Global Citizen ile Bulgaristan Tecrübem

Geçtiğimiz yaz kafaya koymuştum, mutlaka koskoca yaz tatilini değerlendirecek bir şeyler yapmalıydım. Önce yazın başında İstanbul’da stajımı yaptım, sonra Haziran ayında aslında birçok insan için artık çok denilebilecek  bir zamanda Global Citizen başvurularında bulundum. Aklıma esen gidebileceğim her yere başvurdum. Mülakatlara başladım, tarihi ve projesiyle bana en uygun olduğunu düşündüğüm Bulgaristan’ı seçtim. Çünkü seçildiğim şehir(Ruse); Tuna nehrinin kıyısında şirin mi şirin, tarih kokan, yemyeşil bir Balkan şehriydi ve nedense internetten araştırdığımda  nedense içim ısınmıştı. Halkın gelir düzeyi düşüktü ama azıcık nüfusuyla kendi halinde mutlu sıcacık bir şehre benziyordu. Dedim tam benlik:)

Ben, 3-6 yaş arası çocuklara İngilizce öğretmek ve oradaki arkadaşlarıma, çocuklara Türk kültürünü tanıtmak için gittim. Dokuz farklı ülkeden, dokuz kişiydik.6 hafta boyunca 7-24 bir aradaydık. Üniversitenin yurdunda aynı katta tek bir koridorda kalıyorduk.O, 6 haftanın sonunda kardeş gibi olup, ayrılık günü geldiğinde salya sümük herkesin ağlaması belki de bu kadar çok şeyi hepimiz bir şekilde ailemizden,ülkemizden,onca sevdiğimizden uzakta her şeyimizi birlikte paylaştığımız , birlikte gülüp,birlikte ağladığımız içindi.Ve belki de bir daha 9 unu ,hatta AIESEC’lilerle birlikte o 15 kişiyle bir daha bir araya gelip 6 hafta geçiremeyeceğimiz içindi.Bak yine duygulandım:(

Sabahtan öğlene kadar kreşlerimizi gidip, minik şeytanlarımızla oyunlar oynuyor,yarışmalarla şarkılarla miniklerimize İngilizce’yi en eğlenceli şekilde öğretmeye çalışıyorduk.Öyle keyifliydiki,dillerini,hatta bir çoğumuz alfabelerini dahi bilmesek de o minicik ellerinden tutup birilikte her şeyi yapıyorduk.Belki de , birçoğu hayatlarında ilk defa bir yabancıyla karşılaşıyordu.O yüzden onlar için her sabah koşup bizim bacaklarımıza sarılmak hatta bunun için kendi aralarında didişmeleri büyük bir ayrıcalıktı.Ayrılırken de çok zor oldu tabi.Öğretmenleri bugün ,ablanızın son günü dediğinde dudaklarını büzerek yanıma geldikleri hala aklımda.

izell

 

Tabi projenin dışındaki zamanlarda bol bol şehri geziyor. Akşamları ya dışarlarda bir yerlere eğlenceye gidiyor ya da birimizin odasında toplanıp 24 saat açık marketimiz Patsoni’ den aldığımız abur-cuburlarla oyun masasını kurup saatlerce iskambil oynuyorduk. O kadar farklı oyunlar oynadık ki, her milletten bir iskambil oyunu öğrendim herhalde. Hafta sonları ise başka şehirlere geziler düzenliyorduk. AIESEC’liler de hep bizimleydiler. Her derdimizde yanımıza geliyor ve ellerinden geleni yapıyorlardı. Birde bizi memnun etmek için her akşam yeni yerlere götürüp, organizasyonlar düzenliyorlardı.

Ülkenizden uzakta sizin dilinizi konuşan, kültürünüzü bilen tek bir insan bile yokken bazı şeylere uyum sağlamak zaman zaman zor olsa da, üstesinden gelmeyi, kendi ayaklarınız üstünde durmayı öğreniyorsunuz. Döndüğünüz zaman ise aslında hayatta kafaya taktığımız, moral bozduğumuz onca şeyin aslında ne kadar basit olduğunun farkına varıyorsunuz.

“Hayat değiştiren tecrübe diye boşuna dememişler, hayatın tadını almayı, her şekilde mutlu olmayı öğreniyorsunuz.” AIESEC’e ve bu tecrübeyi yaşamamda bana destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Umarım, herkes bir gün bu tecrübeyi yaşama şansına sahip olur.

Izel YAZICI | Bulgaristan

 

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *