Size Ne Kadar Mükemmel Bir Proje Geçirdiğimi Anlatacağım!

Bu yazıda size ne kadar mükemmel bir AIESEC projesi geçirdiğimi anlatacağım. Ne kadar mükemmel insanlar tanıdığımdan ve ne kadar güzel yerler gördüğümden bahsedeceğim. Ben Deniz Ateşoğlu. 20 yaşındayım ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık bölümünde okuyorum. Geçen yaz AIESEC ile Litvanya’ya gitmiştim, bu sene de çok istediğim yer olan Rusya’ya gittim. Rusya’ya girişim konsolosluk nedeniyle biraz sıkıntılı oldu Moskova’yı da gezmek için, az da olsa, zamanım oldu. Sonunda, 24 Haziran sabahı Barnaul’a vardım ve ilk iki gün ev sahibim Lera, diğer bir AIESEC çalışanları benimle aynı kampta çalışacak diğer bir AIESECer olan ve Çin’den gelen Michelle, onun ev sahibi Shamil ve ben, hep birlikte gezdik. Barnaul’u tanıdık, Obi nehrini, köprüyü ve oradaki büyük “BARNAUL” harflerini gördük. Sonraki gün çalışacağımız kampın (Yes Camp) müdürü Olga ile Trinity Dil Merkezi’nde buluştuk ve tanıştık. Çok cana yakın bir kadındı. İlk günlerde sırayla ülke sunumlarımızı gerçekleştirdik. Çocuklar çeşitli ülkeleri ve o ülkelerden insanları tanımaktan çok mutlu olmuştu.

İzmir_GC_Deniz Ateşoğlu
İlk başta hepimiz utangaç olsak da, çocuklar ile birbirimize çok çabuk ısındık ve günlerimiz çok eğlenceli geçiyordu. Kampın ilk sezonunda ben Origami kulübünde çalışıyor ve çocuklara kağıtlardan bir şeyler yapmayı öğretiyordum. Aynı zamanda spor saatinde de çeşitli şarkılar eşliğinde çeşitli danslar ediyorduk ve ben de bildiğim dansları öğretiyordum. Çocuklar da çok eğleniyordu bizimle. Akşamları da, çocuklar her akşam gruplarıyla birlikte günün konusuna göre bir sunum yapmak zorundaydı. Kampta belirli özel günler vardı; Ebeveyn Günü, her AIESECer için sunum günleri, Kupa Yarışması, fotoğraf günü, Ateş Gecesi vb. Ebeveyn Günü’nde ailelerin izleyeceği bir gösterimiz vardı ve gösteriler, kamp boyunca çocukların öğrendiği çeşitli tekerlemelerden, Evening Show’da yapılan sunumlardan, danslardan ve tiyatrolardan oluşuyordu. Ateş Gecesi kampın son gecesiydi. O gece hep birlikte ateşin başına gidip sırayla grup şarkılarını söyledik, ardından kampın marşını söyledik. Ardından o güne özel hazırladığımız, kısa ip parçalarından oluşan kolyemizden ipleri alıp istediğimiz kişilere giderek ve ona güzel şeyler söyleyerek iplerimizi kolyelerine bağladık. Herkes ağlıyordu çünkü herkes birbirine çok alışmıştı ve gitmek istemiyordu. İkinci sezon bir öncekisi kadar eğlenceli ve samimi olmasa da, yine de güzeldi ve yine aynı aktiviteleri gerçekleştiriyorduk. Yine aynı şekilde Ateş Gecesi’nde herkes ağlıyordu, yine herkes çok alışmıştı birbirine. Bu sefer biz de ağlıyorduk çünkü bu seferki bizim de kampımızın bitimiydi ve biz de gidiyorduk. Kamp bittikten sonra, evlerimize dönene kadar, yaklaşık 6 günümüz vardı ve o 6 gün içerisinde tekrar kamptaki birkaç liderle ve müdürle – Samira, Ivan, Dasha, Igor, Olga – buluştuk. Gaurang Skydiving yaptı, Michelle, Kristina, Kirill ve ben Obi nehri üzerinde tekne gezisine çıktık. AIESEC Barnaul’a AIESECer olarak gelen diğer kişilerle Hint Amit ve Rushabh, Çinli Miranda ve Mısırlı Mohammed ile onların çalıştığı başka bir kampa giderek görüştük, tanıştık ve orada da kültürlerimizden parçalar sunduk çocuklara ve liderlere, son gecede hep birlikte gösteriler yaptık, dans gösterisi düzenledik.

İzmir_GC_Deniz Ateşoğlu2
Bu yaz yaşadıklarımı özetlemek gerekirse; mükemmel insanlar tanıdım, mükemmel yerler gördüm ve çok iyi tecrübeler edindim. Bu arada ben de Rusçamı çok geliştirdim, oradaki çocuklarla olabildiğince Rusça konuştum. Herkesi Türkiye’ye davet ettim ve hepsi de mutlaka gelecekleri üzerine söz verdiler. Bu mükemmel tecrübe için başta AIESEC İzmir olmak üzere, AIESEC Barnaul’a ve Yerel Komite çalışanları Kirill Mazun, Kristina Chistyakova ve Alexandra Sokolova’ya, Trinity Dil Merkezi ve Yes Camp müdürü Olga Zgordan’a ve de bizimle tüm kamp boyunca ve sonrasında da ilgilenen Daria Voynova ve Igor Kosstikoff’a çok çok çok teşekkür ederim. Umarım önümüzdeki sene tekrar oraya gidebilirim, yine aynı kişilerle görüşüp aynı projede çocuklarla çalışabilirim ve yine Rusçamı geliştirebilirim!

AIESEC CANDIR! 🙂

 

Çok Farklı İnsanlarla ve Kültürlerle Tanıştım

Merhaba ben AIESECer Çağhan Arıkan. AIESEC bana bir sürü liderlik fırsatının birde yurt dışında bir projede yer alma fırsatı da verdi. AIESEC ile tanışmadan önce yurt dışına çıkmak benim için bir hayal gibiydi. Ama bunu AIESEC ile gerçekleştirdim!

IMG-20151015-WA0002

İlk katıldığım proje Tunus’taydı. İlk başta arkadaşlarımın ve ailemin farklı ülke seçmem konusunda tavsiyeleri vardı ama ben farklı kültürlerle tanışmak istiyordum ve Tunus’u seçtim. Oraya gittiğimde benimle beraber 12 farklı ülkeden 30 tane stajyer bulunmaktaydı. İlk başlarda çok çekingenlik yaşadım. Acaba konuşabilecek miyim, beni sevecekler mi gibi sorular aklımda dönüyordu. İlk hafta bu çekingenliği yaşadım ama daha sonra bu düşüncelerin ne kadar saçma olduğunu anladım. Bütün stajyer arkadaşımla ve proje takımımla kardeş gibi olmuştuk. Aynı evin içerisinde Sırp, Ukraynalı, Hollandalı, Mısırlı, Faslı, Cezayirli, Meksikalı, Rus ve şu anda belki de hatırlayamadığım arkadaşımla beraber çok farklı kültürler yatmaktaydı. Farklı din, dil, ırk ve kültürden insanlarla bir arada, çok güzel anılar paylaşarak 42 günümü geçirdim. Kendime özgüvenim ve tabi ki İngilizcem konusunda gözle görülebilir gelişmeler yaşadım.

IMG-20151015-WA0003

Tunus’ta yaşadığım bu mükemmel tecrübenin ardından AIESEC ile ikinci kez projeye katılmaya karar verdim. Bir diğer projem Ukrayna’nın Lviv şehrindeydi. Bu sefer ilk tecrübemde yaşadığım ve kendime kattıklarımla beraber mükemmel bir tecrübe daha yaşayacağımdan eminimdir ve öylede oldu. Bu projemle birlikte yeniden çok farklı insanlarla ve kültürlerle tanışma fırsatı bulabildim. Mısırlı bir arkadaşımla kardeş gibi olmuştuk ondan ve projeden ayrılırken ki o hüzün ve hissettiklerimi anlatamam. AIESEC de katıldığım projeler toplamda 78 gün sürdü. Bunun sayesinde gittiğim ülkelerin, yabancısı gibi hissetmiyorum artık. Onların kültürlerini ve yaşayış şekillerini yer yer şaşırarak ve bazen hayran kalarak gördüm. Hayatımın en güzel ve eğlenceli anlarını bana yaşattığı ve kendimi geliştirip ufkumu açmamda yardımcı olduğu için AIESEC’e çok teşekkür ederim. İlerleyen zamanlarda farklı ülkelerde farklı deneyimlerimi tekrar aktarmak için 4 gözle bekliyorum.

 

Yurt Dışı Tecrübesi Olan Çalışanlar Neden Yaratıcı Olur?

İş dünyası günümüzde hızla değişen ve yeniliklere aynı hızla adapte olunmasını gerektiren kaygan bir zeminde ilerliyor. Bu hızlı akışın içinde işverenler doğal olarak diplomasının yanında kişisel gelişimini ve kendi liderlik serüvenini başarıyla tamamlamış çalışanlara ihtiyaç duyuyor ve yine bahsettiğimiz hızlı değişim sebebiyle yenilikler ve değişiklikler karşısında yaratıcı fikirler sunacak çalışanlarla bu dinamizmin hız kaybetmeden yakalanacağına inanılıyor. Bu noktada ise kendini geliştirmenin ve aynı zamanda yaratıcı düşüncenin geliştirilmesi konusunda pek çok parametre olmasına rağmen, yurtdışı tecrübesi aslında yaratıcılık ve yeniliklere açıklık açısından sağlam bir kanıt olma yönünde yükselen bir değer. Bu tecrübe için AIESEC gibi kurumlar çalışma hayatına başlayanlar için yurtdışında staj imkanı sunarken , şirketler içinde bu tecrübeye sahip insan veri tabanı sunuyor. Peki yurt dışı tecrübesini bu kadar kıymetli kılan nedir?

 

Çünkü yurtdışı tecrübesine sahip bir aday ;

 

1) Yeniliklere açıktır.

Read more

Tunus’ta Global Talent Olmak

Herkese Merhabalar! Ben Emel,  Gaziantep Üniversitesi 4. Sınıf Gıda Mühendisliği öğrencisiyim. Sizlere bundan tam 3 ay önce yaşadığım tecrübeyle değişen hayatımı ve yeni Emel’i tanıtmak istiyorum. Evet dediğim gibi tam 3 ay önce geldim Türkiye’ye Tunus’tan. Tek kelime yazabilirim buraya dönerken hissettiklerimle ilgili, gelmek istemedim.. Neden diye sordum önce kendi kendime ne farkı vardı Türkiye’den ya da hayatından diye. Aslında gitmeye karar vermeden önce o kadar emindim ki,Tunus Türkiye’den daha az gelişmiş bir ülke ve ben orada tam 3 ay yaşayacaktım. Hem de tek başına kimseyi tanımadan bilmeden.  İşte uçaktan iner inmez bana hissettirilen ilk  şey, Yalnız değilsin oldu. Tunus’taki AIESEC’liler beni zaten havaalanında bekliyorlardı bana her konuda yardımcı olabilmek için. Bu his size o kadar büyük bir güven sağlıyor ki. Evet bunu içtenlikle söyleyebilirim ki hem Gaziantep’teki AIESEC’liler hem de Tunus’takiler herhangi bir sorunda hep yanımdaydılar. Zaten aradan 1 ay geçtikten sonra sen hem ülkeye hem de insanlara alışıyorsun ve kendi sorunlarını kendi başına çözme insiyatifini kullanmayı çok güzel öğreniyorsun. Evet biliyorsun senin arkanda olup sana destek olan insanlar var ama alıştıktan sonra ben de yaparım ki özgüveni geliyor. Yani kısaca culture shock dediğimiz kültür şokunu çoktan atlatıp yaşama adapte olmaya başlıyorsun. Ve deneyimin aslında yeni başlıyor. Çünkü iş hayatı da devreye giriyor ve inanın o kısmı bence bambaşkaydı. Ben bir dil okulunda hem İngilizce öğretmenliği yaptım hem de Türkçe öğretmenliği. Ve daha öncesinden İngilizce öğretmek için bir deneyime sahiptim ama Türkçe için değil.  Neyse, toplamda 2 öğrencim vardı Türkçe dersi için  ve stajımın sonunda gerçekten konuşabiliyorlardı. Tabi ki ana dil gibi değil. Ve bunlar için sadece DENEDİM. Kesinlikle diğer bir önemli şey ise yapabileceklerimin farkına varmamdı. Kendimi kendime ispatlıyordum aslında. Ben bunu da yapabiliyormuşum diyebiliyordum. Tabi ki sadece Türkçe öğretmeyi başararak söylemedim bunu. İş hayatının disiplinine ve sorumluluğuna da alışmayı öğrendim. Çok uzağa gitmeye gerek yok  1 yıl sonra bir yerde çalışmaya başladığımda,  yaşayabileceğim zorlukları daha öncesinden profesyonel olarak bir işyerinde çalışmış olduğum için, atlatabilmek bence benim için daha kolay olacaktır. Çünkü yaşadığınız deneyim hayatınızın hangi  anında olursa olsun bence çok değerli, bir diplomadan bile.

 

 

Bu stajın bir diğer artısı ise, yaşadığım ortamda ve kaldığım yerde ki  bütün insanlar Dünya’nın farklı yerlerinden gelmişlerdi. İş ortamımda da sadece İngilizce kullanılıyordu. Yani dil bakımından bana gerçekten fark kattığını görebiliyordum.  3 ay kaldığım bu süre boyunca  stajın bana kattıklarıyla ilgili sayfalarca yazabilirim buna eminim. Ama Tunus’un kattığı şeyler ise daha ayrıydı. Bu anlattıklarım işin biraz teori kısmı gibi olsun gelelim işin uygulamaya konulan tarafına. Gitmeden önce her şeyini araştırmaya çalıştım. Tabi ki gidince anlayacaksınız hepsi yetersiz hatta bilmiyormuşsunuz. Bilmeden keşfedip yaşamak daha gizemli daha eğlenceli geldi bana. Evet ilk haftalar alışamadım hemen yaşantılarına, ülkeye, insanlara. Ama herkeste diyor ki yemekleri çok güzel olur, insanları çok iyidir. Tabi ki ilk haftalardan bunları anlamanız zor ama inanın o kadar doğru söylüyorlarmış ki. Aşırı derecede yardımsever, misafirperver ve iyi niyetli insanlardı. Ve yemekleri gerçekten çok güzel. Ülke ise zaten denizi,  evleri,  tarihi yerleri ve tabi ki Sahra çölüyle meşhur. İkinci haftadan gitmiştim ben Sahra çölüne inanılmazdı. Her hafta sonu izinlerimde farklı bir yere gittim ve çok yer gezdim gerçekten. Çünkü, Dünya o kadar küçükmüş ki daha nereleri var gitmem lazım görmem lazım diye düşünüp o psikolojiyle yaklaşıyorsunuz ve bence en güzeli.  Tunus’un gerçekten çok güzel tarihi yerleri vardı,evleri, otantik alışveriş yerleri, sahilleri vs inanın bu uzar gider. Hiçbir farkı yok aslında Türkiye’den gibi görebilirsiniz ama aslında fark hep içindeydi. Her milletin kendine özgü bir yaşayış şekli vardır. Evet daha az gelişmiş bir ülke ama her şey var. Yani kısaca ben Tunus’u ve halkını gerçekten çok benimsedim. Ailemden, sevdiklerimden uzak bu hayata adapte olmayı öğreten inanılmaz güzel dostluklarım oldu ve hala görüşüyoruz. Bilmediğin, tanımadığın insanlara güvenebilmeyi ben Tunus’ta bu stajda öğrendim.  Artık daha önyargısız, çözüm yolu üreten, güvenebilmeyi öğrenen, yeni bir şeyler görmenin ve öğrenmenin önemi bir kez daha anlayan, daha korkusuz ve çok daha güçlü bir Emel’im.

Son olarak şunu söyleyebilirim ki, ben stajımdan ve Tunus’tan çok memnun kaldım. Hayatınızı değiştirecek tecrübeler o kadar da uzakta değil sadece bu deneyimi yaşamak için bir adım atın. Ve sadece DENEYİN.

Emel Mergin, Gaziantep

 

 

Belgrad’da Global Citizen Olmak

Merhaba, ben Şule. Benim Global Citizen’a katılma isteğim bundan tam olarak 4 sene önce lisedeyken yaz tatilinde katıldığım Myself My World projesi ile başladı. Dünyanın dört bir yanından gelen üniversite öğrencileri ile mükemmel bir yaz tatili geçirmiştim ve o zaman ben de kendime aynı şekilde üniversiteye başladığımda başka bir ülkeye gidip başka öğrencilerin hayatına etki edeceğime söz verdim. Üniversiteye başladığımda önce AIESEC’e üye oldum. Başka üniversite öğrencilerinin Global Citizen projelerinde yer almasına katkı sağladıkça ben de bu deneyimi yaşamak için sabırsızlandım ve projelere başvurmaya başladım. Çok istediğim ülkelerden birinden yani Sırbistan’ın Belgrad şehrinden kabul aldım. Kabul aldığım günden Belgrad’a gittiğim güne kadar çok heyecanlıydım ve sonunda o gün geldi. Sorunsuz bir şekilde uçağa bindim, indiğimde ise havaalanında polislerle bir sorun yaşadım. Bir kaç saat sonra havaalanından çıktığımda beni karşılayan Buddy’mi ve bana getirdiği ufak hediyeleri gördüğümde ise yaşadığım sorunu unutmuştum bile. O gün yurduma yerleştim ve beraber proje yapacağım dünyanın bir çok yerinden gelen arkadaşlarımla tanıştım.

 

 

Kısa bir süre sonra projem başladı. Projem ortaokul ve lise öğrencilerine İngilizce öğretmekti. Hepsi birbirinden tatlı öğrencilerim vardı. İngilizceleri gayet iyiydi biz de onlarla her gün farklı konular hakkında tartışarak İngilizcelerini geliştirmelerine yardımcı olduk. 2 kez hem arkadaşlarıma hem öğrencilerimize kültürümüzü tanıtma şansı bulduğum Global Village etkinliğine katıldım. Bu etkinlik Belgrad’ın en büyük alışveriş merkezindeydi ve o gün Belgrad’da yaşayan Türklerle konuşma fırsatı buldum, aynı zamanda diğer ülkelerin kültürlerini tanıma, yemeklerini tatma fırsatım oldu. Sık sık da ordaki AIESEC şubesinin etkinliklerine hatta lokal kongrelerine katıldım. Sonuç olarak muazzam bir 6 hafta geçirdim. Hala hem Sırp hem de diğer ülkelerden arkadaşlarımla görüşüyoruz, sürekli Skype üzerinden konuşuyoruz ve biliyorum ki ülkelerin hangisine gidersem gideyim kalabilecegim bir ev var. Ben hayatımın en güzel tecrübesini yaşadım, herkese tavsiye ederim.

Şule Satılmış, İstanbul

 

Hayal Ettiğin Dünyada Yaşamak İster Misin?

Hepimizin idealleri vardır ve bu ideallerimiz yaşadığımız çevreye ailemize arkadaşlarımıza hatta arkadaşlarımızın hayallerine göre bile az çok şekillenir ama bazı insanlar vardır ki buna izin vermezler. İşte onları herkesten ayıran en temel özellik budur. Onlar sınırlarını aşmış farklı dünyalar tanıma tutkusu peşinde koşanlardır. Kafesin dışına çıkıp özgürlüğün tadını çıkarmak, hayal ettiğin dünyada yaşamak sence de çok hoş olmaz mı?

Peki Kendi Dünyanda Nasıl Yaşayacaksın?

Öyle durup saha kenarında 12.adam olmak hep ısınır durumda bekleyip kaderinin değişmesini başka birinin ağzından çıkacak sözlere bağlamak sence de sıkıcı değil mi? Nasıl olacak bu iş? Çık farklı kültürler tanı yeni insanlarla tanış bakış açını genişlet. Her insan ayrı bir dünyadır mottosuyla gez. Sen bir konu hakkında böyle düşünüyorsun ama seninle aynı şartlara sahip olmayan kişiler farklı coğrafyalarda yaşayan insanlar nasıl düşünüyor. Onlarla tanış kültürler arası konjugasyon köprüleri kurarak hayata bakış açını değiştirebilir sen de hayallerindeki dünyayı belki de hayal ettiğinden daha fazlasını da yaşayabilirsin.

 

 

Hayallerini Yaşarken Başkalarına da Fayda Sağlamak İster Misin?

Yaşa öğren uygula ve yeni daha güzel bir dünya oluşumunda senin de katkın olsun. Hiç tanıdığın biri düşün ne tanışmışlığın ne akrabalık ne oturduğun mahalle ne de dilin hiçbir ortak paydan yok senin sayende mutlu olsun istemez misin? Başkalarının mutluluğunu görmek gerçekten de mükemmel bir duygu. Onların sorunlarına çözüm olmak hatta bir tebessümünüz bile yeter.

Gençsin, Gencim, Genciz!

Hayallerini gerçekleştirmek için belki de son şansın. Öğrencilik yıllarımız hayatımızda en unutulmaz anılarımızın yaşandığı en çılgın zamanlarımızın geçtiği dertsiz tasasızca güldüğümüz yıllarımız. Bu anılarımıza yeni bir anı farklı bir deneyim eklemek hoş olmaz mı? Neden olmasın ki?

Burada Devreye Global Citizen Giriyor

Aklında hemen bir şey tasarlama. Onlar da senin benim gibi üniversite öğrencileri. Hepsi hepimiz senin gibi başkalarına yardım etmek onların mutluluklarından biz de mutlu duymak için buradayız. Yurt dışında hayatını değiştirecek hayatını şu ana kadar ve bundan sonrası olarak ikiye ayıracak eşsiz bir tecrübe yaşamak ister misin? Kendi kültürünü 1 verip karşılığında 10 katı geri alacağın bir ortam.

Peki Nedir Bu Global Citizen?

Senin-benim gibi, üniversiteli, çılgın, tabiri yerindeyse kanı kaynayan gençlerin yurt dışında ülke fark etmeden dil din ırk ayrımı yapmadan yeni bir tecrübe yaşamamız için oluşturulmuş bir platform. Yurt dışında 6-8 hafta süresince farklı ülkelerde bulunup onlarla kültür köprüleri kurup hepimizin insan olduğu gerçeğinin farkına varıp daha iyi savaşsız bir dünyayı oluşturma süreci. Savaşsız herkesin birbirinin haklarına, kültürlerine saygı duyduğu bir dünyada yaşamayı düşünsene. Seni de heyecanlandırmıyor mu?

 

 

Rengarenk, Hayat Değiştiren Tecrübe

Herkesin hayatta hayalleri ve hedefleri vardır. Kişiler hayallerini ve hedeflerini gerçekleştirmek için hep dışarıdan bir yardım almayı bekler. AIESEC’le ilk tanışmamdan sonra hayatımda fark ettiğim en önemli konulardan birisiydi bu. Başkasından yardım bekleme, harekete geç, hayatını rengarenk yap!

Global Citizen olmaya karar vermemden Colors of Lviv projesi için Ukrayna’ya vardığım ana kadar sürekli projeyi, koşulları araştırmama rağmen havaalanına vardığımda her şey aklımdan uçup gitmişti adeta. Beni karşılayan ve heyecanla bekleyen AIESEC’lilerin –ki sonradan ailem olacak kişiler- yüzlerindeki ifadeyi görünce, projeye katılmakla ne kadar yerinde bir karar verdiğimi fark ettim.

 

 

Projem kültür odaklı bir proje olduğundan dolayı kendi kültürümü tanıtmayı, mümkün olduğunca başka kültürleri tanımayı hedeflemiştim ve proje sonunda neredeyse 22 ülkede arkadaşım, ailem olmuştu. Lviv ile ilgili yapmış olduğumuz kültürel etkinliklerle de projemi daha da verimli geçirmiştim.

Zaman geri getiremediğimiz tek şey ve bunu değerlendirmek bizim elimizde. Sen de zorluklarla baş edebilmeyi, dünya vatandaşı olabilmeyi, kendini ve potansiyelini keşfetmek istiyorsan Global Citizen ol, hayatını değiştiren bu tecrübede yerini al!

Ahmet Onay, Kocaeli

 

 

Global Citizen ile Sırbistan Tecrübem

İnternetten soysal sorumluluk projeleri hakkında yaptığım araştırmalar sırasında AIESEC ile tanıştım.Ben de şu an sizler gibi diğer insanların hikayelerini okudum. Kendi kendime bu hikayelerin çok fazla abartıldığına inandım ve bu yüzden hemen AIESEC Ankara ofisine giderek Global Citizen hakkında bilgi aldım. Ofislerinden ayrıldıktan sonra Global Citizen olmak istediğimden emindim. Hemen projeleri araştırmaya başladım. İngiliz dili ve edeiyatı öğrencisi olduğum için eğitimle ilgili projelere odaklandım. Daha sonra Sırbistan’daki Enter Your Future projesine başvurdum.Başvurum kabul edildi ve böylece 6 haftalık Sırbistan maceram başladı. İlk başta Sırbistan’da küçük bir şehire gideceğim için bir çok endişem vardı. Fakat Sırbistan’a ayak bastığım anda bu endişelerimin ne kadar yersiz olduğunu anladım. Beş farklı ülkeden, beş farklı kültürden on kişi küçük bir şehirde yaşamaya başladık.

 


Gün geçtikçe birbirimize daha çok alıştık, sanki hepimiz yıllardır birbirimizi tanıyor gibiydik. Artık bizler de bu şehrinbir parçası olmuştuk. Yolda gördüğümüz insanlarla selamlaşıyor, komşularımızla ayak üstü muhabbet ediyorduk. Bunun yanı sıra bu proje boyunca kendimi çok geliştirdim. Asla öğretmenlik yapmam diyen ben, Sırbistandaki gençlere Türkçe öğretiyordum.
Bu projem sırasında çalıştığım okulun reklam filminde oynadım, yerel gazeteyle röportaj yaptım. Bunlar sayesinde uzun zaman önce kaybettiğim öz güvenimi geri kazandım. Altı haftanın sonunda Türkiye’ye geri dönmek, arkadaşlarıma veda etmek çok zordu. Fakat şunu biliyorum ki dünyanın farklı ülkelerinde, istediğim zaman gidebileceğim bir çok arkadaşım var artık.

Son olarak söylemek istediğim şey ise eğer Global Citizen olmaya karar verdiyseniz, hayatınız en güzel tecrübesini yaşamaya hazır olun.

Sima Varol, Ankara

 

Global Citizen ile Finlandiya Tecrübem

AIESEC ile 2011 yılında lise öğrencisi olarak katıldığım bir projeyle tanıştım ve daha o zamandan kafamda üniversiteye gelince AIESEC’in programlarına katılmak yerleşti. O zamanlar çok küçük bir parçasını görmüştüm ama bu beni üniversiteye başlar başlamaz şehrimdeki AIESEC ailesine katılmaya ikna etmeye yetti. Global Citizen programını daha başından beri düşünüyordum ama okulum 3 dönem olduğu için ne yazık ki o dönemde böyle bir şansım yoktu. 2014 yılında İzmir’e yatay geçiş yaptım ve burada da AIESEC üyesi oldum, aklımda hala Global Citizen programı vardı. Artık okulum da bana bunun için yetecek zamanı sağladığı için o kış Slovakya’ya 6 haftalığına gittim. Hem proje üzerinde çalışırken çok şey kazandım hem de toplamda 4 ülke gezdim. Dünyaya bakış açım değişti, başka ülkelerden çok güzel dostluklar kazandım. Ama bu bana yetmedi ve bu yaz kendimi bile şaşırtarak Finlandiya’da yine aynı program dahilinde harika bir projeye başvurdum. Aslında bir daha 2016 yazında gitmeyi düşünüyordum ama proje kaçırılamayacak kadar güzeldi benim için. Çünkü “bullying” denilen ve Türkçe’de ne yazık ki tam bir karşılığı olmayan bir problem ile ilgiliydi. 2 hafta boyunca Helsinki’de konuyla ve eğitmenlikle ilgili eğitim alacak, partnerimizle birlikte uygulayacağımız programı planlayacak, sonra Jyvaskyla şehrinde 4 hafta boyunca okullara gidip çocuklara bu programı uygulayacaktık. Program da bu problemi biraz olsun azaltmak için çocukların arasındaki iletişimi ve özgüvenlerini güçlendirecek, aynı zamanda bu probleme karşı farkındalıklarını artıracak aktivitelerden oluşan bir programdı. Mülakat ve diğer aşamalardan sonra projeye kabul edildiğimi öğrendim. O an ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Projenin başlayacağı 23 Ağustos’a kadar bir yandan çok heyecanlıydım, bir yandan da kafamda birçok soru işareti vardı. Daha önce de katılmış olmama rağmen ve AIESEC’teki departmanımdan dolayı onlarca insanı bu konuda cesaretlendirmeye çalışmama rağmen kendimi korkarken buldum. Ama Helsinki havalimanı adım atıp Helsinki’deki yorgun ama güler yüzlü AIESEC üyeleriyle tanıştıktan sonra kafamdaki tüm soru işaretleri, endişeler, korkular yok oldu. 2 hafta boyunca kalacağım eve gidip proje boyunca partnerim ve o 2 hafta için ev arkadaşım olacak insanla tanıştığımdaysa çok mutlu oldum. Çünkü projelerde bence partner çok çok önemli ve ben bu konuda gerçekten şanslıydım.

O 2 hafta inanılmaz harika geçti. Diğer stajyerlerde hem çok donanımlıydılar hem de inanılmaz motiveydiler. Proje takımı zaten Ocak’tan beri bu proje üzerinde çalışıyordu ve hepsi üniversite öğrencisi olmalarına rağmen tam anlamıyla profesyonelce hareket ediyorlardı. Stajyerlerden de AIESECer’lardan da çok şey öğrendim.

 

 

Eğitimler çok yararlıydı; profesyonellerden dış kaynaklı eğitimler, AIESEC üyelerinden eğitimler, workshoplar, Finlandiya ile alakalı bilmemiz gerekenler, ihtiyacımız olan her şeyi öğrendik. Son hafta bu bilgileri uygulamaya dökmek için planlama aşamasına geldi sıra. Partnerim de ben de bu konuda zaten deneyimliydik, bu bize çok yardımcı oldu ama en önemlisi birbirimize olan tavrımızdı. Bir uyuşmazlık olduğunda bile yıkıcı değil yapıcıydık ve bu problemlerin kısa bir sürede üstesinden gelip çok güzel bir program hazırlamamızı sağladı.

2 haftanın sonunda Helsinki’den ayrılıp Jyvaskyla’ya gitmek çok zor geldi. Evimize, şehre, AIESECer’lara ve diğer stajyerlere çok alışmıştık. Jyvaskyla’da sadece ikimiz ve oradaki AIESECer’larla çalışacaktık ve şehir de duyduğumuz kadarıyla Helsinki gibi değildi. Orada geçirdiğimiz ilk hafta bu olumsuz yaklaşımımızdan dolayı kötüydü, ama diğer hafta daha pozitif yaklaşmaya başladığımızda her şeyin değiştiğini gördük. Mesela şehir belki Helsinki gibi büyük değildi ama doğası mükemmeldi ve Fin kültürünü tam anlamıyla yaşayabileceğimiz bir yerdi. Çalıştığımız AIESECer’lar da harika insanlardı ve bize her zaman destek olmaya hazırdılar. Öğrencilerimizden bahsetmiyorum bile, projenin en güzel yanı onlardı. Kaldığımız aileler de gerçekten özenle seçilmişti. Ben o 4 hafta gerçekten çok fazla şey öğrendim. Partnerimle her gün programı mükemmelleştirmek için saatlerce çalıştık. Bu sırada planlama, gözlemleme, analiz etme, yapıcı eleştiri, takım çalışması gibi konularda kendimi geliştirdim ve özgüvenimin arttığını fark ettim. Ayrıca proje sonunda kendimi 6 hafta öncesine göre çok daha iyi ifade edebiliyordum. Çocuklarla çalışmak harikaydı, hepsi öğrenmeye açık ve sevgi doluydu. Finlandiya’nın dünyanın en başarılı eğitim sistemine sahıp olması bizim için çok büyük bir şanstı, bunun etkilerini öğrencilerimizde ve aynı zamanda diğer insanlarda da net bir şekilde görebiliyorduk. Aynı zamanda çalıştığımız öğretmenler de projenin minimum sorunla geçmesinde büyük bir yere sahipti. Toplumda bu sistemi mükemmelleştiren insanlar olarak görülmelerine rağmen bunu yeterli görmüyorlardı ve sürekli kendilerini geliştirmeye çalışıyorlardı. Her an öğrenmeye çok açıklardı. Proje bitiminde “sizden çok şey öğrendik, yöntemlerinizi derslerimizde uygulayacağız” demelerini unutamıyorum.

Proje sonunda birçok mektup ve kart aldık ama benim için en özeli bu problemin mağduru öğrencilerden birinin bana anonim olarak yazdığı ve bu programın onu ne kadar değiştirdiğinden, bize ne kadar minnettar olduğundan bahsettiğiydi. O mektubu okuduğum an bütün çabalarımızın, yorgunluğumuzun boşa gitmediğini hissettim. Proje sadece bizim değil, başkalarının da hayatlarını değiştirmişti. Teşekkürler Finlandiya! Teşekkürler Global Citizen

Ezgi Cankurtaran, İzmir

 

Elveda Demek İstemedim

Hayatımda ilk defa gerçekten elveda demek istemediğim bir zamandı. Tek bir cümleyle ifade etmem gerekirse kesinlikle kullanacağım kelimeler bunlardır. Geride bıraktığım dostluklar, anılar sanki hiçbir zaman uyanmak istemediğim bir rüya gibi hissettiriyor geçen 6 haftayı. Geç olsa da fark ettiğim bir gerçek ise AIESEC’in sadece bir gruptan ibaret olmadığı, hayat boyunca karşımıza çıkacak en iyi fırsatlardan birisi olduğu açık bir gerçek olarak duruyor.

Bazen sorabilirler bu kadar kısa süre içerisinde başına ne geldi de bu şekilde konuşabiliyorsun, hissedebiliyorsun diye. En kolay cevabı ise Türkiye’ye gelmeden önce bir arkadaşımın hayır kız kardeşim desem daha doğru, bana yazdığı mektuptaki şu cümleler olabilir. ‘Bir daha asla tamamen evde olamayacaksın, çünkü kalbinin bir parçası başka bir yerde olacak. Bu sevginin ve faklı yerlerden insanları tanıma zenginliğinin karşılığında ödemen gereken bir bedeldir.’. Sanırım daha farklı bir kelime kullanamazdım hislerimi anlatmak için.

Uzun süredir bildiğim AIESEC’e katılmam çok geç olması benim için şu anda büyük bir hayal kırıklığı. Ama şans mı desem Global Citizen olmam başvurularım ve kabul edilmem çok kısa sürede gerçekleşti ve Polonya, AIESEC Rzezsow yolculuğuma onay vermişti. Ulaştığım gece sıcak bir karşılama ile son derece rahatlamıştım. Projemin başlamasına birkaç gün vardı ve bu sürede diğer EP’lerle tanışmak ve kaynaşmak için fırsattı, aynı zamanda projeden hemen önce yapılacak olan LCC (Local Committee Conference) inanılmazdı diyebilirim. Hafta sonunda olan bu konferans sonrası dünyanın her yerinden gelen 20-25 kişilik bir grupla samimiyetimiz gerçekten mükemmeldi. Birbirimizi sadece günlerdir değil de sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi yakınlaşmıştık.

 

 

Projem yetimhanelerde bulunarak buradaki çocuklarla ilgilenmek üzerineydi. Oyun oynayarak, beraber vakit geçirerek, konuşarak, herhangi bir ihtiyaçlarında yardımcı olmak, İngilizce çalışmak, kendi kültürümüzü ve geleneklerimi tanıtmak gibi. Bu yüzden her defasında bir yetimhaneden ayrılırken üzerimde hiç bir şey yapmamışı gibi bir his bulunuyordu fakat her defasında bize veda etmeye gelen çocuklar ağlamaya başladıklarında oluşan hissi tarif edecek bir kelime bilmiyorum. Bir grup üzerinde etki bırakmış olmak, onların iyi bir yönde geliştiğini görmek ve sadece orada bulunmamızın bile bir fark yarattığını bilmek gerçekten inanılmaz bir duyguydu. Geçirdiğim bu zaman içerisinde benimde değiştiğimi ve öğrendiğimi fark etmem biraz vakit aldı diyebilirim.

Orada yaşadığım arkadaşlık duygusunu hayatım boyunca hissetmemiştim. Bize karşı sıcakkanlılıkları ve samimiyetleri hiçbir şeye değişilmeyecek bir his. Her hafta sonları yaptığımız AIESEC partileri, konuşmalarımız ve eğlenceler… 6 hafta sonunda o kadar samimi olmuştuk ki gerçekten ayrılmak istemedim hatta en yakın arkadaşlarıma tekrar geleceğimi söyleyerek veda etmemeyi seçtim.

Daha anlatacağım birçok şey olsa da şu anda söylememek daha doğru bence. Eğer gerçekten böyle bir his yaşamak, kendinizi geliştirmek, hayatınıza yeni bir anlam katmak isterseniz bu tecrübeyi ilk elden yaşamak böyle bir hikayede anlattığımdan çok daha fazlası.