Ben Deniz Eraslan, Galatasaray Üniversitesi 3. öğrencisiyim.  AIESEC’ i önceki sene Brezilya’ya giden arkadaşlarımdan duydum, ‘bakayım neymiş bu AIESEC’ dedim , sonra da bir bakmışım ki Fas’tayım, Sahra çölünün ortasında gece yıldızları izliyorum!

Projem, Fas’ın Meknes şehrindeki bir okulda çocuklara İngilizce öğretmekti. Verdiğim en doğru karar çocuklarla ilgili bir proje seçmekti diyebilirim. Bir gün bir bakıyorsunuz ki bir çocuk türkçe ‘seni seviyorum canım’ demeyi öğrenmiş de gelmiş, diğer gün masanızda bir sürü sizin için hazırlanmış küçük hediyeler, diğer bir gün doğum gününüzü kutluyorlar hep bir ağızdan. Her gün öpücüklerle karşılıyorlar sizi. Okul bittiğinde yine öpücüklerle uğurluyorlar. Moraliniz bozuksa bile bir anda bambaşka, saf ve karşılıksız sevginin olduğu eğlenceli bir dünyanın içinde buluyorsunuz kendinizi.

Bütün bunların yanında tabii ki de zorlandığım, kendimi çaresiz hissettiğim anlar da oldu. Hayat standartları çok yüksek çocuklar olmadıkları için çoğu İngilizceyle o zamana kadar hiç tanışmamıştı,  bundan dolayı ilk başlarda anlaşabileceğimiz ortak bir dilimiz yoktu .Ama sonra gördüm ki siz inanırsanız çocuklar da isterse o engeller ortadan öyle çabuk kalkıyor ki. O ortak dil;  özveriyle ve sabırla oluşuyor. Şuan geriye dönüp baktığımda yüzümde sadece kocaman bir gülümseme var. Hayatlarına bir nebze bile dokunabildiysem ne mutlu bana. Günün sonunda kazandıklarınız kaybettiklerinizden öyle üstün geliyor ki ne yorgunluklarınızı hatırlıyorsunuz, ne de yaşadığınız zorlukları.

 

Neden onca ülke arasından Fas’ı seçtiğime gelecek olursak, turistik olarak çok görmek istediğim bir ülkeydi. Bir de üstüne çocuklarla ilgili bir proje bulunca ve birilerine yardım etme düşüncesinin heyecanı da eklenince bu ülkeyi tercih ettim. Bunun yanında , turist olarak gidip gezmekle , bir bucuk ay orda yaşamak aynı şey olmadığı için tabii ki de gitmeden bazı çekincelerim oldu, iki arkadaş gittiğimiz için bu konuda daha şanslıydım, birbirimizin heyecanına da korkusuna da ortak olduk. Arap ülkesi olduğundan dolayı nasıl giyinmemiz gerekiyor, gitmeden aşı olmak gerekir mi, tek başına dışarı çıkmak güvenli mi , yediğime içtiğime dikkat etmem gerekiyor mu gibi kafamda bir çok soru vardı. Gidince anladım ki hiç bir şey gözümde büyüttüğüm kadar korkutucu değilmiş.

Fas’ta olmak;  zamanda yolculuk yapmak gibi

Şehirlerin daracık ışıksız sokaklarında kaybolmak, kocaman meydanlarda kendini kalabalığa bırakmak, Sahra çölünde sonsuz sessizliği dinlemek, hiçliğin ortasında binlerce yıldıza bakarak uykuya dalmak, her şeyin mavi olduğu Chechaoeune sokaklarında kendini kaybetmek, Tangier’de bir tarafında Cebelitarık boğazı kalırken , karşıdan İspanya’yı izlemek. Bütün bunları yaparken bir yandan da yolda bir sürü insanla tanışmak, önceden tanıdıklarınla kardeş gibi olmak, birlikte televizyonda Arapça dublajlı Türk dizleri izlemek… Ölmeden önce yapılacaklar listesi’ne bir tik daha atmak!

 

 

O güzel çocuklara, dünyanın dört bir yanından tanıştığım ve 7/24 zamanımı geçirdiğim arkadaşlarıma, Fas’ın bütün farklılıklarına, zorluklarına binlerce teşekkür borçluyum. Belki Türkiye’de hiç yaşamayacağım şartlarda yaşadım ama bunların sonunda sınırlarımı, nereye kadar dayanabileceğimi öğrendim, kendimi tanıdım. Pek çok farklı ülkeden insanlarla tanıştım, bir insanla aynı dilden konuşabilmek için aynı kültürden aynı ülkeden gelmenin şart olmadığını öğrendim. Ve her şeyin başında eşsiz bir deneyim elde ettim.

Deniz Eraslan / Fas