Global Citizen ile Polonya Tecrübem

Senelerce hayalini kurduğum ve bir gün ben de tek başıma yurt dışına çıkacağım dediğim bu ufacık hayalimin yanına kocaman güzel insanlarla tanışıp onların hayatına küçücük de olsa minik dokunuşlar yaparak geri döndüm Türkiye’ye! Ve şimdi daha öncelerde okuduğum ya da kendi hikâyelerini yazmalarında yardım ettiğim insanlar ve deneyimlerini dinlediğim onca insanlardan biri olarak bugün kendi hikâyemi yazıyorum, büyük mutluluk 🙂

AIESEC sayesinde birçok insanın yurt dışına gitmelerinde ve ülkemize gelmelerinde onların süreçlerinde yardım ettikten ve güzel hikâyelerini dinledikten sonra artık benim de anne ve baba evinden çıkıp bir cesaretle kendi hikâyemi yazmam gerektiğinin farkına vardım. Ağustos 2014’te bu karara vardıktan sonra yazın benim için yurt dışına çıkmamın daha uygun olduğuna karar verdim ve ilerleyen süreçlerde Mayıs ve Haziran 2015 gibi mülakatlarım başlamıştı. Süreçler videolarla, mülakatlarla, kendimi tanıtmamla, maillerle devam ederken çok çok gitmek istediğim ama gidebileceğime hiç ihtimal vermediğim Krakow, Polonya’dan gelen kabul mektubuyla yaşadığım bol şoklu sevincimi anlamak için bu deneyime sizlerin de bir adım atması gerek. Her şeyi 3 hafta içerisinde hallettik; vize, pasaport, davet mektubu, hazırlıklar… Fakat hala bu aşamada bile gideceğimin farkında değilim çünkü kendimi o kadar çok hazırlık aşamasına kaptırmışım ki yaşayacağım deneyimi unutmuş olduğumu fark ettim. Ta ki havaalanında koşuşturmalarım bitip o güzel çalışacağım, kalacağım evi ve o dünya tatlısı çocuklarımı görünceye kadar uzunca bir süre hiçbir şey idrak edemedim.

1

Evet, ben diğer projelerdekilerden farklı olarak aynı evde kalıp aynı evde çalışıyordum. Aslında AIESEC, Polonya’da var olan böyle bir projeyi tanımam da ve dünyada çok farklı sorunlar olduğunu fark etmemde ön ayak oldu. Polonya’da fazla olan alkol ve uyuşturucu bağımlısı olan ailelerin hatta aileleri tarafından cinsel istismara maruz kalmış çocukların başka bir aile yanında güvenli ve sağlıklı bir ortamda büyümelerini sağlıyordu proje. Bense onların yanına İngilizce öğretmek, Türkiye’yi anlatmak için gitmiştim fakat gittiğimde gördüm ki ilk işim onlara İngilizce öğretmek olmamalı. Çünkü çoğu yabancılara karşı nasıl davranması gerektiğini bilmiyor ve göz teması bile kurmuyordu. Çocukların yaşadıkları psikolojilerinde kalıcı hasarlar bırakmıştı. İçlerinde FAS hastası, acıyı hissetmeyeni, öğrendiklerini unutanı ve intihara eğilimi olanlar vardı. Güllük gülistanlık dünyamdan çıkıp böyle problemlerin de dünyada var olduğunu görünce bocalayacağımı zannettim ama hiç zannettiğim gibi olmadı sanırım. Polonya’da o evde aldığım en güzel hediye onların gözlerimin içine bakmaya başlaması ve son gün ben o evden çıkarken Dilan diye bağırıp arkamdan koşarak gelip bana son kez sarılmalarıydı. Hala daha onlarla hiçbir bağımı koparmadım hala görüşüyoruz İngilizceyi bir yetişkin gibi konuşamasalar da her gün yalnızca “Hay, Hi, Hello, How are you, Are you okey?” mesajlarını onlardan almak verdiğim emeğin en güzel karşılığı. Yanında kaldığım ailenin de bana karşı iyiliklerini göz ardı edemem ve hala beni ülkelerine tekrar geri çağırıyorlar, fotoğraflar atıyorlar. Fazlasıyla klişe fakat eminim ki 2. Bir evim var Krakow’da ve istediğim an gidip onları görebilirim. Sanırım Türk insanı dışında da dünyada bizler gibi misafirperverlerin bulunduğu ancak kendi gözlerimle görsem inanırdım ve inandım da. Bu güzel insanlar bana hayatta insanların neler yaşadıklarından hikâyeler vererek hayatı daha ciddiye alıp insanlık ve en önemlisi de bu masum çocuklar için bir şeyler yapmanın hazzını yaşattı.

23

Senelerce sadece “gezmek” için yurtdışına çıkmayı düşündüğüm küçük yurtdışı hayalim yukarda da bahsettiğim gibi küçük gibi gözüken ama aslında büyük etkiler yarattığım ve insanların da bende hayatım boyunca farkındalığını yaşayacağım etkiler bıraktı. Yeri geldi dışarı çıkmaktan ziyade o evde kalıp onların benden bir şeyler öğrenme hevesini, onlara Türkiye’yi, Türk insanını anlatmayı tercih ettim ve bundan şuan da hiçbir şekilde pişmanlık duymuyorum. AIESEC’e bir kez daha buradan bana kattıkları ve dünyada aslında neler olduğunu ve insanların hikâyelerini dinleyip kendime ve onların hayatına bir şeyler katmamda bir köprü olduğu için çok teşekkür ediyorum!  Ve biliyorum ki bu ilkti fakat sonuncusu olmayacak, en kısa zamanda yeniden yeni hikâyelerle öğrenip kendime yeni bir hikâye daha yazmak istiyorum. Dünya etki etmek için çok geniş bir alanken zamanımız ise çok kısa bir yerden bir an önce başlamak lazım. İyi ki Krakow, iyi ki o çocuklar, iyi ki o ev ve iyi ki AIESEC!

Dilan Atila, KOCAELİ

 

Global Citizen ile Makedonya Tecrübem

Merhabalar ben Can, AIESEC Ankara’ya geçtiğimiz Mart ayında katıldım. Katıldığım günden beri de, ‘’Global Citizen’’ a gitmek hep aklımda vardı. Bu yüzden yaz okuluna kalmadığımı öğrendiğim gece hemen başladım proje arayışlarına. Ben Balkanları seçmiştim. Girdiğim mülakat sonucunda Makedonya  ‘Summer Story’ projesi ile eşleştim. Ve 7 haftalığına kendi yaz hikayemi yazmaya Üsküp’e doğru yola çıktım.

En baştan, karşılamaya gelen ekibin enerjisinden belliydi 7 haftanın bu kadar eğlenceli olacağı. Daha evvel birisi dünyanın hiç bilmediğin bir köşesine günün birinde etkin dokunacak dese, inanmazdım. Ama şuan ufakta olsa bi etki bıraktığımı düşünüyorum. Üsküp’te bir sürü yakın arkadaşım oldu. Herbirinden kendi kültürlerini, hayata bakış açılarını dinledim. Bunca farklılıklara rağmen gönüllülük uğruna gelmiş olmak; bizi tek noktada birleştiriyor ve aslında ne kadar da aynı olduğumuzu gösteriyordu.

1

Projem, gitmeden kafamı kurcalayan en büyük şeydi. Eğitim projesiydi ve bu alanda henüz hiç deneyimim yoktu. İngilizce öğretmenliği yapıyordum. Her ne kadar başlarda afallasam da, Üsküp’teki ekibin desteğini hep hissettim. Proje gün geçtikçe daha da eğlenceli oluyordu ve öğrettiğim her kelimeyle ben, başardığımı hissediyordum.

Bu yaz edindiğim bir sürü dostluk, sayısız anı, birbirinden eğlenceli günler ve yeni bakış açılarıyla hayatımın yazıydı diyebilirim. AIESEC, bu fırsatı tanıdığın için minnettarım sana.

Umarım bir gün herkes kendi hikayesini yazabilir.

Can Ayhan, Ankara

 

Romanya’da Global Citizen Olmak

Marmara Üniversitesi gazetecilik öğrencisiyim. Daha önce yurt dışında bir çok nedenden dolayı bulunmuştum , tek başıma yaşamıştım da fakat bunların hiç biri 2015 yazında AIESEC sayesinde gittiğim Romanya’nın şirin şehri Cluj Napoca’daki gibi bir tecrübe olamaz benim için. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine tanıştım AIESEC’le ve araştırmaya koyuldum. Bir kaç proje başvurusu yaptım fakat onlardan ses çıkmayınca ümidi kestim bende, “zaten pek istediğim meslekler de değil” diye avutuyordum kendimi. Bir kaç hafta sonra AIESEC’li bir arkadaşla tanıştım, “seninle ben ilgileneceğim” dedi. Ben ise pek motivasyonu kalmamış bir şekilde çoktan bu işin olmayacağına inandırmıştım kendimi. Fakat bu arkadaşın motivasyonu ve ısrarı üzerine bir kez daha denemeyi kabul ettim ve bir video çekip sayfalarca başvuru yaptım tekrar ve arkadaşa ise “dönmezlerse daha da uğraşmam” dedim. Gerçekten de dönmediler bir-iki ay, bende de ne motivasyon kaldı ne de istek. Hatta AIESEC için kenara ayırdığım parayı da bir güzel harcadım. Bir gece iş çıkışı ev yolunda giderken Facebook’dan ismini anlamadığım bir kız ekledi, ben de çalışma alanını AIESEC olarak görünce merak edip kabul ettim. Kız beni başvurularda  görmüş, araştırmış. Daha önce WordPress’de oluşturduğum internet sitemi bulup incelediğini ve çok beğendiğini söyledi. Bu tür iltifatlardan sonra da bana Romanya’da ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben bunu kabul edemeyeceğimi düşünürken kız işin benim mesleğimle alakalı olcağından bahsedince bende “nasıl olacak bu iş?” diye sorarken buldum kendimi bir anda. Bu sırada ise AIESEC’li arkadaşa yazdım saat gecenin on ikisinde. Bu teklife benden daha çok sevinen bu şirin insan beni öyle bir yola soktu ki; o gece hayatımın dönüm noktasını yaşadığımı söyleyebilirim. İki gün içinde projeye kabul edilmek için resmen para yarattım, projem onaylandı ve bir ay içinde ise uçak biletimi alıp Romanya’ya gittim… Bir yıl önce bana böyle bir şey yapacağımı söyleseler hayatta inanmazdım ama şimdi inanırım. Çünkü artık hayatım daha farklı, çünkü orda geçirdiğim bir buçuk ayın sonunda Romanya’da 13 farklı ülkeden oluşan 25 kişilik bir ailem oldu.

AsyaTugceBozkurt
Dün gibi hatırlıyorum birbirimizden ayrıldığımız gece saatlerce ağlayıp, birbirimize nasıl bağlandığımızı konuştuk. Çünkü bizim deyişimizle biz Romanya’da birbirini bulmuş “creepy family” idik. Neden mi bu isim? Ben onların anneleri idim, Malezya’lı oğlum ve kızım vardı , bir de Pakistan’dan oğlum. Rus bir kız kardeşim onun ise Yunan bir kocası vardı ve üç tane de Hong Kong’lu kızları , diğer kız kardeşim ise Fas’lı idi , onun daTürk bir kocası Fransız bir oğlu vardı. Fransız oğullarının Kore’li bir karısı vardı. Yunan olan eniştemin diğer karısı ise Ukraynalı’ydı , kız kardeşi de benim Yunanlı kankamdı. Annem ise Romanya’lı sorumluluk delisi AIESEC’ımız idi. Çocuklarımın babasını da Pakistanlı idi. Bu aile bizim hayal gücümüzdü aslında fakat Romanya’nın en popüler ailesiydik sanırım çünkü bizim gibi bu kadar eğlenip hem de çalışan kalabalık bir grup yoktu. Bir saniyem bile yalnız geçmiyordu. İstesem bile onlar izin vermiyordu zaten. Ben bu aile ile Romanya’a bir buçuk ay geçirdim.

Tuğçe Bozkurt Resim1

Avrupa’nın gençlik başkenti olarak seçilen Cluj Napoca’yı tanıtan bir belgesel çektik, Sosyal medya hesapları oluşturduk, internet sitesi kurduk ( http://youthgeneration.aiesec-cluj.ro/ ), ben ise fotoğraf takımının lideri oldum. AIESEC sayesinde Dünya’nın en eğlenceli festivalinde gönüllü fotoğrafçılık yaptım, muhteşem bir ailem oldu ve bu aile ile Transilvania’yı gezdim, Drakula’nın yaşadığı yeri gördüm, ingilizcemi geliştirdim , kendime tamamen güvenmeyi öğrendim , benim gibi dünyayı değiştirmek isteyen insanlar tanıdım ve en önemlisi önyargılarımı kırdım. İlk gün korktuğum ve konuşmaya çekindiğim bu insanlar şimdi benim en yakın dostlarım. Tarihlerini, kültürlerini ,yemeklerini, danslarını ve müziklerini biliyorum. Ve onları gerçek anlamda çok özlüyorum. Bu insanlarla her ayrı olduğum an için onlarla buluşma planları yapıyorum kendime , mesela haftaya Yunanistan’a gidiyorum, bu ay sonunda ise Hırvatistan’dan küçük kız kardeşim ziyaretime geliyor, gelecek yaza kadar ise Pakistan, Mısır ve Hong Kong’a da gitmiş olacağım. Ve tabii ki de onlar da Türkiye’ye gelecek.

 

Beni bu güzel insanlarla buluşturduğu için ve bu deneyimi yaşattığı için AIESEC’e çok teşekkür ederim !”

 

Tuğçe Bozkurt | Romanya

Bambaşka, Yepyeni, Daha Pozitif Bir Ben Var!

“Ve en önemlisi bambaşka, yepyeni, daha pozitif bir ben var…”

 

AIESEC’i duyduğumda ilk düşündüğüm şey “e tam bana göreymiş!” olmuştu. Sisteme üye olup kendime proje bakmaya başladığımda umudum çok yoktu açıkcası. Her zaman yardımcı olan EP Buddy’im Beril ile “ya galiba bundan da bir şey çıkmayacak” temalı konuşmalarımızı hala hatırlarım. Canım benim hep pozitif oldu. En sonunda İtalya ile yaptığım garip Skype görüşmesinden (güldürmeyen soğuk şakalarıma kendim gülmüştüm) olumlu bir yanıt gelince odamda tavşanlar gibi zıp zıp zıpladığımı biliyorum. 🙂

Benim İtalya maceram yaklaşık 2 ay sürdü. 7 haftalık bir projeydi, bende gezicem diye 1 hafta daha uzatmıştım. Size şimdi yaşadıklarımı uzun uzun anlatırdım. Ama sanki sayısız macera ve anılarımdan birini anlatmayı unutsam haksızlık olucakmış gibi. 🙂 Lakin kısaca, Proje arkadaşlarımla adeta kardeşlere dünüşüp tekrar buluşma planları yapıyoruz. Projedeki çocuklarla aramda kurduğum bağ muhteşemdi. Beni sevmiyecekler diye düşürdüm, ama her zaman gülümsemenin ve pozitif olmanın çözemeyeceği şey mi varmış? 🙂 Çocuklardan ayrılırken karşılıklı ağlayıp sarılmalarımızı hatırladığımda hala gözlerim doluyor. Çalıştığım yerdeki kişilerle koskocaman bir aileye dönüştük, artık Napolide 3-4 tane evim var. “Ve en önemlisi bambaşka, yepyeni, daha pozitif bir ben var.” Ve İtalyan mutfağı sayesinde 5 kilo daha fazla bir ben. 🙂 Yaşadığım maceralar ve anılara girmiyorum. Dediğim gibi hangi birini anlatayım. 🙂 Ama size şunu söyleyeyim. Paha biçilmez, hiçbir şeye değişmeyeceğim 2 ay yaşadım ben. Bir daha olsa bir daha giderim. Ayrılırken ağladığım kadar sanırım hiç ağlamamışımdır.

Sena İnan Resim1

Ben kendi projemin sadece çocuklarla yaptığım proje olduğunu düşünmüyorum. Orada etkileşimde bulunduğum, iletişime geçtiğim herkes ve her şey bir projeydi benim için. Sadece çocuklardan değil, beraber çalıştığım insanlardan çok güzel geri dönüşler aldım. Ve en güzeli de kendimi tanıma ve geliştirme konusundaydı. Bence herkesin hayatında en az bir kez yaşaması gereken bir deneyim. Son olarakta;

GRAZIE MILLE AIESEC!

Sena Sevval İnan | Italya

 

Global Citizen ile Brezilya Tecrübem

Hayatında hiç yurt dışına çıkmamış bir öğrenci olarak, bu sene artık geleceğim adına çalışmam gerektiğini fark ettim ve okul arkadaşlarımla fikir alışverişinde bulunurken AIESEC’ten haberdar oldum. Seçeneklerim arasında bir çok ülke bulunuyordu ancak ben arkadaşımın Brezilya hikayesinden çok etkilendiğim için Brezilya’ya gitmek istedim. AIESEC Ankara Gönüllüleri beni çok dostça karşılayarak, her soruma cevap verip her an yardımcı oldular.
Şimdi hatırlıyorum da gidene kadar çok paniktim hep. Hani Sivas’a Konya’ya gitmiyordum.
Brezilya’ya gidiyordum bu sefer 🙂 İlk arkadaşımı da havaalanında otobüs bileti alırken edindim.
Dedim tamam. ‘Global Citizen’ başlıyor.

1

“Cabide” ve “Diogo” ile bir ömürlük dostluklar kurdum. Orada panik yapmamayı ve her şeyin bir şekilde hallolduğunu öğrettiler. Hatta gösterdiler. Bana ilk başta “panik adam” diyorlardı. Hem insani değerler hem de materyal dünyaya dair tonla fikir paylaşımında bulunarak ufkumu genişlettim. Rio’ya gittim. Bana tek başıma nasıl hayatta kalabileceğimi bile öğrettiler ve dört şehre tek başıma gidip bir çok macera yaşadım. Hayatım boyunca elde edemediğim deneyimi AIESEC sayesinde yaşadım.

Başka kültürler tanıdım. Cem olarak, var oluşum her anlamda gelişti ve hayatımın en güzel 6 haftasını geçirdim. Bana, panik adam Cem’e bu imkanı sağladığı için AIESEC teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Cem Deniz

 

Global Citizen ile Polonya Tecrübem

“Hayat değiştiren tecrübe” gitmeden önce bu laf çok abartı geliyordu.Ancak döndükten sonra anladım ki bu tecrübenin tam karşılığı buydu.Çünkü,artık Türkiye’den ayrılan İpek ile dönen İpek farklı kişilerdi.Zorluklarla başa çıkabilen,kendi ayakları üstünde durabilen,daha öz güvenli bir İpek.

 

Geçen sene Polonya’nın Kielce şehrine gittim.Yeşilin her tonunu gördüm,sonbaharın güzelliğini yaşadım,bir mevsimi,bir ülkeyi sevdim.Projem ; Türk kültürünü oradaki öğrencilere tanıtmaktı.Türkiye hakkında algısını değiştiren,Türkleri,Türkiyeyi seven,yaz tatilini Türkiye’de geçirmek isteyen öğrencilerim,arkadaşlarım oldu.En çok mutlu eden de güzel bir etki bırakmış olduğumu görmekti.Kendi kültürümü tanıtırken onların kültürlerini ve Dünya’nın farklı ülkelerinden gelen arkadaşlarımın kültürlerini de yakından tanıma,yemeklerini tatma fırsatı elde ettim.Hiçbir zaman unutamayacağım ilk öğretmenlik deneyimim,ilk öğrencilerim..

story

Sevmek için aynı dili konuşmak gerekmiyordu.Bir bakış,sımsıcak bir gülümseme,hiç bırakmayacaklarmış gibi bir sarılış yetiyordu anlaşmak için.Hasta olduğumda gece uyanıp ateşim var mı diye bakan,beni merak eden host ailem , her zaman yanımda olan dostlarım oldu. Tek başıma çıktığım bu yolda kocaman bir ailem oldu. İlklerimi yaşadığım,hayatımın en güzel 7 haftasını geçirmiş olduğum Polonya ; benim hala gündemlerini takip ettiğim,sevinip üzüldüğüm ikinci ülkem oldu.

 

Bu eşsiz tecrübe için teşekkürler AIESEC !

DENİZ İPEK BALABAN

 

 

Global Citizen ile Bulgaristan Tecrübem

Geçtiğimiz yaz kafaya koymuştum, mutlaka koskoca yaz tatilini değerlendirecek bir şeyler yapmalıydım. Önce yazın başında İstanbul’da stajımı yaptım, sonra Haziran ayında aslında birçok insan için artık çok denilebilecek  bir zamanda Global Citizen başvurularında bulundum. Aklıma esen gidebileceğim her yere başvurdum. Mülakatlara başladım, tarihi ve projesiyle bana en uygun olduğunu düşündüğüm Bulgaristan’ı seçtim. Çünkü seçildiğim şehir(Ruse); Tuna nehrinin kıyısında şirin mi şirin, tarih kokan, yemyeşil bir Balkan şehriydi ve nedense internetten araştırdığımda  nedense içim ısınmıştı. Halkın gelir düzeyi düşüktü ama azıcık nüfusuyla kendi halinde mutlu sıcacık bir şehre benziyordu. Dedim tam benlik:)

Ben, 3-6 yaş arası çocuklara İngilizce öğretmek ve oradaki arkadaşlarıma, çocuklara Türk kültürünü tanıtmak için gittim. Dokuz farklı ülkeden, dokuz kişiydik.6 hafta boyunca 7-24 bir aradaydık. Üniversitenin yurdunda aynı katta tek bir koridorda kalıyorduk.O, 6 haftanın sonunda kardeş gibi olup, ayrılık günü geldiğinde salya sümük herkesin ağlaması belki de bu kadar çok şeyi hepimiz bir şekilde ailemizden,ülkemizden,onca sevdiğimizden uzakta her şeyimizi birlikte paylaştığımız , birlikte gülüp,birlikte ağladığımız içindi.Ve belki de bir daha 9 unu ,hatta AIESEC’lilerle birlikte o 15 kişiyle bir daha bir araya gelip 6 hafta geçiremeyeceğimiz içindi.Bak yine duygulandım:(

Sabahtan öğlene kadar kreşlerimizi gidip, minik şeytanlarımızla oyunlar oynuyor,yarışmalarla şarkılarla miniklerimize İngilizce’yi en eğlenceli şekilde öğretmeye çalışıyorduk.Öyle keyifliydiki,dillerini,hatta bir çoğumuz alfabelerini dahi bilmesek de o minicik ellerinden tutup birilikte her şeyi yapıyorduk.Belki de , birçoğu hayatlarında ilk defa bir yabancıyla karşılaşıyordu.O yüzden onlar için her sabah koşup bizim bacaklarımıza sarılmak hatta bunun için kendi aralarında didişmeleri büyük bir ayrıcalıktı.Ayrılırken de çok zor oldu tabi.Öğretmenleri bugün ,ablanızın son günü dediğinde dudaklarını büzerek yanıma geldikleri hala aklımda.

izell

 

Tabi projenin dışındaki zamanlarda bol bol şehri geziyor. Akşamları ya dışarlarda bir yerlere eğlenceye gidiyor ya da birimizin odasında toplanıp 24 saat açık marketimiz Patsoni’ den aldığımız abur-cuburlarla oyun masasını kurup saatlerce iskambil oynuyorduk. O kadar farklı oyunlar oynadık ki, her milletten bir iskambil oyunu öğrendim herhalde. Hafta sonları ise başka şehirlere geziler düzenliyorduk. AIESEC’liler de hep bizimleydiler. Her derdimizde yanımıza geliyor ve ellerinden geleni yapıyorlardı. Birde bizi memnun etmek için her akşam yeni yerlere götürüp, organizasyonlar düzenliyorlardı.

Ülkenizden uzakta sizin dilinizi konuşan, kültürünüzü bilen tek bir insan bile yokken bazı şeylere uyum sağlamak zaman zaman zor olsa da, üstesinden gelmeyi, kendi ayaklarınız üstünde durmayı öğreniyorsunuz. Döndüğünüz zaman ise aslında hayatta kafaya taktığımız, moral bozduğumuz onca şeyin aslında ne kadar basit olduğunun farkına varıyorsunuz.

“Hayat değiştiren tecrübe diye boşuna dememişler, hayatın tadını almayı, her şekilde mutlu olmayı öğreniyorsunuz.” AIESEC’e ve bu tecrübeyi yaşamamda bana destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Umarım, herkes bir gün bu tecrübeyi yaşama şansına sahip olur.

Izel YAZICI | Bulgaristan

 

Global Citizen ile Hindistan Tecrübem

“6 weeks can change your life” mottosunu ilk okuduğum zaman hissettiğim heyecanı hala hissedebiliyorum. Farklı bir ülkede 1,5 ay kalacaksın, insanlara faydalı olacaksın ve bunu hiç tanımadığın insanlarla birlikte tek başına yapacaksın. Araştırdıkça daha çok heyecanlanıp kesinlikle bunu yapmalıyım dedim. Bunu yaparken aynı zamanda hayalim olan bir ülkeyi tercih etmeliydim. HİNDİSTAN. Seçmekte hiç zorlanmasam da ailemi ikna etmek epey zamanımı aldı. Evet gerçekten eşi benzeri olmayan inanılmaz bir ülke. Ama belki de en önemlisi insanların “Sen kafayı mı yedin? Ne işin var oralarda? Oralar çok tehlikeliymiş, kız başına neler yapacaksın? “ tarzındaki söylemlerine kulak asmayıp, hayalinin peşinden koşabilmektir. Şu ana kadar hayatımda iyi ki de yaptım dediğim şeylerin başında gelir. Bana birey olmayı, insanlara koşulsuz yardım edebilmeyi hatta insan olmayı bile öğretti. Bir  insanla dost olmak için sürenin değil paylaştığın şeylerin önemli olduğunu öğretti. Hayatın kısa ve yaşanılması gerektiğini bir kez daha öğretti. Sadece AIESEC değil, Hindistan’ın da size öğretecek epey dersi var. İlk iki gün ben neden geldim bu ülkeye diye ağlarken, son iki hafta dönmek istemiyorum diye ağladım. Belki de en zor anlarımdan biriydi havaalanında, 1,5 ayda kardeşim olan insanlara veda etmek.

Ülkenin her karesinde daha önce hiç görmediğinize emin olduğum binlerce hayat görebilirsiniz. Tasvirini asla yapamadığım, hayalimdekilerin çok ötesinde bir ülke. Yıllarca Hindistan hakkında araştırma yapmış olmama rağmen her saniye şaşırabiliyordum. 1,5 ay bana yetmedi, doyamadım gezmeye, keşfetmeye. 8 farklı şehir gördüm hepsi sanki başka bir ülkeydi. Yediğim yemeklerden, tanıştığım insanlara, giydiğim etnik kıyafetlere kadar bambaşka bir ülke. Hindistan’ı yaşamak lazım her şeyiyle, kendi dokusuyla. Filin hortumuna sarıldığım günden maymunları fındıklarla beslediğim ana,  Himalayalar’ın tepesinden paraşütle atladığım günden Hint Okyanusu’nda yüzdüğüm güne kadar belki de bir daha asla yapamayacağım anılar biriktirdim.

 

Beril_Tutku

Projem fakir çocuklara eğitim vermek üzerineydi. Onları gördüğüm ilk saniyeden itibaren adeta içime işlediler. Onların sana sanki insan üstü bir varlıkmışsın gibi davranmaları, açlık, sefalet ve daha niceleri hepsi ayrı ayrı bir dersti benim için. Sebepsiz yere insanları sevmeye başladım. Çok değiştim gerçekten. Bu kadarını beklemiyordum. Sadece biraz cesur olun ve hayallerinizin peşinden koşun. Fikrinizi değiştirmek isteyen insanlara kulak asmayın. Özellikle “kız başına” sözcük öbeğini duymayın bile. Çünkü ben inanıyorum ki “kız başıma” en az bir insanın, bir çocuğun hayatına bir şeyler kattım ve hatta değiştirdim. Bu his işte orada çektiğin her sıkıntıya fazlasıyla değiyor. Korkma, kendi hayatını değiştirmeye başla. Zaten gerisi gelecektir.

 

Beril Tutku Tezel, İstanbul

 

Global Citizen ile Ukrayna Tecrübem

Bir gün kendime dünyayı gezmeye bir yerden başlamak gerek dedim! Bu hayalim için gerekenlerin en başında hayallerimi paylaşabileceğim insanlar gerekiyordu. Ve bunun için en uygun projelere AIESEC’in sahip olduğunu anladım ve karar verdim. O an başladım proje araştırmaya. En son Ukrayna – Ivano Frankivsk ‘te karar kıldım. İlk başta çeşitli heyecanlar başladı, her şey hazır mı? Her şeyden önce ben hazır mıyım? Sonra düşününce bir hayatımız var. Ya şimdi yada asla! Ve Lviv’e biletimi aldım. İlk gün başka turistlerle tanıştım 1 gün İvano’ya yolculuğumu erteledim ve Lviv’i altını üstüne getirdik. Ukraynalı bir kişi her konuda çok yardımcı oldu, görülmesi gereken yerler, sim kart, hatta sim kartı kestirme bile!

 

Daha sonra İvano trenine binip güzelce bir uyku çektim, proje liderimiz beni orada karşıladı ve kalacağım yere yerleştirdi. Ardından hazır olduğumda sıra gelmişti, diğer intern’ler ile tanışmaya. Ve İvano sokaklarında Türkiye, Meksika, Tunus, Çin, Ürdün, Mısır vatandaşları olarak yürümeye. İlk başta hiçbirimizin İngilizcesi bugünkü kadar akıcı değildi fakat herkes o kadar sıcakkanlıydı ki! Normalde 5 hafta olan projeyi uzatarak 8 haftaya çıkarmamın sebeplerinden biride belki de buydu. Aslında bana sorarsanız dönme gibi bir isteğim yoktu eğer üniversite olmasaydı bütün hayatım boyunca orada kalabilirdim!

kaan torer 2

İnsanlardan bahsetmişken sadece kendi projenizdekilerle birlikte olmuyorsunuz, o bölgenin AIESEC’er lıları ile öncelikle içli dışlı olup bir çok yeni tecrübeye merhaba diyorsunuz. Ve yakın yerlerdeki projelerdeki insanlarla benim en yakın olduğum insanlardan biride Tatariv’deki kamptaki internlerden biriydi, her boşluğumuzda şehir şehir dolaşırdık. Proje’ye gelirsek herkesin güler yüzlü olduğu iş tanımından çıkıp eğlenceye yaraşan bir sorumluluk projesiydi. Çocuklarla beraber doyasıya güldük eğlendik. Proje bittiğinde ise Şeker Kübü adlı bir etkinlikle çok duygusal dakikalar yaşadık. Bu etkinlik gözlerinizi kapatıp yürüyorsunuz ve size sizi unutmayacağını söyleyen yüzlerce insan sarılıyorlar sırayla!

 

Tabi birde proje bittikten sonra 1-2 hafta arası süren geziler var. O esnada Kiev- Lviv- Odessa- Bukovel- Chernitvsi turları yaptık. İnterrail macerasına benzeyen bu macera aramızdaki arkadaşlığı pekiştirdi, zaten İngilizcelerimiz o noktadan sonra anadilimizden ayırt edilemez hale gelmişti. Kişisel gelişim olarak, arkadaşlık olarak, ve hayata her şeye dair her andan keyif almak için hepinizi AIESEC projelerine katılmaya davet ediyorum. Şimdi ya da Asla !

 

 

Kaan TORER- UKRAYNA

 

Tekne Limanda Güvendedir ama Teknenin Amacı Bu Değildir!

8 Mart 2013’de başladı benim AIESEC tecrübem.  Üniversiteye girdiğim ilk yılda kesişti yollarımız ve ben bu tarihe hayatımın dönüm noktası diyorum. Bu süreç boyunca takım üyeliği, takım liderliği, organizasyon takımı üyeliği gibi pek çok fırsatı değerlendirten sonra yönetim kurulu üyeliğine aday oldum ve seçildim. Öyle güzel tecrübeler elde ettim, öyle güzel insanlarla tanıştım ki kelimelerle anlatmak imkansız. Yönetim Kurulu Üyeliğimin ardından ise AIESEC’in yurt dışı fırsatlarından faydalanmaya karar verdim ve bu bağlamda Global Citizen olarak Macaristan’a gittim.

Macaristan’ın Budapeşte iline bağlı olan Szigetsentmiklos adlı tatlı bir kasabada gerçekleştirdim stajımı. Orada bulunan bir dil okulun çocuklar için düzenlemiş olduğu bir yaz kampına katıldım. Zamanımı büyük bir bölümü çocuklarla geçerken zaman zaman sınıf derslerine de girip ders vermenin heyecanını yaşıyordum. Gelelim ilk güne, uçağa binene kadar hiçbir heyecan, endişe vs yoktu. Ta ki uçak pisten kalkana kadar. Yaklaşık 1.5 saat sonra Budapeşte’deydim. Havaalanında karşılandıktan sonra kısa bir şehir turu yaptık ve sonra kalacağım eve geçtik. Ayağımı bastığım andan itibaren büyük bir sıcak kanlılıkla beni karşılayan insanlarla tam tamına 7 mükemmel hafta beni bekliyordu. Farklı ülkelerden gelen 5 arkadaştık ve tabi bunun yanında mükemmel bir patronumuz ve dil okulunda çalışan iş arkadaşlarımızda vardı. Her sabah yepyeni tecrübeler kazanacağımı bilerek uyanmanın mutluluğu gerçekten tarif edilemez.

 

mustafa mert 1

Tabi herkes gibi benimde endişelerim oldu bu yolculukta. İlk başta İngilizceden korktum ve birkaç gün içinde kendime olan güveni gördüm ve korkacak çokta bir şey olmadığını anladım. Daha sonra çocuklarla geçireceğim zamanı verimli değerlendirememekten korktum. Ve orda anladım ki bu yolculuk gerçek bir liderlik yolculuğu. O zaman dilimini verimli geçirebilmek için aldığım inisiyatiflere ben bile inanamadım. Sonra dediler ki derse girer misin? Karşımda 20-40 yaş arasında olan 5 kişilik bir sınıf. Tabi yine endişelerim hat safada. O dersten çıkınca anladım ki bambaşka bir duyguymuş başkalarına bir şeyler öğretmek, onların hayatlarına dokunmak ve zamanla bir aile olmak. Bu ve buna benzer pek çok ilki yaşadığım mükemmel bir deneyimin tarifiydi Global Citizen.

Küçük çocukların gözünde onların idolü olmak, onların sosyalleşmesini sağlamak, diğer taraftan derse gelip benden bir şeyler öğrenmek isteyen her yaştan insanın yakın dostu olmak paha biçilemez bir şey. Hele ki uluslararasılığı yaşamak… Kaldığın evde Kanada,Meksika,Singapur ve Macaristan’dan insanlarla birlikte olmak, birlikte eğlenmek, birlikte bir aile olmayı öğrenmek…

Bazen hayatta ihtiyacın olan tek şey cesarettir. Ben bu cesareti fırsata çevirmesini bildim ve Global Citizen oldum. Konfor alanından çıktım ve tecrübeyle dolu bir 7 hafta geçirdim Macaristan’da. Paulo Coelho’nun da dediği gibi ‘’Tekne limanda güvendedir ama teknenin asıl amacı bu değildir.’’ Teknenin amacına ulaşması için ihtiyacın olan tek şey cesaret. Sende Global Citizen ol ve kendi hikayeni kendin yaz. İnan bana mükemmel bir tecrübe seni bekliyor.

 

Mustafa MERT-Macaristan