Bu sene yaz tatilinde farklı bir şeyler yapmak, dünyam da bir şeyleri değiştirmek ve daha önemlisi başka insanlarında yaşamlarında bir fark yaratmak istiyordum. Fakat nasıl yapacağımı bilmiyordum. İşte o günlerde bir arkadaşımın vesilesiyle nasıl yapabileceğimi buldum. Şimdi sizlere önce Mısır’a nasıl gittiğimi daha sonrasında ise orada yaşadığım tecrübeleri anlatacağım. Ben hem yaşarken hem de yazarken çok zevk aldım. Umarım sizde okurken keyif alırsınız…

Her şey arkadaşımın bana AIESEC’den bahsetmesi ile başladı. Sanki bana bir ışık olmuştu. Hemen Google’a girip araştırmaya başladım. AIESEC’in ana sayfasında gezerken daha önceden projelere gidip deneyimlerini paylaşan kişilerin hikayelerini okudum. Aslında o an karar vermiştim. Ben de gitmeliyim ve hem kendi hayatımı hem de hiç tanımadığım insanların hayatlarında farklılık oluşturmalıyım demiştim, üstelik aradığım fırsatta ayağıma gelmişti. Trabzon AIESEC şubesine başvurdum ve süreç başladı. Mısır’da mülteci çocuklar ile ilgili bir proje seçmiştim. Heyecanım doruktaydı ve bir o kadar da korkuyordum.Çünkü farklı bir kültür, farklı insanlar, hiç bilmediğim bir dil. Nasıl anlaşacaktım ne yapacaktım? Evimdeki konfor alanımın çok uzağında olacaktım ve bu beni gerçekten endişelendiriyordu. Sonra düşündüm; bu projeye benim Türkiye’den gittiğim gibi pek çok ülkeden gelen bir çok insan olacaktı ve muhtemelen benimle aynı endişeleri paylaşıyorlardı. Sanırım AIESEC’in en güzel yanlarından birisi bu; farklı ülkelerden insanları bir amaç etrafında birleştirebilmesi…

Bütün süreçler geçmiş, yolculuk zamanı gelmişti

Kalbim adeta kulaklarımda atıyordu. Mısır havaalanına indim. Bir panik kapladı içimi… O an anons edilen Mısır-İstanbul seferinin Türkçe anonsunu duyduğumda ağlayacak gibi oldum. Geri dönmek geldi içimden…

Sakin ol diye telkin ettim kendimi, geliş amacımı hatırladım. Pasaport kontrolünden geçtim. Mısır AIESEC şubesinden kişiler beni havaalanından alıp kalacağımız yere götürdüler Böylece Mısır maceram başlamış oldu…

İlk çocukların yanına gittiğim gün hala gözlerimin önünde, o minicik eller, ufacık kalpler ve sizden bir şey beklemeden verdikleri karşılıksız sevgileri… Ve bana hayatta kazandırdığı en büyük tecrübe her şeyin konuşarak anlaşmak olmadığı oldu. Sevginin dili olmadığını hatırlattı. O çocuklar benim dilimi bende onların dilini bilmiyordum. Fakat onlara sevgimi ilgimi gösterebilirdim. Bazen ufacık bir gülümsemem yeterdi yüzlerinde güller açmasına… Çünkü onlara bir karşılık beklemeden veriyordum ve geri dönüşü muhteşem oluyordu. Ben denize ufacık bir taş atmıştım belki ama dalgaları zamanla büyümüş benim kıyıma vurmuştu. Hele de o çocukların aileleri, tıpkı bizim gibiler biliyor musunuz? Bizim gibi derken yani bizim ebeveynlerimiz gibi; çocuklarının yanında güçlü ve dimdik ama onlar yokken yüzlerinde bir endişe bir hüzün… Ben biz orda çalışırken o insanların yüzünde umudu gördüm. Gözlerinin içinde evet hala iyi insanlar var dediklerini hissettim…

İşin özü, gönüllü olun herhangi bir şey için, bu dünya için, insanlar için ve daha önemlisi çocuklar için, gönülden verin bir şey beklemeden. Sadece saf sevgiyle, kazanabileceğiniz küçük gülümsemeler için… Bütün gün canla başla çalışıp başınızı yastığa koyduğunuzda birilerinin yarın için umudu olmanın huzuruyla tanışın. Bu tadı bir kez aldığınızda bir daha vazgeçemeyeceğinize eminim…

Bu gün yapman gereken tek şey ufak bir adım atmak ve dünyayı nasıl değiştirebileceğini görmek. Belki senin için ufak bir adım olacak ama o adımın etkileri büyüyecek ve bu dünya değişecek belki adını kimse hatırlamayacak. Fakat o gülümsemeler her an yanında olacak ve bileceksin ki sevginin dili yoktur bir gülümsemen yeter..

Hayrunnisa Akdaş / Mısır