Global Volunteer ile Fas Tecrübem

Merhabalar ben Yiğit Ağlamaz. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim, 21 yaşındayım. Aynı zaman bir AIESEC üyesiyim. Bu organizasyona başladığım zaman Global Volunteer programından haberdar oldum ve hiç vakit kaybetmeden başvurdum. İlk duyduğumda bana ne kadar uygun bir şey olduğunu fark ettim ve yıllardır yapmak istediğim bir şey olduğundan hemen harekete geçtim. Kendi zamanıma uygun olan bir projeye başvurdum ve bu benzersiz deneyim için ilk adımı atmış oldum. Kabul aldıktan sonraki proje zamanına kadar olan süreç ise benim için sabırsızlanarak geçti.

 

2016 yılının Eylül ayında Fas’ın Agadir şehrine Global Volunteer tecrübem için gittim ve hayatım o andan itibaren beni bile şaşırtacak şekilde değişmeye başladı. Agadir, Fas’ın batısında Atlas Okyanusu’nun kenarında çok tatlı bir tatil şehri. Sağlık üzerine bir projeydi ve bir engelliler kliniğinde otizmli çocuklar ile çalıştım. Bu aslında bana gönüllülük yapmanın bir insan için ne kadar değerli olduğunu ve beni ne kadar değiştirebileceğini gözlemlediğim çok güzel bir serüvendi. 1 aydan biraz daha fazla bu tecrübeyi tattığım bu zaman hem yardıma ihtiyacı olan insanların hayatında yer edindiğim hem de kendi iç yolculuğa çıktığım bir yolculuktu. Ben Global Volunteer tecrübemi beni tamamen değiştiren ve hayatımın dönüm noktası olan bir süreç olarak tanımlıyorum.

 

Fas’a ilk ayak bastığım andan itibaren beni neler beklediğini az çok kestirebilmiştim. Aslında bize ne kadar yakın bir kültür olduğunu düşünsem de bir o kadar da farklı bir hayatın içine girdiğimi fark ettim zamanla. Orada bulunduğum zamanda içine girdiğim kültürü tanımam için fazlasıyla fırsatım oldu. Bizde de kutlanan Kurban Bayramı’nı kaldığım ailenin yanında bir de Faslı bir birey kimliğiyle yaşadım ve bir konuda ne kadar bildiğimi düşünsem de aslında Dünya’nın bir ötesinde benim hiç haberim olmadan insanların nasıl yaşadığını öğrendim. Bunlar benim için çok güzel ve anlamlı hayat dersleriydi. Sokakta yürürken nelere dikkat etmem gerektiğimi, yemek sipariş verirken nasıl davranmam gerektiğini vs birçok şeyi içinde yaşadığım kültürdeki insanlar gibi yapmaya başladım. Tüm bu sürede ben yalnızca kendi kimliğimle değil bir de Faslı olan yanımla yaşamayı öğrendim ve bu bana hayattaki diğer yaşayan kültürlerin farkında olmamı sağladı.

img_1953

 

Projede bize verilen 1 haftalık boş zamanda her zaman hayalini kurduğum şehre Marakeş’e gittim ve onun hayatımdaki geçireceğim en güzel gezi olacağını gidene kadar tahmin edemezdim. Marakeş’e geldiğimde ve o büyük meydanına ilk adımımı attığımda geceydi ve tam bir ışık cümbüşünün ortasındaydım. Renklerin Şehri adını nereden aldığını daha iyi anlamıştım. İnanılmaz etkileyici bir atmosferi vardı. Gündüz olduğunda her binası kıpkırmızı olan ve bundan dolayı da Kızıl Şehir olarak adlandırılan bu şehri keşfederken insanları, Arap kültürünü ve oryantalist havayı görmem beni kendine daha da çekti. Sonrasında Merzouga denen ve Sahra Çölü’nün bir parçası olan yere gittim ve karşımdaki uçsuz bucaksız çöl karşısında dilim tutulmuştu; o saf, temiz ve sıcaklığını hissettiğim çöldeki adımlarım sanki yeni yürümeyi öğrenmiş bir çocuk gibiydi. Develerle çöldeki kamp alanına gittikten sonra ilk yaptığım şey hemen bir kum tepesinin en üstüne çıkıp Güneş’in batışını izlemek oldu. Güneş’in batış vakti geldiğinde ise karşımdaki o mükemmel manzara her şeye değerdi. Hayatımda ilk defa Güneş’in bu kadar güzel battığını görmüştüm ve o tepeden saatlerce ayrılmadan izledim, gökyüzündeki onlarca farklı renk değişimi karşısından kendimi etkilenmekten alıkoyamadım. Hava iyice karardığında kamp alanındaki çadıra geri döndüm ve çöl yerlilerinin yedikleri, içtikleri şeyleri tattım. İşte bu farklı kültürleri ve gelenekleri sonuna kadar hissederek yaşamak için kendime yarattığım çok güzel bir fırsattı. Gece olup yatma vaktinde ise yatağımı çadırdan çıkarıp kumların üzerine koymam ve sayamadığım kadar yıldızın altında uyumak… İşte bu hayatımda o ana kadar yaşadığım en güzel andı!

 

Projem hakkındaki düşüncelerimi en sona sakladım çünkü önceden de söylediğim gibi bu tecrübe benim hayatımın dönüm noktasıydı, kendimi keşfettiğim bir serüvendi adeta. Sağlık projesiydi ve çalıştığım otizmli çocuklar aslında benim kendi içimdeki potansiyeli ortaya çıkarmamı, hayatta neler yapabileceğimi görmemi sağladılar benim için. Otizm merkezindeki eğitmenlerin gösterdiği çalışmaları çocuklarla beraber yapmaya başladım. Haftalar boyu onlarla o eğitici etkinlikleri yaptıktan sonra bir çocuğun onu artık öğrenmesi ve kendi başına yapabilmeye başlaması benim için hayatımdaki en büyük mutluluktu, gururdu. Ben belki de hayatını kendi kendine devam ettiremeyen otizmli bir çocuğun hayatını, artık kendi başına yapabilmesini sağladığım çok basit bir şey ile sonsuza kadar değiştirmiştim. Bunun insan hayatındaki değerini hiçbir maddi, somut bir karşılayamaz; bu mutluluğun yerini hiçbir şey dolduramaz. Aynı dili bile konuşamadığım çocuklarla ilgilenirken aslında insanların iletişim kurmanın tek yolunun ortak bir dil olmadığını anladım. Ben onlara kalbimle sesleniyordum. Onlar beni gördüklerinde ve bana sımsıkı sarıldıklarında aslında en güzel iletişimin duygularla olan iletişim olduğunu anlamamı sağladı o çocuklar. Ben artık duygularımla konuşabilmeyi öğrenmiştim.

 

Hayatımı yaşarken aslında en ufak sorunların ne kadar değersiz olduğunu fark ettirdiler bana. Benim onlara yardım ederek kendi dertlerimi unutabileceğimi anlamamı sağladılar. Ben hayatım boyunca ilk defa kendimi düşünmedim, hayatım boyunca ilk defa kendi dertlerimi unuttum. Başkaları için bir şeyler yapmanın, oların hayatına dokunmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu anladım. Ve bu bana hiçbir şey kaybettirmedi aksine bunun sayesinden ben her şeyi kazandım. Ben onlarla ağladım, onların her sıkıntısında onlarla beraber oldum, onlarla güldüm. İşte bu benim hayatım boyunca yapmak istediğim şey.

 

İşte Global Volunteer bu. Benim hayatımda bu kadar çok şey değişmişken ve bu kadar güzel hislerle yaşamışken neden sen de bunları yaşamayasın, neden senin de hayatın değişmesin? AIESEC benim bu hayat değiştiren tecrübemde benim için en bu en büyük imkanı sağladı, bunun için çok teşekkür ediyorum. Her zaman minnettar olacağım. Elimde fırsat olsa tekrardan gider ve bu muazzam tecrübeyi defalarca yaşamak isterim. Tüm bahaneleri bırakın ve hayatınızın en güzel serüvenine yelken açın. Siz de bu ailenin bir parçası olun ve gerçek birer Global Volunteer olun. Sen, ben, oradaki çocuklar, gelecek nesiller; herkes bunu hak ediyor. Kendinize çok iyi bakın.

img_1949

 

Yiğit AĞLAMAZ

Global Volunteer ile Brezilya Tecrübem

İlk yurt dışı deneyimimdi benim. Ne tarz zorluklar karşılaşacağımı az çok biliyordum sanıyordum ama daha önceden böyle bir tecrübem olmadığı için kestiremiyordum bazı şeyleri. Hatta havacılık okumama rağmen ilk defa bir uçağa biniyordum. Onun da tatlı bir heyecanı vardı bir yandan içimde. Aslında zorluklara hazırdım dedim ya benim daha ilk havalananındabaşladı sıkıntılarım. İlk hava alanına indim para çevirmem gerekiyordu ama hava alanı normalden fazla para alıyordu. Arkadaşımın hostundan rica ettiğimde ise onda bile bana yardım edebilecek kadar miktar yoktu. Brezilya’da çoğu kişinin İngilizce bilmemesi de benim için ayrı bir zorluktu. Onlarla iletişime geçmemde yine ilk olarak arkadaşımın hostu yardım etti. Gideceğim yerin biletini bana aldı. Otobüsü beklemeye gitti. Otobüs geldiğinde valizimi taşırken şoför bana bir şeyler söylemeye başladı. İngilizce bilip bilmediğini sorduğumda bana cevap vermeyip sadece yüzüme baktı.

izm_ogv_visual_devrimcuvelenk-2

Neyse ki arkamdaki bir kadın İngilizce biliyordu ve bana yardım etti. Bizim Türkiye’den çok farklı bir sistemi vardı otobüslerin, insan ister istemez kıyaslıyor tabi bazı şeyleri. Otobüsteki süreç boyunca neyse ki o kadın vardı da bana yardım etti nerede ineceğime dair. İnmem gereken durakta indiğimde tekrar bilet almam gerektiğini söylemişti otobüsteki kadın. Valizlerimi bagajdan alırken bir anda o kadını da kaybettim ve bir an ne yapacağımı bilemedim. Kimse İngilizce bilmiyordu otobüste ondan başka, kim bana yardım edecek şimdi diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Kaderime razı olup yürümeye başladım. Neyse ki karşılaştığım bir genç az çok İngilizce biliyordu. Kısacası şanssız ama şanslı bir günümdeydim. Bileti nereden alacağımı sordum genç çocuk yürüyen merdivenleri gösterdi ve bana yardım edebileceğini söyledi. Hatta çok komiktir ki yürüyen merdivenleri çıktıktan sonra çocuk ben buraya kadar biliyorum dedi. Sağ olsun yardım etti ama o olmasa da yine yapacağım şey oydu aslında. Sonra otobüste bana yardım eden kadın yine karşıma çıktı. Bana yine yardım etti. Onunla konuşmaya başladık. Neden burada olduğumu, neden Brezilya’yı tercih ettiğimi sordu. Bende anlatmaya başladım. Benim 6 ay önce ev sahipliği yaptığım arkadaşımın Brezilyalı olduğunu ve o nasıl Türkiye’ye AIESEC’in bir projesine geldiyse bende aynı şekilde Brezilya’ya o tarz bir proje için geldiğimi aynı zamanda ev sahipliği yaptığım arkadaşımda vakit geçirmek istediğimi söyledim. Kadınla kısa sohbetimiz bittikten sonra ben bilet almaya sıraya girdim ama yine şoför gibi bilet veren kişi de İngilizce bilmiyordu. Kadın yine bana yardım etti. Süper kahramanım oldu sürecimin kısacası. 2 saatte yol gitti. Bununla birlikte nerden bakarsak bakalım 2 günlük yol gittim. İndiğim yerde ev sahipliği yapacak çocuk ve anneannesi vardı. Bizde Türk geleneği 2 kere öpülür selamlaşmak için ama onlarda bir kere öpülüyormuş. Bende tabi bunu bilmediğim çocuğun anneannesi de bilmediği için öyle tatlı, komik bir kültür şoku yaşadık. Bizim selamlaşmak için yaptığımız şeylerin orda öyle olmadığını bilmek insana gerçekten tuhaf bir his yaşatıyor.

izm_ogv_visual_devrimcuvelenk-3

Neyse, artık liderlik tecrübem tamamen başlamıştı. Çocuklarla da iletişime geçerken çok zorlanacaktım ama buna hazırdım. 6-15 yaş arası çocuklarla birlikte çalışacaktım. İlk başta çokta zorlandık ama neyse ki Portekizli bir arkadaşımız bize yardım etti. İlk haftayı öyle atlatırken. 2.hafta artık hepimiz birbirimize alışmaya başlamıştık. Onlarla daha kolay iletişime geçebiliyorduk. Biz onlara İngilizce öğretirken küçücük öğretmenler bize Portekizce öğretiyordu. Hatta beni etkileyen bir anımı sizinle paylaşayım. Bize yardım eden Portekizli arkadaşımızla bir şeyler konuşurken küçük bir kız geldi yanımıza ve bir anda Portekizce bir şeyler söylemeye başladı. Tabi ben anlamadım ama bana çevirdiklerinde dediği şey beni bu işi neden yaptığımızı bir kez daha anlamamızı sağladı. Aslında cümlesi çok basitti. İlerde bende İngilizce öğreneceğim ve bütün bu konuştuklarını anlayacağım. Başkalarını nasıl cesaretlendirdiğimizi görmek ve bu tarz geri dönüşler almak insanı çok mutlu ediyor. Küçücükte olsalar birilerine bir şeyler öğretiyorsun, liderliğini öyle ortaya çıkartıyorsun.

izm_ogv_visual_devrimcuvelenk-1

Anlatması zor, yaşaması ondan da zor olduğunu düşündüğüm bir tecrübe süreciydi işte bu şekilde. Hayatta bir defa herkes bu tecrübeyi yaşamalı.

Devrim CÜVELENK

Global Volunteer ile Hindistan Tecrübem

Merhabalar,  ben Işınsu. Arkadaşımdan AIESEC adını duymamla başladı benim de maceram.Sadece meraktan projelere bakmayı düşünürken kendimi başvuru yaparken buldum.İnanmazsınız hem de Hindistan’a… Her zaman farklı kültürlere ilgi duymuşumdur ama tercihimin biraz riskli olduğunun da farkındaydım.Bir ülkenin, kültürün sadece seyahatle, gezmeyle tanınabileceğine inananlardan değilim açıkçası.Bu noktada AIESEC bana müthiş bir imkan sundu.Hayatımın en zor günlerini geçireceğimi düşündüğüm ilk günlerle ayrılmamak için her şeyi yaptığım o son gün arasında sadece altı hafta vardı.O altı haftada hayatımın en inanılmaz en keyifli aynı zamanda en unutulmaz tecrübesini yaşadım.Dünyanın her yerinden onlarca arkadaş edindim.Onları, kültürlerini, kültürler hakkında sahip olduğumuz ön yargıları sil baştan öğrendim.Dünyanın dört bir tarafında evinin olması, her gittiğin yerde sana kucak açacak bir dostunun olduğunu bilmek eşsiz bir duygu.Sadece onlar hakkında öğrenmedim tabiki.En şaşırtıcı şeyleri kendim hakkımda öğrendim.Hayatımın en kötü anları olarak tanımlayabileceğim tecrübeleri şimdi gülümseyerek hatırlıyorum ve biliyorum ki ben onları aştım ve hayatımdaki bir sonraki zorluğu da aynı şekilde aynı güçle aşabilirim.AIESEC’in bize kattığı en önemli değerlerden biri de bu bence.Kendi potansiyelimizin farkına varmak…

Gelelim projeme ve Hindistan’a. Her kültür kendince eşsiz ve farklıdır fakat kendi içinde bu kadar farklılığı barındırıp bunu mükemmel bir uyumla harmanlayan rengarenk bir kültür Hint kültürü.Onlarca farklı din, onlarca farklı dil ve bunlara rağmen kendi renklerini koruyup her zorluğa rağmen festivalleriyle hayata umutla bakan o güzel insanlar…Yaşadığım her anın ne kadar değerli ve farklı olduğunu bana öğrettiler.Ve yaşadığım her zorlukta bana dayanak olan sımsıcak, inanılmaz öğrencilerim…Footprints projesiyle okullarda elimizden geldiğince İngilizce ve Bilgisayar eğitimi vermeye çalıştık.Gözlerinde ışıltılarıyla çıplak ayaklarıyla sınıfta koşturup birlikte geçirdiğimiz her anı unutulmaz yapan miniklerimi her an özlüyorum.Bazen onlar mı benden daha çok öğrendi yoksa ben mi onlardan öğrendim bilemiyorum.Sadece farklı ülkelerden değil Hindistan’dan da çok fazla arkadaş edinme fırsatım oldu.O kadar sıcaklar ki zaten olmamak imkansız.Basit bir tren yolculuğunda bile oturup yemeğini, suyunu bizimle paylaşan insanlar vardı yanımızda… Her zor anımızda, gece üçte otelimizi bulamayıp yardıma ihtiyacımız olduğunda düşünmeden arayıp yardım isteyebileceğimiz mükemmel AIESEC gönüllülerimiz vardı yanımızda…Dünyanın en renkli köşesindeki bu mükemmel tecrübe için,sıcak dostluklar için teşekkürler AIESEC. Şimdilik hoşça kalın.

Işınsu TAŞTAN

isinsu

 

 

 

 

 

 

Global Volunteer ile Budapeşte Tecrübem

 İlk olarak söylemek istiyorum ki korkularınızın sizi engellemesine izin vermeyin. Ben Fatma Nur Sarıca. Yeditepe Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği birinci sınıf öğrencisiyim. Okula başladığımda arkadaşımla bir karar aldık. Bu sene farklı bir şeyler yapacaktık. Sonra o beni AIESEC’ le tanıştırdı ve eminim ki ikimizin de hayatı değişti.

Başta her şey hayal gibiydi. Kabul edildikten sonra bile gideceğime inanamadım. Ama şu an iyi ki yapmışımdan başka bir şey düşünemiyorum. Korkularınızın sizi engellemesine izin vermeyin dedim çünkü çevremdeki bazı değerli insanlar beni çok korkuttu. Eminim sizin de başınıza gelecek ama onları dinlemeyin . Size her şey mükemmeldi, hiç sorun yaşamadım da demiyorum. Elbette bazı şeyler istediğiniz gibi gitmeyebiliyor. Ama öyle insanlarla tanışıyorsunuz ki bu sorunları birlikte aşmak size zor gelmiyor.

Projem anne ve babası çalışan küçük yaştaki çocuklarla gündüzleri vakit geçirmek, onlara farklı bir kültür tanıtırken oyunlar oynayarak ve İngilizce öğreterek kişisel gelişimlerine fayda sağlamakla alakalıydı. Zamanla onların sevgisini kazandıkça aranızda bir bağ oluşması paha biçilemez, çünkü tüm gün gördükleri ve zaman geçirdikleri kişi olarak onların hayatlarında önemli bir yer kazanmış oldum.

Bir ülkeyi, bir kültürü gerçekten merak ediyorsanız oraya gideceğiniz birkaç günlük turlarla bunu sağlayamazsınız. Ben Budapeşte’ de 7 hafta kaldım ama hala o güzel şehri tanıdım demek için yeterli değil sanki. Ve tanıdığım tek kültür Macar kültürü değil. Global Volunteer dünyanın en uzak köşelerinden insanları bir araya getiriyor ve tüm ön yargılarınızı kırıyor. Bir bakıyorsunuz asla anlaşamam dediğiniz insan sizin için o kadar değerli olmuş ki… Ben döneli bir kaç hafta oldu ama şimdiden nasıl tekrar buluşabiliriz planları yapmaya başladık. Ve biliyorum ki bu güzel deneyim beni çok farklı bir insan yaptı. Gitmeden önce bunu bana söylemişlerdi de inanmamıştım. Ama artık karşılaştığım sorunlara , insanlara , farklılıklara daha başka bakabiliyorum.

Hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyim yaşadım ve bunları yaşarken gönüllü çalışıp insanların hayatına umarım bir nebze dokunup yardım ettim. Normalde çocuklarla arası çok da iyi olmayan ben, şimdi onları nasıl  da özlüyorum.  Eğer siz de düşünüyorsanız tereddüt etmeyin. Bunun gibi bir deneyimi başka türlü yaşayamazsınız ama mutlaka yaşamalısınız!

fatmanur

Mezuniyet Sonrası Ilk Adım

Ben Funda Kuş, Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü ’15 mezunuyum. Şu anda uluslararası bir şirkette pazarlama departmanında çalışıyorum. Mezuniyetimi takip eden yaz aylarında Sırbistan’ın pek şirin Novi Sad şehrinde, start-up kökenli bir firmada Pazarlama Stajı yaptım.  Öncelikle mezuniyet sonrası ilk adım olarak bu tecrübeyi yaşayabilme fırsatım olduğu için kendimi şanslı addediyorum. Başta büyük tereddütlerle gitmiş, döndüğümde ise kariyer/tecrübe bağlamında çok da faydalı geçmediğine inanmış olsam da, aylar sonra size bu yazıyı yazarken aksine bu tecrübenin aslında ne kadar da girişimcilik ruhumu canlandırdığını ve “Onlar yapmışsa ben de yapabilirim” cesaretini verdiğini görüyorum.

Start-up olarak başlayıp büyüyen ve globalleşen bir firmada stajyer olmaktan ziyade, sunduğu raporlar dikkate alınan ve tavsiyeleri dinlenilesi bir Pazarlama Stratejisti’ydim. İşi sahiplenip birer girişimci gibi hissetmemiz için yeterli sorumluluk ve alan tanınmıştı ki bu, Global Entrepreneur’ları diğerlerinden ayıran en temel şey olsa gerek. Stajım süresince firmaya pazar araştırmasından müşteri segmentasyonuna, uzun vadeli pazarlama stratejilerini oluşturmalarına ve marka yönetimi süreçleri için danışmanlık yaptım.

 

Sizlere çok da ballandıra ballandıra anlatmak istemiyorum çünkü yüzde yüz pürüzsüz değil. Dürüst olacağım : sıkıntılar yaşayabilirsiniz, mesela beklentilerinizle örtüşmeyen bir firmayla karşılaşabilirsiniz ya da kalacağınız yerle ilgili öngörüleriniz dışında gelişmeler… Böyle ihtimaller her zaman vardır. Ama şunu sorun kendinize, gerçek bir iş tecrübesinde sorunlarla ilk defa yüzleşmek yerine önce bunu bir modelinde deneyimlemek daha güzel olmaz mı? Bu stajımda karşılaştığım ufak tefek sorunlarda ne tür aksiyonlar aldığımı görmek özeleştiri yapmamı ve yer yer tavrımı takdir etmemi yahut tutumumu iyileştirmemi sağladı. Bunları gerçek manada bir sorunla karşılaşmadan kestiremezdim, farazi söylemler olurdu; şimdiyse elimde örneklerim var.

Kendi tecrübem adına Global Entrepreneurs, mezuniyet sonrasında hemen çalışmak istemeyenler ve klasik stajların dışında bir deneyim arayanlar için biçilmiş kaftan. Kurumsal kültürü gördükten sonra start-up kültürünü de yaşamak isteyenlere tavsiye edebilirim. Tüm bunların yanında edinilen arkadaşlıklar ve çokuluslu ortamdan bahsetmedim, o zaten AIESEC’in tüm programları için olmazsa olmazı, ayrı bir güzelliği.

Şimdi yazımı bitirirken eklemeden geçemeyeceğim. Girişimcilik adına kendi iş fikrimi hayata geçirmek için ekibimi topladım ve şu günlerde harıl harıl çalışıyoruz. Kim bilir belki de gelecekte gerçekten “global” bir “girişimci” olurum, neden olmasın! Bu yolda bir başlangıç olduğun için teşekkürler AIESEC!

 

Funda Kuş, İstanbul

Global Entrepreneurs ile Sırbistan Tecrübem

Merhabalar, Ben Berkan Deliağa. Marmara Üniversitesi son sınıf öğrencisiyim. Global Entrepreneurs ile Sırbistan Novi Sad’ta yurt dışı stajına katıldım. Çalıştığım firma için marketing strateji raporları hazırlıyordum. Daha önce global firmalarda tecrübelerim ve yurt dışında okuma deneyimim olmuştu ancak, başka bir ülkede hiç çalışmamıştım. Bu program sayesinde, Sırbistan’daki iş hayatının nasıl olduğunu, Sırpların iş yapma şekillerini görme fırsatı yakaladım. A’dan Z’ye her aşamasından sorumlu olduğum projeler yürütmek ise başka bir zevkti.

Çalışmış olduğum firma, birçok ülkede faaliyet gösteren bir şirketti. Bulundukları sektörde Dünya’nın en iyi firması olma hedefleri vardı ve çok hızlı büyüyorlardı. Ancak herhangi bir marketing veya iletişim stratejileri yoktu. Beni bu konuda görevlendirdiler. İlk başta firmanın mevcut müşterilerini daha iyi tanıması gerektiğine dair bir rapor hazırladım. Mevcut müşterileri kullanarak ‘Word of Mouth’ yaratmak çok ama çok önemliydi. Firmaya gelen tüketicileri bizim için bedava çalışan birer iletişim aracı olarak kullanmak amacındaydım. Sektörün yeni olması ve firmanın ürününü deneyimleterek satması bu stratejinin gerçekleşmesini kolaylaştıracaktı. Aynı zamanda kurulacak sistem bir çok konuda data sahibi olmamızı sağlayacaktı.

 

 

Başka bir konu ise segmentasyon ve buna uygun stratejiydi. Firmanın hedeflediği kitleye ulaşmak için ve hızlı bir şekilde satışların arttırılması için yeni satış kanalları önerilerimin olduğu bir rapor hazırladım. Bu hem markanın farkındalığının artmasını sağlayacak hem de karlılığı arttıracak bir çalışmaydı.

Çalıştığım firma, internetin öneminin farkındaydı. Bu yolla çok büyük kitlelere ulaşmak mümkündü. Dolayısıyla, onlara communication effectiveness raporu hazırladım. Buna bağlı olarak viral bir videonun temasını ve içeriğini belirledim.

Sırbistan’da bulunduğum süre içerisinde kendimi profesyonel açıdan geliştirdiğimi düşünüyorum. Bunun dışında farklı bir ülkede yaşıyorsanız, o kültürü mutlaka öğrenmelisiniz. Sırp kültürünü daha yakından tanıma fırsatım oldu. Gerek yemekleri, gerek gece hayatı, müzikleri, yaşam tarzları… Özellikle eski bir sporcu olmamdan dolayı, sporun hayatlarındaki yeri beni gerçekten çok etkiledi.

Bu tecrübe aynı zamanda bana, farklı bir kültüre çok çabuk bir şekilde adapte olabildiğimi farketmemi sağladı. Belli bir süreden sonra onlar gibi yaşamaya başladım.

Bu tecrübemin bana kazandırdığı en önemli şey ise, Doğu Avrupa’dan birçok dost kazanmam oldu. Tabi bir de başka firmaların bana iş teklifleri 🙂

‘SKY IS NOT THE LIMIT’

Berkan Deliağa, İstanbul

 

Global Citizen ile Asya Tecrübem

Selamlar, ismim Merve. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İşletme öğrencisiyim. Herkes gibi bende yeni yerler görmek, yeni yemekler tatmak ve yeni insanlarla tanışmayı seviyorum. Daha önce bir çok kere yurt dışında bulunmuştum fakat Asya ülkelerine gitmek için cesaretim yoktu. Ama değişik bir tecrübe edinmek istedim ve Global Citizen ile Asya kıtasında bir ülkeye gitmeye karar verdim. Projeleri araştırdım, mülakatlara girdim ve en sonunda herşey hazırdı. Sırt çantam ve ben yeni bir macera için yollara düştük. Uçağa ilk bindiğimde ne yapacağım ben orada korkusu sardı ama daha sonra gördüm ki iyi ki Çin’i tercih etmişim. 

 

 

Bir Asya ülkesine gitmeden önce en çok sorulan soru sanırım orada ne yiyeceğim? Ama göründüğü kadar korkunç degil hatta bazı şeyler oldukça lezzetliydi. Seçtiğim proje sayesinde Çin kültürünü yakından tanıma şansı yakaladım ve bu benim için gerçekten çok güzel bir deneyimdi. Projemin içinde hem KungFu yapmayı ögrendim hem Çin yemekleri yapmayı öğrendim hem de öğrencilerle birlikte vakit geçirme şansı yakaladım. Çin’de olduğum süre boyunca bir ailenin yanında kaldım ve benimle o kadar çok ilgilendiler ki eve dönerken onları hiç bırakmak istemedim. 

 

Bu güzel projenin sonunda farklı ülkelerden bir çok arkadaş edindim ve bir çok anı biriktirdim. Hayatım boyunca unutamayacağım deneyimler kazandım. AIESEC’le bu tecrübeyi yaşamayı herkese tavsiye ederim. 

 

Merve Çevikol, Ankara

 

Global Citizen ile Avusturya Tecrübem

Selamlar, AIESEC ile bir arkadaşım sayesinde Kasım 2015’te tanıştım. Aslında olay cok garip gelişti; numaramı bıraktım ve bir süre sonra birisi aradı ve “Yurt dışına gitmek istiyormuşsun.” dedi, tabii ki istiyordum. Yurt dışına gitmeyi, oralarda bir şekilde birilerinin hayatına dokunmayı. Net bir şekilde bunu söyleyebilirim. Onun haricinde farklı kültürler, o kültürlerden insanlar, arkadaşlıklar… Hepsi çok değerli ve bu kapsamdaydı benim için ama olayın özü benim için o “Dokunuş” idi. Her şey çok hızlı gelişmişti. Uzun araştırmalarla nasıl yapılır, nasıl edilir kısımlarından sonra portaldan kendime uygun proje bakmaya başladım. O kadar zordu ki seçmek, istedigim ülkede istedigim proje konusunu yakalayamayıp farklı bir ülkede yakalayabiliyordum ve bu yüzden ülke ülke aramaya karar verdim. Burada seçim yapmamı kolaylaştıran sey daha önce yaptıgım Avrupa turu oldu. Öyle ki gidecegim yerde 6 hafta kalcaktım ve bu süre hiç de az degildi. Proje-ülke uyumunda kendime en uygununu buldugumu düşünüp Avusturya-Viyana için başvurdum. O kadar hevesliydim ki yazdıgım motivasyon mektubunun bile günlerce üstüne düştüm,sonuç başarıydı. İstedigim şekilde istedigim bir ülkede gerçekten benim ve insanlıgın üzerinde durdugu mülteci sorunuyla, müteci çocuklarla, ilgili bir projeydi. Genel olarak bir kreş projesi gibi görünse de altında cok daha fazlasının yattıgı aşikardı. Gidecegim günü iple cekiyordum öyle ki konsolosluk da benim gibi heyecanlanıp iki günde vizemi hazır etmişti. Global Citizen ile Avusturya tecrübem başlıyordu!

 

 

Oraya vardığım anda her şey bir anda degişiverdi gözümde ve artık gercekten realize olmuştum. Her şey canlıydı artık. Yeni arkadaşlıklar, faklı kültürler ve bir amaç vardı su an. İlk iş gidip cocukları tanıyıp onlara aslında bu işin gerçekten bir parçası olmadıklarını hissettirmekti. Ben bunu başarabildigimi oradan ayrılırken hissetmiş olsam da her gün bazı şeylerin degiştigini farkedebiliyordum. Birlikte oldugum, proje arkadaşlarım olan farklı ülkelerden 4 kişiyle aynı odayı paylaşırken “Yarın cocuklarla ne yapsak?” diye konusurken buluyorduk her aksam kendimizi.

Her akşam farklı kültürlerden yeni şeyler ögrenip farklı bir insana bürünebiliyorduk bir anda. Her akşam ayrı bir eglence konusu yakalayıp hadi bugun de bunun için saçmalayalım diyebiliyorduk. Portekizce’deki “şerefe” kelimesini Japonya’da ulu orta söylememeyi ögrenip, Brezilyalıların gerçekten ne kadar eglenceli insanlar oldugunu ilk görüşte anlamıştım bile.

Benim geçirdigim 5 hafta yaşadıgım hayatın en üst naktasıydı. 5 haftayı daha önce hiç tanımadıgım benden başka 5 kişiyle bir hostel odasında geçirdim, farklı bir ülkede, aslında bizim ülkemizdeki mülteci cocuklardan konum olarak pek farklı olmayan, dünyanın en saf varlıkları olan çocuklarla geçirdim ve her gün çocukların yanına giderken onlarla bugun ne oyun oynayayım diye düşünerek.

Çocuklarla şu an için hiçbir ilişiğimiz kalmamış olsa da Viyana’da her zaman bir yerim olduğunu biliyorum artık. Ne zaman gidersem çocukların annelerinin arkamızdan ağlaşmalarını yine duyacağımı biliyorum ve ne zaman gidersem de çocukların bana, daha dilimi bile bilmedikleri halde, bağıra cağıra koşup üstüme atlayacaklarını biliyorum. Ve ben dünyaya bir nebze olsun nefes aldıracak insanların bu projeler var oldukça artacagına inanıyorum.

Barışcan Oflazoğlu, Hatay

Global Citizen ile Italya Tecrübem

AIESEC ile Global Citizen programına katılmadan önce birçok seçeneğim vardı, dünyayı görmek istiyordum, dünyayı keşfetmek ve kendimi geliştirmek, aynı zamanda dünya ve insanlar için faydalı bir şeyler yapmak. Tabii bu üçünü bir arada bulmak yeterince zor, ama ben buldum. Hem bu üç seçeneğimi bir arada yakaladım, hem de yok denecek kadar az bir para verip kendime unutulmaz bir tecrübe ve mutluluk hediye ettim. AIESEC ve Global Citizen ile Italya tecrübem sayesinde!

Down  sendromlu insanlarla yemek pişirdim, onların gelecekleri için, iş öğrenebilmeleri için projeler gerçekleştirdim. Kendimle gurur duymama olanak sağladığı için AIESEC’e sonsuz teşekkür ediyorum. Dünyanın kuşkusuz en güzel deneyimlerinden biriydi. Tek başımaydım, ilk yurt dışı maceram olacaktı. Acaba başıma bir şey gelirse, ya yabancı dilim yetersiz kalırsa düşüncesi, insanlara uyum sağlayamazsam derken kendimi KLM uçağında Amsterdam’dan İtalya’ya aktarma yaparken buldum. İlk başta elbette ben de çekingendim, hostelde başka biriyle bir oda paylaşacak olmak, İtalyan ülkesinde İngilizce konuşarak yetkililerle ve çalışma arkadaşlarınla kaynaşmak… Ve daha neler neler! Ama ne önemi vardı ki, dünyanın UNESCO tarafından en çok koruma altına alınan ülkesine gidiyordum, İtalya’ya! Work and Travel ile gidemezsin on binlerce lira versen de gidemezsin, yüz binlerce versen de..

 

 

Global Citizen olmanın bana yaşattığı bu macerayı hayatım boyunca unutamayacağım. Dünyanın her yerinden arkadaşlarım oldu, dünya tatlısı hepsi birbirinden farklı yaşlarda, bambaşka karakterlerde… İyi bir şeyler yaptığını bilmek, dünyaya pozitif bir etki bırakırken eğlenmek, bambaşka şehirleri canlı canlı görmek, sürekli yaşadığın adrenalin hissi, dünya vatandaşı olma macerası… Konuşmaya başladığımda beni susturabilen olmadı, neden susayım ki? Hayatımın en güzel deneyimini yaşadım hem de tek başıma! Ailemden, arkadaşlarımdan, aynı dili konuştuğum milletimden kilometrelerce uzakta, konfor alanımın dışında! Zorlanmadım mı? Vallahi de zorlanmadım. Öyle üstesinden gelemediğim hiçbir şey olmadı, kötülüklere rastlamadım. Çünkü kendi cennetimi bulmuştum.

İnsan ömründe böyle bir etki yaratabilmek için kaç defa fırsat bulabilir, kaç kere bu yaşa gelip böyle bir maceraya atılabilir? Çok düşünme, hayat bir maceradır, AIESEC ile sen de başka hayatlara ve masalsı şehirlere dokun.

İrem Düzülütaş, İstanbul

 

 

 

 

 

Global Talent ile Hindistan Tecrübem

Hindistan’ın tanınmış okul zincirlerinden birinin düzenlediği Uluslararası Sahne Sanatları festivalinde kültürel eğitmen olarak öğrencilere kendi ülkemden danslar, şarkılar, dilimizden bazı temel kelimeleri öğretmek, bir nevi kültür elçisi olarak Global Talent ile Hindistan tecrübem başlamıştı. Stajım sürekli etkileşim gerektirdiği için normal bir turistin asla deneyimleyemeyeceği şeyleri deneyimledim ve asla öğrenemeyeceği şeyleri öğrendim.  Hintlilerle yaşadım, her sabah onlarla beraber Hindu ilahilerini dinledim, net sayısını genellikle kendilerinin bile bilmediği tanrılarına dua ettim, onlar ne yiyorsa ben de onu yedim… Sabah kahvaltısında bile acı yemek çok zordu en başta ancak zaman geçtikçe Hindistan’ın o ilginç kokusuna alıştığım gibi o ülkenin bana zor gelen her şeyine alıştım. İlk yediğimde boş gözleme dediğim o chapati’yi, fazla acı mercimek çorbası dediğim dahl’ı öğünlerimden eksik etmez oldum. İlk gördüğümde şok olduğum o kuralsız trafikte hareket etmek kolaylaştı, sokağın pisliği bile artık gözüme batmamaya başladı. Ama Hindistan’da sende en çok etki bırakan ne derseniz, o kadar çeşitliliğin bir arada sakince yaşıyor olması derim hiç düşünmeden.

Hindistan’da birçok din var; Hinduizm, Jainizm, Sikhizm, Budizm, İslam, Hristiyanlık ve daha niceleri. Yüzlerce dil var sürekli konuşulan, yüzlerce kültür, yüzlerce mutfak, bir milyar da insan var… İlk başta gözümü korkutan bu sayılar, beni oraya bağlayan neden oldular. İnsanlarda Hindistan konusunda bu kadar bağımlılık yaratan şey bu çeşitlilikmiş, bu yüzden oraya bir kere giden herkes bir kere daha gidiyormuş bunu anladım. Çünkü bu kadar çeşitlilik arasında öğrenebileceklerinizin sınırı yok. Bu yüzden bir kere gitmek yetmiyor, bir yerde kalmak hiç yetmiyor. Hindistan öyle bir ülke ki her saniye size insanlık dersi de veriyor. Mumbai sokaklarında yürürken ben hep bu kadar sefillik bu kadar zenginlikle nasıl bir arada yaşıyor diye düşünüyordum. Bir tarafta çocuğunu yolun kenarındaki giderde yıkayan bir anne görüyorsunuz yanından BMW geçiyor, ağaca bağladıkları bir tentenin altında hayata tutunan çocuklar görüyorsunuz arkalarında şehrin en pahalı rezidanslarından biri yükseliyor. Kapıları hep açık olan o trenlerde bile birinci sınıf ikinci sınıf ve üçüncü sınıf vagonlar var. Evlerde hizmetçi olarak çalışan ablalar üzerlerinde rengarenk saree’leriyle yolun kenarında durmuş dedikodu yapıyorlar, seyyar satıcılardan yemek yiyen insanlar kalabalık oluşturmuş, yolun kenarında bilezik satıcılarını görünce anlıyorsunuz aslında ne kadar renkli ve canlı bir ülke orası.

 

10481665_10203807186093875_3573958958923902676_n

 

Ve tabii öğrencilerim… Her birinin gözlerindeki o pırıltı, sütlü kahverengindeki tenleri, simsiyah saçları… Her sabah bana neşeyle “Good morning Ma’am!” deyişleri. Hele de derse her girdiğimde hep bir ağızdan “Hoş geldin öğretmenim!” diye bağırmalarını, doğum günümde Türkçe doğum günü şarkısını söylemelerini hayatım boyunca unutmayacağım. Dil kimi zaman aramızda bir engel olsa da, birbirimizi anlamaya çalışarak, kültürlerimizi karşılaştırarak geçirdiğimiz o sevimli dakikalar zihnimde sanki dün gibi her zaman. Son gösteride öğrencilerimden bir kısmının gösteri bitiyor diye ağlayarak sahneye çıkmaları, diğerlerinin de sahnede ağlamaları… Artık veda etme vakti geldiğinde de onları bir daha ne zaman görebilirim ki diye düşünürken ben,  anladım ki bu stajın tek kötü yanı bu kadar kısa zaman sonra hoşça kal demek zorunda olmakmış.

Eylül Beyazıt, İzmir