Hindistan’da Global Citizen Olmak: 11 Soruda Buse’nin Global Citizen Tecrübesi

Buse’ye 11 soru sorduk ve Hindistan’da yaşadığı Global Citizen tecrübesini bize anlatmasını istedik. İşte sizi ön yargılarınızdan kurtaracak bir Global Citizen tecrübesi!

1) Global Citizen için hangi ülkeye gittin?

Hindistan’a gittim. Hindistan’ın Güney Batısında bulunan Manipur üniversitesinde bir projede yer aldım.

2) Neden Hindistan?

Küçüklüğümden beri hayalimdi. AIESEC’le tanışmam da böyle oldu zaten. İnternette geziyordum sonra birden “AIESEC, yurtdışı, gönüllülük” tarzında kelimeler gördüm şu an çok hatırlamıyorum. Tıkladığım an: “Ben Hindistan’a gideceğim!” dedim oda arkadaşıma. Ve sadece tek odağım Hindistan’dı zaten. Aralık başı gibi bu ilanı görüp başvurdum ve Ocak sonu gibi gitmiştim, çok hızlı bir süreçti. O kadar heyecanlıydım Hindistan için. Beni çok mutlu eden bir ülke. Sadece resimlerini görmek, o tarz bir kültürü yaşamak bile çok heyecanlandırıyordu beni eskiden beri. Bu yüzden Hindistan’ı tercih ettim.

3) Global Citizen olmadan önce önyargıların var mıydı Hindistan’a karşı?

Aşı yaptırıp yaptırmayacağımı bilmiyordum mesela. Ama hiçbir zaman: “Ay çok pistir, nasıl yaşarım ben orada.” Dememiştim. Güvenlikle ilgili korkuyordum, endişelerim vardı buna yok diyemem. Aşı gerekir mi, nasıl yerim, ne ilaçlar almalıyım, paket paket mi götürsem gibi şeyler düşünüyordum. Sonra biraz daha araştırdım, gitmeden önce doktora da gittim, gitmeden önce neler alabilirim diye ama şunu gördüm oraya gidip döndükten sonra: Gerçekten de hiç gerek yok. Sadece mide ilacı gerekli, kesin götürülmeli. Onun dışında aşı çok saçma. Güvenlik deseniz insanlar inanılmaz sıcak tabi ki bulunduğunuz şehre göre çok değişen bir ülke Hindistan, yani her yerin %100 güvenli olduğunu asla söyleyemem. Ama ben bir üniversite yurdunda kalıyordum, her tarafımda AIESEC’li vardı, her tarafımda üniversite öğrencileri vardı ve yurtdışından benim gibi bambaşka ülkelerden gelmiş benim gibi olan öğrencilerle birlikte yaşıyorduk. Bundan daha güvenli bir ortamda hissetmemiştim kendimi.

4) Oraya gittiğinde yaşadığın en büyük kültür şoku ne oldu?

Trafikte şerit sol taraftan akıyor yani bizim tam tersimiz. Arabaların şekilleri de farklı, bizim minibüslerimiz onların otobüsleri gibi. Otobüslerinde iç tasarım da bizimkilerden farklılık gösteriyor. Şoför koltuğunun yanında dikey sırada koltuklar var sonrasında normal bildiğimiz koltuklar vardı. Dediğim koltuklar boş duruyordu ve biz de Brezilyalı arkadaşımla arkada oturuyorduk. Sonra bir anda içeri saçı sakalı dağınık, böyle göbeğine kadar sakalı olan, hafifçe yaşlı, altında sadece bez gibi bir şey olan, kafasına sarık gibi beyaz bir şey takmış ve suratı boyalı bir adam girdi. Herkes geri çekildi. O adam öndeki o boş koltuklardan birine oturdu.

Biz de arkadaşımla merak ettik: “Ne oluyor ya bu adamdan neden korktular, hırsız mı acaba?” diye düşünmeye başladık. 5-10 dakika sonra “Ne olacak ya hadi gel bir tanışalım.” Dedik ve yolculara “Pardon, geçebilir miyiz, pardon…” diyerek gidip hemen adamın yanına oturduk ve bu sırada herkes bize bakıyor. Sonra adama İngilizce biliyor musunuz diye sorduk önce anlamadı uzun uzun baktı ve yes dedi bir şeyler dedi ama İngilizce konuşmuyordu sadece kelimeleri algılıyordu. Muhabbetin sonunda kimsiniz, İngilizceyi nasıl öğrendiniz falan diye sorduk. Adam bir saduymuş. Yani nehirde, tapınaklarda yaşayan, hayatını dine, kutsallığa vermiş, ailesinden kopmuş bir insan. Ve o koltuğu ona ayırmışlar, onun yanına oturmaya o kadar yükselecek biri yokmuş sosyetede. İşte bu yüzden herkes geri gidiyormuş, biz de gidiyoruz muhabbet ediyoruz, selfie çekiliyoruz adamla. İngilizceyi nasıl öğrendiniz dediğimiz de ise meditasyon yoluyla dedi.

Allah allah, nasıl yani diye düşündük ama sonradan düşündüm ki, sonuçta orada öyle bir gerçeklik var. Yani ben kimim ki o adamı, meditasyon yoluyla ya da değil, belki Google’a yazarak ya da kursa giderek ne olursa olsun, sorgulayamam. Onun gerçekliği orada. O böyle bir hayatı seçmiş ve inançları bu. Ben nasıl gülebilirim buna. Sonradan bunu konuştuk arkadaşımla ve bu gerçekten benim için bir aydınlanma anıydı. Ben Türkiye kültürüyle büyüdüğüm için bu bana komik gelen bir şeydi ama bu bir insanın hayatı. O yüzden bunu fark ettiğim bir kültür şokuydu.

5) Seni en çok etkileyen neydi?

Çocuklarla iletişimim çok güzeldi. Zaten projem de biraz daha ilkokul öğrencileriyle, biraz daha maddi durumu kötü öğrencilerle ilgiliydi. İki üç günde bir farklı okulları geziyorduk. Oradaki hocalar bizi derslere sokuyorlardı. Farklı öğrencilerle basit İngilizce, kendini tanıtma, kültürünü tanıtma, top oynama, matematik dersleri, renkleri öğretme gibi şeyler yapıyorduk. Aslında şöyle düşünürsün, Hindistan sonuçta İngiltere sömürgesi, herkes İngilizce biliyor ana dillerinden biri de bu zaten, değil mi? Ama hayır, bilmiyor çoğu kişi.

Ben daha kırsal bir yerde kalıyordum, Delhi’de falan değil, güneydeydim. Öyle olunca da, öğrencilerle iletişim kurabilmek için ekstra gayret sarf ediyordum. Ama şunu gördüm, ilk iki saat çekinen, senin yanına yaklaşamayan, senin yüzüne bakamayan çocukların, ikinci günün sonunda bağırarak ağlayarak üzerine atlayıp: “Lütfen gitme, lütfen bir daha gel, arkadaşım…” böyle kelimeleri sürekli sarf etmeleri, çok güzel bir duygu. En değerli anımdan biri de buydu Hindistan’da.

6) Peki, bu tecrübeyi yeniden yaşayacak olsan, neyi farklı yapardın?

Daha çok kalırdım. Belki kuzeye giderdim. Çünkü Kuzey Hindistan ve Güney Hindistan bambaşka iki ülke. Güneyi biraz gezebildim. Hafta sonları, cumaları da alarak, iki eyalette dört beş farklı şehri gezebildik, tren maceraları falan bunları yaptık. Ama benim gördüğüm Hindistan teknolojik ve ekonomik anlamda daha az gelişmiş, ama kültürlerine sahip çıkan insanlardan oluşuyor. Türkiye’ye gelip Karadeniz’in bir köyüne gitmişsin gibi. Yani oranın İstanbul’unu görüp o ülkeyi tamamen karşılaştırabilmek isterdim. Hoş, belki de görmediğim için benim gözümde çok farklı, ulaşılamaz derecede farklı bir tecrübeydi. Belki görseydim, bu kutsallığını, değerliliğini biraz değiştirecekti. Düşürmek değil ama değiştirecekti. Belki görmemem daha iyi oldu. Gitmek için bir nedenim de oldu ama dediğim gibi daha çok gezerdim.

7) Sence Global Citizen’ın senin geleceğine katkısı nasıl oldu?

Şekillendirdi, değiştirdi. Bakış açımı ve de geleceğimi de doğal olarak, bakış açımı değiştirdikçe geleceğim de ona göre şekilleniyor çünkü. Gerçekten ne yapmak istediğimi fark ettim hayatta. Ne kadar şanslı olduğumu, Dünya’nın Avrupa, Amerika gibi batı odaklı bir yer olmadığını fark ettim. Belki Asya’ya, Güney Amerika’ya açılan koskoca kapılar olduğunu fark ettim. Dünya gerçekten büyük bir yermiş, bunu anladım.

8) Global Citizen olmadan önceki Buse’yle, şimdiki Buse’yi karşılaştırır mısın?

Global Citizen olmadan önce daha mükemmeliyetçi, daha kuralcı, daha çok arkadaşlarıyla cuma cumartesi gecesi dans etmeyi, eğlenmeyi seven, biraz daha hayata önyargılarla yaklaşan bir insan vardı. Biraz daha diyorum çünkü hiçbir zaman tamamen önyargıyla yaklaşmadım ama daha farklıydım. Daha kapalı tutuyordum kendimi, insanlar ne der diye korkuyordum, çevremdekileri çok önemsiyordum. Ama daha Hindistan’a gitme kararı aldığım andan itibaren, insanların:

“Ne yapacaksın orada, orası pis, kokuyor.” Gibi tepkilerinden sonra ne kadar sinirlendiğimi, sen nasıl böyle dersin orayla ilgili hiçbir şey bilmiyorsun, gitmedin, okumadın, bilmiyorsun diye düşüncelere kapıldığımda, aslında doğru yerde olmadığımı fark ettim. Zaten bu tecrübe benim AIESEC maceramı da başlatan tecrübe oldu. Bu süreç içerisinde kendimi nasıl hissediyorsam, öyle ifade edebilmeyi öğrendim.

Bana ne, insanlar ne derse desin, o onun problemi. Onun onu beğenmemesi, benim arkadaşlığımı bitireceğim anlamına da gelmiyor ama onun beğenmemesinin benim üzerimde bir etkisinin olmadığını fark ettim. Ben bağımsızım, okuyorum, görüyorum ve hareket edebilirim şeklinde bir psikolojiye girdim.

9) “Hayat değiştirmek için mutlaka şu ülkeye de gitmeliyim!” dediğin bir yer var mı?

Nepal, Gana ve Peru.

10) Herkes Global Citizen olmalı çünkü… ?

Herkes Global Citizen olmalı çünkü kendilerini keşfedebilecekleri daha iyi bir ortam olmayacak hayatlarında.

11) Herkes Global Citizen olmamalı çünkü… ?

Olmamalılar çünkü geri dönüşü yok. Bir kere oraya gittiğinizde içinizden bir parçayı orada bırakıp döneceksiniz ve asla geri döndüğünüzde aynı insan olmayacaksınız.

Buse Ercan, İstanbul