyadan buradaki arkadaşlarımın kısa kollularla fotoğrafını görüyordum ve hep hava ısınsın diye bekliyordum. Batı ülkelerinden birine gitmiş olsaydım bu kadar tecrübeyi yaşayamazdım diye düşünüyorum çünkü Türkler olarak batıyı daha fazla benimsemiş bir milletiz bu nedenle Moğolistan bana bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı diye bilirim.

Ülkede en ön çok hoşuma giden şeylerden biri sokakta yürürken mutlaka İngilizce bilen kendini ifade edebileceğin birine rastlıyorsun bu çok güzel bir olay insanlar en az iki yabancı dil biliyorlar ve bu benim çok hoşuma gitmişti.

Eğitim yönünden çok farklıyız öğretmenler orada hiç güler yüzlü değiller dayak serbestti orada ve ben çok güler yüzlü biri olduğum çocuklar bana karşı çok fazla şımarıklardı. Ders İngilizce olmasına rağmen sürekli kendi aralarında Moğolca konuşuyorlardı bizde her Moğolca kelime için tahtada tek ayak üstünde durma cezası koymuştuk , her ne kadar Türklere özgü bir ceza gibi dursa da onlarda da böyle bir ceza varmış.

Oraya gittiğimde kalacak yerim ve faturalarım ödeniyordu bu nedenle aldığım maaşı kendim için kullanıyordum bu nedenle rahat bir süreç geçirdim para sıkıntım olmadı. Oturma izni vb. konularda oradaki AIESEC li arkadaşlar yardımcı oldular kısa sürede sorunsuz bir şekilde her şey hallolmuş oldu.

Global Talent programı bana istediğim deneyimi fazlasıyla yaşattı, kariyerime yön vermeme yardımcı oldu ve bu sayede yaptığım iş baş vurularında bu tecrübem göze çarpıyor ve beni ön plana koyuyor

Gökçe Öncü, Bursa

Hayatım Değişti!

Hep söylerlerdi “Bir gün bi kitap okudum ve hayatım değişti” diye ben de çok okumakla olmuyordu hani o iş,hani çok gezen bilirdi daha çok diye düşünüyordum ve gerçekten öyle oluyormuş,ben de bi gün bir ülkeye gittim ve hayata bakış açım değişti diyebiliyorum.

HİNDİSTAN!

Paletteki tüm renkleri görebileceğiniz ülke,Müslümanı yan tarafta kurban keserken,hayvan eti kesinlikle tüketmeyen Hinduların onlara hoşgörüyle bakabildiği ülke,yatacak yeri bile olmayacak kadar fakir Hintlilerin gözlerinin içinin gülebildiği ülke, çünkü orası Hindistan, orada “inanamıyorum, abartıyorsun” yok.

  • “Peki niye Hindistan?”
  • “Dünyada başka ülke mi kalmadı da en pis olanına gidiyorsun?”
  •  “Sen orada yapamazsın çocuğum bence yol yakınken dön,biz burada sana staj ayarlarız”
  • “Hindistan hakkında hiç iyi şeyler duymuyoruz Ezgi,ben olsam gitmezdim!”

IMG_8493

Ben bu yazımı AIESEC’in bana ayarlamış olduğu staj sayesinde Hindistan’da geçireceğim dediğimde aldığım tepkilerdi bunlardı. Haksız da sayılmazlardı. Hindistan’a daha önce giden tanıdıklarımın anlattıkları korku dolu hikayeler, internetten okuduğum ve bizim kültürümüzle uzaktan yakından alakaları olmayan adetleri, Hindistan’daki taciz ve tecavüz vakalarındaki artışlar vb. haberler beni gitmeden önce aşırı derecede korkutuyordu. Ama hayatta her şeyi denemek lazım, ve eğer böyle bir fırsat gelmişse önüme,değerlendirmek gerekli hem gitmeden hakkında çıkan haberlerin doğru olup olmadığını bilemeyiz ki ” ve ben bu maceraya atılmak istediğime eminim “dedim ve vizemi , uçak biletimi aldım ve hayatta ilk defa sonu belirsiz bir maceraya evet dedim.

Geçtiğimiz yazımın iki ayını Hindistan’ın Jaipur şehrinde ,Rishabh Enterprises adlı firmada pazarlama stajyeri olarak geçirdim.İş tanımım,çalıştığım firmanın Türkiye ile ticaret yapmasına yardımcı olmaktı.Firma,yarı değerli ve değerli taşları çıkaran,bir kısmını ithal eden ve bu taşlar ile kolye , yüzük, bilezik yapıyordu ve Türkiye’deki kuyumcularla iletişime geçilerek, Türkiye pazarına girmeyi hedefliyordu.AIESEC bünyesinde,çalıştığım firmaya benden önceki senelerde de bir kaç tane Türk stajyer geldiği için ,firmanın Türkiye’de ulaşmak istediği Türk kontaklara ulaşmak çok zor olmadı.Gerek benden önce çalışan stajyerler gerekse benim bulduklarım sayesinde stajyer olarak çalıştığım firmanın Türkiye kısmını hızlandırdım.İki ay boyunca Türkiye’deki firmalarla müzakere sürecimiz yürüdü.Benim stajım bitip,Türkiye’ye geldikten sonra online olarak şirkete yardımcı oldum.Bundan iki ay sonunda patronum ile birlikte İstanbul’da bir fuara katıldık,böylece hem Türkiye’deki partnerleriyle yüz yüze tanışma imkanı buldu,hem de fuar sırasında kendisine yeni işler bağlama fırsatı buldu.

IMG_8510

Hindistan’ın bana kattığı o kadar çok şey vardı ki Indira Gandhi Havaalanı’na indiğimde egzotik Hindistan maceramda şaşıracağım ve güleceğim zaman zaman özlemle ülkemi anıp zaman zaman da azıcık nefret duygusu oluşacağını daha önceden asla bilemezdim.Bulunduğum iki ay şansım oldu.Çölde yılanlarla dans etme boyunca yaklaşık 10 tane ülkesini ziyaret etme fırsatım oldu,Himalayalar’a gittim.Dalai Lama Tapınağında Dalai Lamai’i görme şansım oldu.Hintlilerin Ganj Nehrine sevdiklerinin küllerini dökmelerine tanıklık ettim.Turist olduğum için yerli esnafın beni kandırmaya çalışmalarını gülerek izledim.İçten ve sıcakkanlı ve şu anda hala kontağımı kaybetmediğim Hintli arkadaşlarım oldu.Coğrafya derslerinde gördüğümüz o meşhur muson iklimini yerinde görme ve sevmeme şansına eriştim.Hinduların tapınaklarına ziyaretlerde bulundum ve dinleri hakkında bir çok arkadaşımdan bir çok bilgi edindim.Başımın üstünde bir maymun ağırladım ve devasa filin üstünde bir gezintiye çıktım.Bunun yanı sıra kaldığımız stajyer evinde 13 ülkeden gelen diğer stajyerlerle kaldığım için her birinin ülkesi,kültürleri ve yaşayışları hakkında bilgi sahibi oldum.Benim vizyonum ve misyonumun gelişmesi için çok büyük bir fırsattı Hindistan ve ben de sonu belli olmayan maceraya iyi ki atılmışım demekten kendimi alamıyorum.Bir daha dünyaya gelsem yine Global Talent’a başvurup bu macerayı tatmak isterdim.

Ezgi SÜRÜCÜ, Ankara

Korkuları ve Çekinceleri Bir Kenara Bırakın

Hayatımda geçirdiğim en güzel ve heyecanlı yılın geçen yıl Hindistan’da geçirdiğim bir yıl olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu fırsatla AIESEC aracılığıyla tanıştım ve bir an bile bu kararımdan pişmanlık duymadım.

1 (4)

 

Dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla tanışıp inanılmaz eğlenceli vakit geçirdim, aynı zamanda da başka hiçbir yerde edinemeyeceğimi düşündüğüm bir iş ve hayat tecrübesi kazandım. Bu süreçte, zaman zaman zorlayıcı anlar yaşadım tabi ki ama bu anlar da öğrenme isteğimi daha çok kamçıladı. Oradaydım ve bir şekilde her türlü zorluğun üstesinden zamanla gelecektim. Bunu bir kere kafanıza yerleştirdikten sonra üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir zorluğun sizi engelleyemeyeceğini düşünüyorum. Bunu özellikle Hindistan gibi çok tatlı bir ülkede tecrübe etmiş biri olarak diyebilirim ki, korkuları ve çekinceleri bir kenara bırakarak zihninizi her türlü zorlukla mücadeleye hazırladığınız zaman hayattan zevk almaya başlıyorsunuz. Çünkü zorlukların üstesinden tek başınıza gelebildiğinizi görmek ve bu süre zarfında harika dostluklar edinebilmektir bence değerli olan.

1 (2)

AIESEC sayesinde şahane bir firma ve bu firmayı asıl şahane yapan muhteşem insanlarla tanıştım, aynı zamanda Hindistan’ın harikalarını da olabildiğince keşfetme imkanım oldu. Bu fırsatı zamanında görüp kaçırmadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Hande Gümüşkaya, İzmir