Global Citizen Anlatılmaz, Yaşanır!

2 Eylül 2014 tarihinde, İstanbul’a ilk taşındığım gün bana 6 ay sonra hayatımı sonsuza kadar değiştireceğim bir tecrübe yaşayacağımı söyleseniz, herhalde oturup size gülerdim. Benim Global Citizen tecrübem hiç beklenmedik ve ani bir şekilde meydana geldi.

 

Okulun yaşattığı bunalım, mevsim değişikliğinden kaynaklanan bir depresyon ve İstanbul gibi koca bir şehire alışma sürecinden kaynaklanan stres dolu günlerimin tam ortasında yurdumun terasında geçen bir muhabbette AIESEC’in adını duydum. Nedir ne değildir bilmeden oturup araştırmaya başladım.

 

Portal’a giriş yapar yapmaz inanılmaz derecede heyecanlandığımı dün gibi hatırlıyorum. Neredeyse dünyanın her yerinde, her tarihte, her konuda binlerce fırsat birden ayaklarımın altına serilmişti. O heyecanla kaç filtre uyguladığımı, kaç proje okuduğumu hatırlamak şu an çok güç. O gece yaklaşık 5 tane projeye başvuru yaptığımı hatırlıyorum.

 

Bir haftadan kısa bir sürede AIESEC Roma Tre şubesi ile eşleşmiştim. Vize süreci, hazırlıklar derken 16 Şubat Pazar sabahı kendimi İtalya’da buldum. AIESEC şubesinden ileride benim EP Buddy’im olacak Massimo ve proje görevlisi Giuliomario beni havaalanından alıp kalacağım yere götürdüler.

 

Ev ahalisinden ilk tanıştığım kişi evin annesi Fedora oldu. O benden daha da heyecanlıydı ki sadece karşılıklı oturup birbirimize bakıyorduk. Kadın İngilizce bilmiyordu, ben de İtalyanca bilmiyordum. Kızları eve gelene kadar iletişim kuramadık.

 

 

Yaşadığım şartlar olağanüstü derecede iyiydi. Fedora ressam ve resim öğretmeniydi. Atölyesi’de bir ev gibi dizayn edilmişti. Mutfağı, yatak odası ve banyosu vardı. Dairenin anahtarını bana verip, orada kalmama izin verdiler. Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeğini hep beraber yiyorduk, uyumak içinse atölyeye iniyordum.

 

Evin babası tatilden bir hafta sonra döndü ve onunla da tanışma fırsatı buldum. Paulo, Birleşmiş Milletler’in FAO kolunda çalışıyordu. Kızları Beatrice ve Erica kadar iyi İngilizce konuşabiliyordu. Sanki her şey, benim mükemmel bir tecrübe yaşamam için bir romanın sayfasından alınmış gibiydi.

 

Projem İtalya’daki Primo Levi Fen Lisesi’nde her sınıftaki öğrenciye İngilizce, Tarih, Biyoloji ve Matematik dersi vermeye dayalıydı. İlk sınıfıma girdiğimde ayaklarım titrerken, son günümde ağlamamak için dudaklarımı ısırıyordum.

 

Gerek öğrenciler, gerekse öğretmenler bana aşırı nazik ve misafirperver davranıyorlardı. Gidişimin 4. haftası benim için sürpriz parti bile düzenlemişlerdi.

 

 

Ne kadar anlatmaya, ifade etmeye çalışsam da Pinco meydanında ki yağmurlu gecedeki hissettiklerimi, ailemle akşam yemeğinde ettiğimiz muhabbetleri, öğrencilerimin bana yazdığı minnet notlarını okumanın verdiği tatmini, Via Del Corso’da tek başıma yaptığım yürüyüşü kelimelerle ifade edemem.

 

Uzun sözün kısası, Global Citizen’dan önceki Alihan ile Global Citizen’dan sonraki Alihan asla bir değil. Bana kattıkları, yaşattıkları, hissettirdikleri okulda aldığım milyon tane derse bedel. Bu tecrübe beni o kadar etkiledi ki, bunun sayesinde döndükten sonra hemen AIESEC’e üye oldum ve 8 aydır aktif biçimde rol almaktayım.

 

Yazımı bitirirken söyleyebileceğim son cümle ise şudur; Global Citizen anlatılmaz, yaşanır..

 

Alihan Bolat, İstanbul

 

 

1 cevap

Cevapla

Tartışmaya katılmak ister misiniz?
Katkı yapmaktan çekinmeyiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir