Çin’de Global Citizen Olmak: 13 Soruda Enes’in Global Citizen Tecrübesi

Taaa Çin’e gitti Enes, Global Citizen ile. 13 soruda Çin’de Global Citizen olmayı Enes’ten dinlemenizi tavsiye ederiz!

1) Neden Çin?

Ben Global Citizen’a başvuracağım dediğimde aklımdaki hedef ülkeler: Polonya olur güzel olur, hadi Rusya-Macaristan tamam, böyle bir Doğu Avrupa’yı gideyim göreyim, daha önce yurt dışına çıkmamışım vs. bu tarz bir kafadaydım. Ta ki yurt dışı konusunda vizyonum biraz daha genişleyene kadar. Açıkçası her konuda, özellikle böyle ülke seçimi vs konusunda aileler biraz Avrupa’ya yönlendirir ya benim babam, beni aslında biraz daha Çin’e yönlendirdi diyebilirim. Yani neden Polonya neden Rusya? Yani hep kullanılan bir şey var ya Avrupa’ya her zaman gidebilirim algısı. Ben bugün çıksam gerçekten bugün çıksam rahat bir şekilde Macaristan’a gidebilirim ki gideceğim de. O konuda benim biraz daha hayatımın sonraki kısmında yapamayacağım bir yere gitmem gerekiyordu.

2) Belki hayatında sadece bir kere olabilecek bir şey…

Kesinlikle, hayatında belki de bir kere ve hiç unutamayacağın bir anı. O yüzden biraz daha farklı arayışlara girdim diyebilirim. Yani nerelere baktım? Tamam Doğu Avrupa’da birçok yere başvurdum ama başvurduğum yerler arasında Sri Lanka da vardı, Singapur da vardı, Tayland’a da başvurdum Çin’e de başvurdum. Ama hep uzak doğu vardı. İşte sonrasında bir şekilde Çin’de karar kıldım. Güzel keyifli zamanlardı.

3) Bir şansın daha olsa tekrar aynı yere gitmek ister miydin, neden?

İsterdim ya, yaşadığım bir anı: Büyükada’da sokaktan geçiyoruz baharatlı yemek kokusu geldi burnuma, bu Çin’de çok vardır. Mesela bir sokağa daldığın zaman o an tüm restoranların baharatlı kokusu, yemek kokusu gelir. Dün özlediğimi fark ettim, bir de oradan arkadaşlarımla hala konuşuyoruz. Başta tabii ki kültür şoku oldu benim için ama sonrasında oldukça ısındım, oldukça keyifliydi ve açıkçası bugün gitsem, bugün de Çin’de yaşarım ben. Yani, yaşayabilirim diye tahmin ediyorum.(Gülüyor)

4) Yaşadığın en büyük kültür şoku neydi?

En büyük… Düşüneyim biraz ama ilkinden başlayayım: Uçaktayım, Çin havayollarıyla gidiyorum zaten bütün hostesler falan zaten Çinli ve İngilizceleri çok çok zayıf. Sadece kelimeleri seçebiliyorum konuştuklarında. Ne almak istersiniz dediklerinde, chicken, fish onları bile zar zor seçebildim çok farklı şekilde söylüyorlardı anlayamıyordum. Neyse, geldi yemeğim. Balık istemiştim çünkü diğerlerini birkaç kere tekrar etmesine rağmen anlayamamıştım. Neyse balık geldi, balığı tattım yiyemedim, yanındakileri tattım yiyemedim, hiçbir şey yiyemedim. Baya hiçbirini yiyemedim ama hepsi kaldı böyle, en son bir tane paketin içinde bir şey var: yani böyle yeşilimsi, ama dışarıdan çok ilginç duruyor.

Bakıyorsun, acaba böcek mi, kurutulmuş böcek mi falan. Zaten gitmeden önce hep okuyordum onlar ne yiyorlar diye. Uzun bir süre ben o paketi açmaya cesaret edemedim. Paketi açıyorum böyle içinde yeşil bir şey var. Hani sosa batırılmış böcek gibi duruyor. En son böyle gözümü kapatıp ağzıma attım vee.. fasulye olduğunu anladım.

Bir de şey vardı mesela, sabahları ya da spor yaparken birlikte spor yapıyorlar. Mesela, bir grup kadın var yaş aralığı 30-60, arkadan müzik çalıyor hep beraber dans ediyorlar gibi düşün hep beraber aynı koreografilerle dans ediyorlar. Ya da spor yaparken hepsi hızlı hızlı aynı müzikle yürüyorlar. Bundan da baya etkilenmiştim gördüğümde.

5) En etkilendiğin şey…. Bu anlattığın mı?

Yok hayır, en etkilendiğim şey… Benim projem 4 haftalık bir projeydi, 4 haftanın sonunda son 2 haftamı beraber geçirdiğim öğrencilerden ayrılış günüm oldukça etkileyiciydi. Oldukça çarpıcıydı yani. Şey vardı zaten yani, ilk hafta çok zordu onların içinin ısınması vs birbirlerini de tanımıyorlardı. Birbirimizi tanımakla geçti ilk hafta. Ama 2 haftanın sonunda o ayrılacağımız gün hep beraber bir fotoğraf çekilmeye çalıştık ki öyle bir fotoğraf yok yani. Herkes bir şey yapmaya çalışmış, kimisi kolunu atmış kimisi bacağımı tutmuş, birisi kafamı tutmuş vs. Gitme bize mail at sonra olur mu, skype yapalım gibi istekleri oldu. Duygusal bir andı.

6) Global Citizen’a gitmeden önce önyargıların var mıydı, varsa nelerdi?

Açıkçası ben Çin’e gitmeden önce, daha doğrusu Çin’e yönelmeden önce orayı araştırmamıştım, yani şey gibi oldu: Evet Çin’e gideceğim dedim ve böyle dedikten sonra araştırmaya başladım, açıkçası Çin’e gideceğim dedikten sonra ön yargılarım oluştu. Daha öncesinde hiçbir ön yargım yoktu. Ama şey oldu mesela Çin’de hava kirliliği varmış, Çin’de böcek yiyorlarmış, aç kalıyorlarmış, çok kalabalık zaten metroda hiçbir yere binemiyorsun gibi internette dolaşan bilgiler var. Ama ve tabi iki hepsi birer birer kırılıyor zaten. İlk gün mesela uçaktan indim, havaya bakıyorum, yaklaşık 200 m ötedeki evi göremiyorum sisten. Dedim acaba güneşi göremeyecek miyiz temmuz ayında!? Ama tabii ki öyle değildi, ikinci gün güneş açtı, ve bana 45 günün sonunda hava gayet temiz görünüyordu. Yani ön yargılar ne bileyim oradaki insanların yaşayış tipine vs bakmak lazım önce. Mesela, böcek mi yiyorlar, neden yiyorlar buna bakmak lazım.

İlk haftamda orada edindiğim ön yargılardan bahsedeyim mesela: İlk bir hafta oradaki insanlar bana çok kaba gelmişti, çünkü metroya binerken işte birisi sana çarpar, metroda ineceksindir kapı önündesindir arkadan biri o da inecekse senle kapı arasına girer vs.

İlk hafta ben de şey belirmişti işte çok kabalar, çarpsalar bile özür dilemiyorlar vs şeyler oluşmaya başlamıştı ama sonrasında birer birer kırılışını izledim diyebilirim çünkü, ortamı değerlendirmeye başlıyorsun sonradan ve düşünsene o kadar büyük bir şehir, o kadar çok insan yaşıyor, metrolar arası geçiş yaparken baya ordular halinde yürüyorsun ya böyle bir ortamda aslında yaşayış stilinden dolayı ister istemez insanlar birbirlerine çarpıyorlar zaten ki bu da oradaki aslında gün içerisinde herkesin herkese yaptığı bir şey haline geliyor. Kaba gözüküyorlardı dedim, ama insanlardan birine bir kere gülümsediğinde, hepsi böyle büyük bir gülümsemeyle karşılık veriyorlar, yanına gelip fotoğraf çekilmek istiyorlar vs.

7) Global Citizen öncesi sen ile sonraki seni karşılaştırır mısın?

Projemin bir kısmı çok beklediğim gibi gitmedi açıkçası. Yani beklenti yönetimim yeterince yapılmamıştı veya benim beklentilerim biraz yüksekti. İlk 2 haftam oldukça zor geçti. Daha doğrusu ilk haftam çünkü iş tanımımdan çok farklı işler yaptım. Ama beni tamamen geliştiren bu 4 haftalık proje süreci oldu. Şu şekilde: mesela projeden önce bu kadar iyimser bir insan değildim, her şeyin iyi tarafını görmeye yatkın değildim. Yine görürdüm ama projeden sonraki ben kadar değil. Neden, çünkü proje boyunca tamamen düştüğüm ortam beklediğimden farklı bir şey çıktı. Her sabah sabahın 5 buçuğunda kalkıyordum. Bu tarz zorluklar vardı, ilk hafta gerçekten çetin geçmişti ve ben oradakilerle sürekli bir tartışma içindeydim. Ama bir süre sonra, onların da yapamayacağı bir şeyi anlamaya başlıyorsun ve açıkçası bu bende empati yeteneğini geliştirdi. Ve ben birinci haftanın sonunda biraz daha iyimser yaklaşmaya, her şeyin iyi yönünü görmeye başladım. Çünkü yaptığım iş, zor bir işti ama gerçekten oradaki yetimhaneye bir şeyler katan bir işti. 5.30-9 arası çalışmış olmam oradaki çalışma saatleri açısından önemli bir saatti. Bunlar bende hem empatiyi uyandırdı hem iyimserliği uyandırdı hem de oradaki her bir çocuğa farklı bir yolla ulaşmamı sağladı. Bir liderlik gerçekten gelişiyor orada.

Neden, çünkü çok farklı kişiler var orada. 3 yaşında birisi de var 19 yaşında birisi de ve burası bir yetimhane. Bu kişilere nasıl yaklaşacağımı gerçekten ilk hafta bilememiştim ve bizim ilişkimiz orada birbirimize el sallama ve gülümseme şeklindeydi, İngilizceleri de yoktu çünkü o kadar. Ama 1. haftanın sonunda benim doğum günü partimi düzenleyen kişi, o işaretlerle anlaşmaya çalıştığım kişiydi.

İşte yani gerçekten liderliğimi ve vizyonumu geliştirdiğine inanıyorum. Orada tanıştığın her bir kişi sana bir şey katıyor, her insan ama. Dünyanın küçük olduğunu görüyorsun. Çin’e gitmişsin, 12 saat uzaklıkta, aklının ucuna bile gelmez. Adım atarken çok büyük tereddütlerin var. Ama o proje sonrası, şu an, benim gidemeyeceğim ülke yoktur. Kalksam giderim. Vizyonun genişliyor, kültürleri tanıyorsun.

8) Bu tecrübeni yeniden yaşayacak olsan neyi farklı yapardın?

İlk haftayı farklı yapsaydım mesela, bu kadar unutamayacağım bir tecrübe olur muydu, şüpheliyim. İlk iki hafta benim için çok zordu, zor olduğu için unutulmaz. Ama her şeyi mükemmel yaptığımı düşünseydim benim için biraz daha sıradan bir şeymiş gibi geçecekti. Ne biliyim Türkiye’de yaşıyor gibi orada yaşasaydım belki benim için böyle bir tecrübe olmayacaktı. Ama böyle zorlukları yaşadığım için orada her gün, günlük tutmak benim için çok zordur normalde, günü gününe bir şey yapmak benim için çok zor bir iştir, ama orada 50 gün boyunca günlük tuttum ve onların hepsini de kaydettim. Ama yine de neyi farklı yapmak isterdin dersen daha fazla tadını çıkarmak, daha fazla iç içe olmak isterdim. Daha fazla yerler keşfedeyim, daha farklı insanlarla tanışıyım şeklinde.

9) Sence Global Citizen’in senin geleceğine katkısı nasıl oldu?

Az önce farklı bir kültür tanıyorum, vizyonum genişliyor diye bahsetmiştim. Oradaki insanları da gözlemleme şansım oldu, orada çok fakir insanların olduğunu da gözlemliyorum çok zengin insanların olduğunu da. Biraz daha gelecek planlarım kendim tarafından direkt yapılmasa da oluşmaya başlıyor, yani ne bileyim nerede yaşayacağım, hangi işi yapacağım bunlar belirmeye başlıyor. Dediğim gibi kültürlerdeki ön yargıların kırılıyor ve sen ilerde neyi farklı yapacağını keşfetmeye başlıyorsun. Orada fark ettim ki insanlarla ilişki kurmaya yatkın birisiyim ve ilerde de insanlarla iç içe olacağım bir iş yapmak istiyorum. Masa başı insanı değilim bunu keşfettim mesela.

10) Global Citizen olmanın bana kattığı en büyük şey….

Ben buna heyecan demek istiyorum ama. Ben zorlu haftalar sonrasında her güne bir heyecanla pozitif başlayabilmeyi öğrendim diyebilirim.

11) Hayat değiştirmek için mutlaka şu ülkeye gitmeliyim dediğin bir yer var mı, neden?

Hindistan. Hindistan ya da Mısır. Ama Hindistan ağır basıyor gibi. Çünkü, diğer ülkeler hakkında biraz daha yorum yapabiliyorum ama Hindistan hakkında çok yorum yapamıyorum. Bir de gerçekten görmek istiyorum ve sempati duyuyorum. Bu, o ülkede yaşamalıyım gibi bir sempati değil ama o ülkeyi görmeliyim orada vakit geçirmeliyim şeklinde. Bir de Hindistan, gerek ekonomik yapısı gerek insanları yönüyle oldukça zor şartlar altında çalışan insanların olduğu bir ülke. Orada daha çok insana yardımcı olabilirim diye düşünüyorum.

12) Herkes Global Citizen olmalı çünkü…

Bence dünyadaki en büyük problem iletişimsizlik, eğer bu sorunu çözersek bütün sorunları çözmüş oluruz. Kaç milyar insan yaşıyor, dünyanın bir ucundaki insan diğer ucundaki insanın açlık vs sorununu duyamıyor yardım edemiyorsa ya da içinde yardım etme duygusu yoksa bu insanlar açlıktan değil iletişimsizlikten ölüyor, en büyük sorun budur. İşte bunu kazandırmak için insanlara herkes Global Citizen olmalı.

13) Herkes Global Citizen olmamalı çünkü…

Eğer dünyayı geliştirmek gibi bir vizyonunuz yoksa, sabit fikirliyseniz, tek amacınız oturup boş vakit öldürmekse, gelecekle ilgili bir amacınız yoksa, ya da tüm amaçlarınız kendinize yönelikse, insanlara yardım etmek istemiyorsanız ya da dünya sizin için harika bir yerse bence Global Citizen olmamalısınız.

Enes Uslu, İstanbul